Lügatte sabır; tahammül, sükûnet, huzur, dinginlik, sebat, metanet, kendine hâkim olma, kendini tutma gibi anlamlara gelir.
Bir ahlâk terimi olarak sabır; üzüntü, başa gelen sıkıntı ve belalar karşısında direnç gösterme; olumsuzlukları olumlu kılmak için gösterilen metânet vb. anlamlara gelmektedir.
Nasîruddin Tusî’nin târifine göre sabır, nefsi mekruh karşısında boyun eğmekten korumak anlamındadır. Menâzil, es-Sâirin’de buyurur ki; sabır, nefsi, sonucu kestirilemeyen gizli sıkıntılardan şikâyet etmekten sakındırmaktır. Kemâleddin Abdürrezzak Kaşanî, Menâzil şerhinde diyor ki; sabır, şikâyetten kaçınmadır. Yaratılmıştan şikâyet edilebilir, ama Hak Teâlâdan şikâyet edilemez. Nitekim Hz. Eyyüb’ün şikâyet ediş biçimi şu şekildedir; “Şeytan bana bir yorgunluk ve azâp dokundurdu.” Ve Allahu Teâlâ, “Gerçekten biz onu sabredici bulmuştuk” diyerek Hz. Eyyüb’ü övmüştür.
Allah’ın güzel kulu Hz.Yâkub (as)’da dâima Allah’a yönelirdi. O, şikâyetini şöyle dile getirmiştir: “Ben üzüntü ve tasamı Allah’a şikâyet ederim.” O, sabredenlerdendi ve bu şikâyeti Allah’a yönelik değil, haklılığını savunmaya ve kendisini sıkıntıya sokanlara karşı çıkmaya yönelikti.
Ibn Mıskeveyh, sıkıntılar karşısında sabırlı olmayı bir yiğitlik olarak kabul eder.
Ibn Hazm, özellikle başkalarının yol açtığı sıkıntı ve üzüntüleri önemsemeyip kişinin kendi kusurlarını düzeltmekle meşgul olmasının gerekli olduğunu söylemekte, bu sıkıntılar karşısında gösterilecek üç farklı sabırdan bahsetmektedir:
İlki güçlü olanlardan; ikincisi, zayıf olan kimselerden; üçüncüsü, güçte eşit düzeydekilerden gelebilecek sıkıntılara karşı gösterilen sabırdır. Bunlardan ilkine sabretmek fazîlet değil zavallılıktır; ikincisine sabretmek iyilik ve fazîlettir. Üçüncüsüne gelince eğer kötülük yapan kişi bunu bilmeden yapmışsa ona sabretmek bir olgunluk belirtisidir; eğer bilerek eziyet etmişse buna katlanmak bayağılıktır.
Râgıb el-İsfahânî, sabrın biri cismanî diğeri ruhanî olmak üzere sabrın iki çeşidinden söz eder; bunların her birini adlandırmada ayrı kavramlar kullanır. Cismanî sabır, bedenin mâruz kaldığı zahmetli işlere ve acılara katlanmaktır ki bu tam olarak fazîlet sayılmaz. Asıl sabır ruhî sabır olup iki şekilde tezâhür eder. İffet adı verilen birincisi, insana zevk veren şeylerden yararlanmada aşırılıktan yararlanmak suretiyle gösterilen sabırdır. İkincisi, istenmeyen durumların başa gelmesi veya hoşa giden nimetlerden mahrum kalınması hâlinde sabırlı davranmaktır. Râgıb el-İsfahânî’nin bu açıklamaları Gazzâlî’nin İhyâ’ü Ulûmi’d-Din’inde hemen hemen aynen tekrar edilmiştir.
Ahlâkî bir yaşantı sürdürebilmemiz için içimize kadar işlemesi gereken sabır hakkında hadîs-i şerîf ve âyetlere de bakarak yazımızı nihâyete erdirelim.
Ebû Hureyre’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (as) şöyle demiştir; “Allah kimin iyiliğini isterse günahlarından temizlenmek ve derecesini yükseltmek için ona musibet verir.”
Ebû Hureyre’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (as) şöyle demiştir; “Gerçek kuvvetli rakiplerini yere seren değil, gerçek kuvvetli öfke sırasında kendisine hâkim olandır.”
Bu konudaki âyetler ise şöyledir;
“Ey iman edenler! Sabrediniz ve sabırda yarışınız…”
“Muhakkak ki ölüm tehlikesi ile ve açlıkla, dünya malının, canın ve (alın teri) ürünlerinin kaybı ile sizi sınayacağız. Ama zorluklara karşı sabredenlere iyi haberler müjdele.”
“Kim sıkıntıya göğüs gerer (sabreder) ve affederse işte bu gönülden istenen bir şeydir.”
“Ve hepinizi mutlaka sınayacağız ki (bizim yolumuzda) üstün gayret gösterenleri ve sıkıntılara göğüs gerenleri (diğerlerinden) ayırabilelim; çünkü biz bütün iddialarınızı (doğruluğunu) deneyeceğiz.”
İslâm mefhûmunda bu kadar önem arz eden sabır sende ne kadar önem arz ediyor?