Ben dili çok sakıncalı bir o kadarda kendini beğenmişliğin ifadesi olsa gerek. Nasıl mı ? Anlatayım. İnsan isteyerek gelmediği ağlayarak teşrif ettiği bu dünya da bahtı açık ise sosyo ekonomik durumu iyi bir çevrede yaşadığını var sayabiliriz. Ama tersi durumda ise yokluğun damarlarına ilmek ilmek işlendiği, hor görülen, ötekileştirilen ve devamlı aciz ve muhtaç bir yaşam şeklinin dayatıldığını söylersek abartmış olmayız. Durum böyle olunca sağlıklı düşünebilen ve etrafına duyarlı her insandan acaba bu durum niye böyle diye iki elinin arasına kafasını alarak düşünmesi beklenir.
Biz evlerimizde rahat rahat otururken, Suriyeli, Filistinli çocukların kafalarına misket bombaları yağdırıldığını hepimiz film izler gibi görsel basından takip ediyoruz. Filistinlinin başına atılan bombaların atanın İsrail olduğunu hepimiz biliyoruz. Mavi Marmara’nın acısı hala yüreğimizde taze. Allah o yardımın oraya götürülmesinde emeği geçenlerden razı olsun. Ama Suriye’de çoluk çocuk ayrımı yapmadan misket ve varil bombaları ile kendi halkını vurmaktan öldürmekten çekinmeyen zalim bir diktatör olan Esed’in babası Hafız Esed’te halkını gaz bombaları ile vurmaktan öldürmekten çekinmemişti. Bu da bize gösteriyor ki “güç” kimin elindeyse güçsüzü yiyip bitiriyor yüzden benim kişisel olarak beğenmediğim ama halk dilinde “Büyük balık küçük balığı yer.” atasözümüz bu durumu çok güzel bir şekilde özetlemektedir. Güç demişken tarihin tozlu sayfalarında insanların gönlüne giremeyenlerin elindeki gücü diğer insanlara hükmetmek için kullandığını görüyoruz. Devletin işleyişi, devlet başkanının devletin iş ve işleyişi ile ilgili yazılmış en güzel eserlerden birinin Büyük İslam Düşünürü İbn-i Haldun’un “Mukaddime” adlı eseri olduğu kanısındayım. İslam’ın ilk yıllarında devletleşme sürecinde devlet başkanlarının nasıl seçildiğini, devlet içinde insan sayısının artması ile birlikte devlet-vatandaş ilişkilerinin nasıl değiştiğini ve devlet yönetiminin yaptığı yanlış uygulamalarla nasıl halktan koptuğunu ve devlet adamlarının İslami düstur içinde nasıl olması gerektiğini bize eserinde akıcı bir üslupta açıklamaktadır. Bununla birlikte yine devlet –vatandaş etkileşiminin nasıl olması, devlet yöneticilerinde olması gereken hasletlerin nasıl olması gerektiği konularını içeren Yusuf Has Hacip’in “Kutadgu Kubilik” adlı eserinde mutlaka yöneticiler tarafından okunması gereken iki muhteşem eser olduğunu belirtmek isterim.
Hepimiz eğer bu dünyada fani isek, kısıtlı bir yaşam sürecimiz var ise hiç ölmeyecekmiş gibi bu hırsımız niye ? Neden insanlar birbirinin açığını aramak, eksiğini yüzüne vurmak, hak etmediği bir işe talip olmak için çaba sarf ederler ? Anlayamıyorum. Bir an durun şu an bu yazıyı okurken bir an düşünün ve çevrenize bakın. En yaşlı insan kaç yaşında ? En yaşlı olarak gördüğünüz amcanın veya teyzenin yanına gidip hele bir sorun bakalım. Ömrünüz nasıl geçti. Alacağınız cevap “bir film gibi “ diyecektir size. Peşinden hiçbir şey anlamadığını bunca yılın nasıl bir çırpıda geçtiğini anlatmaya başlayacak, pişmanlıklarını ve yapamadıklarını sizle paylaşmaya çalışacak velhasıl anlattıkça anlatacak ama sabır gösterip dinleyebilirsen. Âmâ üzülme zamanla onların yerine biz geçeceğiz ve bu döngü dünya döndükçe her zaman var olacaktır.
O zaman bugünden başlayarak içimizdeki olumsuz düşünceleri bir tarafa bırakalım. Tabi lafla olmuyor bu söylediklerim. Davranış olarak göstermek gerekir. İnsanların köy-kent yaşamı arasında bocaladığı bir dönemde yaşıyoruz. Köyden göçü saran insanların kent yaşamının vermiş olduğu rahatlığı arzulayarak kente gelmesiyle birlikte başta iletişim ve uyum sağlama sorunları olmak üzere pek çok sorun yaşanmaktadır. Sanayisi gelişmiş ülkelerde apartman hayatı terk edilerek şehrin banliyölerinde bahçeli evlerde projeler geliştirilmektedir. İnsanın yeşile hasret kaldığı bir evde, sokakta ve ya mahallede yaşaması ne kadar zorsa mevcut yeşili korumakta o kadar sorumluluk isteyen bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yağmurun yağdığı zaman beton yüzünden toprağa temas edemediği bir çevre anlayışımız oluştu. Okul bahçeleri, yol kenarındaki kaldırımlar, yollar, parklar ve ya evlerimizin önünü parke taşlarla ve ya beton dökerek topraktan uzaklaşıyoruz. Tenimiz toprağa temas etmediği zaman negatif enerjimizi boşaltamıyoruz. Bu durum ise evde, okulda, günlük yaşantımızda ve trafikte en ufak bir hadise ile karşılaştığımızda, stresimiz artırıyor, saldırgan bir kişilik özelliği sergileyebilmemize neden olmaktadır.. Büyük kentlerde yerel yönetimler hobi bahçeleri oluşturarak bir nebze insanların toprakla buluşmasına vesile oluyorlar. Ne güzel bir uygulama. Diğer ufak ya da büyük belediyelerinde bu tür projeler üretmesini sabırsızlıkla bekliyoruz. Stresimizi boşaltmak için de toprağa ihtiyacımız var.
