05.11.2014 Tarihinde Seydişehir haber sitesi Diyanet Teşkilatına alınacak yeni kadrolar ve kadro içinde bir görevden başka bir göreve geçişler için yapılan düzenlemeyi haber yaptı.
Diyanet İşleri Başkanlığı, Fahri Kur'an kursu öğreticisi (geçici), vekil imam-hatip ve müezzin kayyımların atamasını yeni sisteme (KPSS- DHBT) göre belirledi…
Bu güzel bir gelişmedir. Fakat bu düzenleme Teşkilata yeni alınacak veya kadro içinde görev değişimi olacaklar içindir.
Bizim derdimiz bu değildir. Bizim derdimiz, kadronun içine bir şekilde girmiş liyakatsiz mesuliyetini müdrik olmayan kimseleri yeni düzenlemelerle liyakatli hale getirilmesi yada başka bir görevde istihdam edilmesidir. Örneğin: adamın sesi vardır, kıraati yoktur. Buna kıraat dersi alması önerilir, dersine çalışır imtihanı kazanırsa görevinde kalır. Kazanamazsa başka bir görevde istihdam edilir. Böylece halk onun kulak tırmalayan ezanından kurtulur. Yeni göreve geleceklerde veya görev değişikliği yapılacaklarda aranan vasıfların diğer görevlilerde de olmasını sağlayan düzenlemelerin yapılması gerekir diyoruz.
Yeri gelmişken bir başka misal vererek meramımı anlatmaya çalışacağım. Almanya’da atom santralinde kaynakçı olarak çalışan bir adamın, iki senesi bitince bir gün daha çalıştırmazlar. Tekrar kaynak kursuna gönderirler, kursu kazanırsa aynı iş yerine gelip çalışabilir. Adamlar fâni dünyalarını bu kadar sağlam tutarken, biz bâki olan ahiret işlerimizi böyle yeteneksiz imamların eline nasıl bırakırız? Zavallı halkı onların eline bırakanlar büyük bir vebal almış olmazlar mı?
Milli eğitimde yapılan puanlamada usulsüzlükler oldu diyorlar. Bundan zarar görenler de, puanlamaya karşı çıkıyorlar. Eğer usulsüzlükler olmuş ise, suç puanlamanın değil, vicdanı karanlık insanların bu işle görevlendirilmesidir. Eğer gerçekten usulsüzlük olmuşsa, kadre uğrayanlar haklarını aramaları gerekir. Şayet haklarını aramazlarsa böyle vicdanını dünyaya satan betbahlar kurum içinde sürekli bulunacaklardır. Böyle mühim işleri vicdanı münevver insanlara yaptırılmalıdır şeklinde birinci makalemde yazmıştım.
Seydişehir haber sitesinde imamlarla ilgili yaptığım eleştirilerimi beğenmeyenler sitemizin Müdürü muhterem Fahri Beye eleştirilerimin yayından kaldırılması için, baskı yaptıklarını duydum. Âcizane uzun yıllar seydisehirhaber sitesinde bir görüş beyan etmeye çalışıyorum yazımın içinde beyan etmeye çalıştığım görüşler tamamen benim görüşlerimdir. Konu ile alakalı olarak geçen iki yazımda Şimdi benim o bir kaç sorum olacak:
1. Bir imam yanlış ezberlediği bir ayeti, kendisine yanlış okuduğu söylendiği halde yinede yanlışta ısrar ederse, ben o eleştiriyi yapmazsam imamın yanlışı düzelecek mi? On seneden fazla bu yanlışlara devam ediyor, bu durum ne zamana kadar devam edecek?
2. Yaz kursları hariç, görevinin yalnız Cuma ve vakit namazlarını kıldırmak olduğunu sanan ve bunun dışında hiçbir çabası olmayan imamın, ben o eleştiriyi yayından kaldırsam asıl görevini öğrenmiş olacak mı?
3. Bir gün eski Müftü köyün birine gitmiş, namaz kılındıktan sonra dışarı çıkınca cemaate sormuş “imam nerede” cemaat imam bize izinli olduğunu söyledi” demişler. Eski Müftü “Allah Allah imam izinli, benim niye haberim yok” demiş ve gitmiş. Ben o eleştiriyi yayından kaldırsam imamın neler yaptığından müftünün haberi olacak mı?
4. İnsanlar köyün birinden geçerken ezan okunur. Namazlarını vaktinde kılmak için arabalarını cami önüne çekerler. Sünnetleri kıldıktan sonra, imamın olmadığı anlaşılır. Camide imamlık yapacak yetenekli biri yok. Misafirlerden biri imam olur cemaatle namazlarını kılarlar. Böylece büyük bir “şeâir” terk edilmemiş olur. Başka yerden gelen olmadığında “şeâir” terk edilirse, ben o eleştiriyi yayından kaldırsam sorumlular vebalden kurtulacak mı?
Üstad Bediüzzaman konuyla ilgili olarak, eserinde “şeairle” ilgili olarak şu ifadelere yer vermiştir: Sünnet-i Seniyenin içinde en mühimmi, İslâmiyet alâmetleri olan ve şeaire de taalluk eden Sünnetlerdir. Şeair, âdeta hukuk-u umumiye nev'inden cem'iyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasıyla o cem'iyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes'ul olur. Bu nevi şeaire riya giremez ve ilân edilir. Nafile nev'inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir. (1)
Ben o eleştiriyi yayından kaldırsam peygamberimizin harpte bile terk etmediği, bu “şeâirin” vebali sorumlulardan kalkacak mı?
Namaz vaktinde camide bulunmayan imama izinli olmadığı güne rastladığı için, kendisine nerede olduğu soruldu, işim vardı da falan…
Ben o eleştiriyi yayından kaldırsam, yerine bir görevli tayin etmediği halde camiyi imamsız bırakan bir görevli, mesuliyetini idrâk etmiş olacak mı?
5. Ezan okunmuş, cemaat cuma namazı kılacak. Fakat imam yok, camide bulunan vatandaşın birisi evine giderek bir hutbe kitabı getirip hutbeyi okur ve cumalarını kılırlar.
Ben o eleştiriyi yayından kaldırsam, bu sorumsuz adamın sorumsuzluğu düzelecek mi?
İmamın aniden bir işi çıkabilir. Neden yerine bir adam tayin etmedi? Şayet müftülük Cuma günü bu imama izin verdiyse bunun yerine bir imam neden göndermedi? Halkı bu durumdan neden haberdar etmedi?
6. Bir imam miraç kandili gibi mübarek bir gecede, hafta sonu iznine rastladığı için, camiye gelmeyip cemaat yüz üstü bırakıp gidebilir mi?
Ben o eleştiriyi yayından kaldırsam bu imam nasıl bir görevde bulunduğunu öğrenmiş olacak mı?
Daha çok sayabilirim, fakat arif olana bu kadar yeter! Görevlileri göreve davet ediyorum ki; ahirette ellerini dizlerine vurmasınlar.
Makalelerimde vasıflarını beyan ettiğim imam, bu teşkilatın içinde vardır. Bunları araştırıp bulmayan, halkın şikâyetlerini değerlendirmeyen, mesuliyetini müdrik olmayan imamlar hakkında işlem yapmayan, şayet kendilerini aşan bir mesele ise bir üst makamı bu durumdan haberdar etmeyen sorumlular, burada bir ceza görmese bile bir darı ceza vardır! Orada mutlaka hesaba çekileceklerdir!
Ben kırk beş senedir bu daire içinde fahri olarak hizmet etmekteyim, kimin ne yaptığını az çok bilirim. Bir yazar olarak, bu daire içindeki neyin vebalini taşıdığını bilmeyen cahillerin ayıklanması, zavallı halkın bunların elinden kurtarılmasının lüzumuna inanıyorum. Bir mübarek gece gelip geçiyor halkın bundan haberi olmuyor, belki o imamın da haberi yok.
Camiler yalnız namaz kılma yeri değildir. Problem üretme yeri hiç değildir. Aksine problem çözme yeridir, ama bu imam problem üretiyor. Yaptığı güzel şeyler de var. Fakat gel gör ki o güzellik içinde bile imam beceriksizliği yüzünden çirkinlik çıkıyor.
Örneğin: İmam sabah namazından önce camide bir müddet Kur’an okuyor. Yalnız sabah namazının sünnetini kılmayan yada evinde kılmayı unutan bir adam, Kur’an okuma faslı bitince sünnet kılmaya başlıyor. Adamı sabah namazının sünnetini camide kılmaması için uyarıda bulunuyorlar. Bakın bu güzel işin sonu nasıl tecelli ediyor. O adamda sabah namazına camiye gelmeme kararı alıyor. Şayet gelirse, imam olmadığı zaman namaz kıldıracak kadar yetkisi bulunduğu halde namaz kıldırmama kararı alıyor. Onun aldığı bu karar yanlış, ama o bu yanlışta ısrar ediyor. Şimdi bu durumda imamın hiç mi suçu yok? İmam efendinin sabah namazının sünnetini camide kılma dedireceğine, namaz saatine beş dakika kala Kur’an okumayı kesip beş dakika sünnet molası dese, hiçbir problem olmazdı. İmam camide çözüm üretme yerine, halkı birbirine düşürüyor. Bu tür imamları kim tamir edecek? Ben bunları yazmazsam bu tür sorunlar giderilmiş olacak mı?
1. Müftülükler denetimleri artırmalı.
2. Murakıpların sayısını çoğaltmalı.
3. Halkın içine girip yukarıda saydığım noksanların olup olmadığı halktan sorulmalı ve bir şekilde bu gidişe dur denilmelidir.
Kaynak
(1)
Lem'alar (, Bediüzzaman Said Nursi, Sayfa, (54), Envar neşr, İst.
Not:
BEN SENARYO YAZMIYORUM BU YAZDIKLARIMIN CANLI BELGELERİ VARDIR!