Stres çağımızın sinsi hastalığı olarak hangi taşı kaldırsak altından çıkıyor. İnsan vücudunda önce mide ve bağırsakları normal işleyişinden uzaklaştıran duygu, diğer organlarından da sağlıklı çalışmamasına neden olmaktadır. Kaygıdan biraz farklı olan stres, bireyin günlük yaşamını etkilemekte ve sağlıklı düşünmesini engellemektedir. Birey mutlaka karşılaştığı durumlar karşısında kaygılanacaktır. Ama dozu iyi ayarlamalıdır. Kaygının az olduğu durumda motive olamama, fazla olduğu durumda ise stres yaşama duygusu gelişebilir. Potansiyel olarak her insan öğrenme sürecinde bu duyguları yaşamaktadır. Sağlıklı bir birey kaygı dozunu ayarlayarak karşılaştığı problemleri çözme becerisi gösterebilir.
Günümüzde bireyler aile ve iş yaşamında stres yaşamaktadır. Yaşanan bu stresin kaynağı ortadan kaldırılmadan sağlıklı insan ilişkilerin işlediği bir toplum oluşturmamız zordur. Bireylerin sosyo ekonomik durumlarının gün geçtikçe kötüye gitmesi önce yıkılmaz diye övündüğümüz aile müessesini çatırdattığına şahit olmaktayız. Aile içi sözel ve fiziki şiddetin gün geçtikçe arttığı ve toplumda bazen infial yarattığı olaylara şahit oluyoruz. Kadınlarımız bu şiddetin önüne geçmek için önce erkek çocuklarını adabı muaşeret kurallarına uyarak kadına saygı duyan ve kalbinde ona karşı sevgi besleyen bireyler olarak yetiştirmelidir. Kendi annesine saygı duyan birey kızına, kız kardeşine ve eşine de saygı duyup annesine gösterdiği sevgiyi onlara da gösterecektir. Bazen “töre” diyerek aile içi infaz edilen genç kızlarımız, çocuk yaşta evlendirilen yavrularımız hep sevgisizliğin eseri olsa gerek.Bu topraklarda yaşayan erenlerin piri Yunus Emre “Yaratılanı severim, yaratandan ötürü” diyerek sevginin kutsallığını bize yüzyıllar önce göstermiştir.
Kültürel mirası fazla olan temiz Anadolu insanına ne oldu da etrafına beslediği kalbindeki saygı ve sevgi azaldı ? Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bu ülkede biz neden okullarda “Değerler Eğitimi” programı uyguluyoruz? Değerlerimizi nerede ve ze zaman kaybettik? Bu soruları çoğaltmak mümkündür. Bir kaç gün önce Cihan Haber ajansı “ Çocuğuna uyuşturucu alan anne: Her gün oğlumun ölümünü seyrediyorum” başlığı ile bir haber yayınladı.(1) Bir annenin ıstırabını anlatan bu haber zamanında ebeveynlerin almadığı önlemlerin sonradan bir işe yaramadığını bize göstermektedir. İnsan yavrusu biz ona bebek diyoruz dünya ya gözlerini açtığında ben bu dünyaya neden geldim diye avazı çıktığı kadar ağlamak olarak geldiğini biliyoruz. Annesiyle kurmuş olduğu ilişki doğduğu andan başlamakla birlikte anne karnındaki geçirdiği dokuz ay on beş günde annesinin yaşadığı duyguları hissettiği dönem olarak biliyoruz. Doğduğu anda annesine her yönüyle muhtaç olan birey yaşı ilerledikçe neden kendisini dünya ya getiren anneye sözel ya da fiziki şiddet uygulamaktadır? Annesine her türlü şiddeti uygulayan birey diğer kadınlara neler yapabileceğini siz düşünün.
O zaman sevgili anneler erkek çocuğunuzu yetiştirirken lütfen dikkatli olunuz. Kadının anaç ve doğurgan özelliğinden dolayı erkeklere emanet bir varlık olduğunu küçük yaştan itibaren onların kulaklarına ninni gibi söyleyerek fısıldayınız. Erkek çocuklarınıza rüşvet vererek iş yaptırmayınız. Sorumluluk duygusu kazandırmanın yolu evde ortak kurallar koymak ve kurallara herkesin uyması gerektiğini kavratmaktan başka yolu olmadığını bilmeliyiz.
(1)http://www.cihan.com.tr/news/Cocuguna-uyusturucu-alan-anne-Her-gun-oglumun-olumunu-seyrediyorum_5879-CHMTQ0NTg3OS8x