13 Nisan 2026, Pazartesi
09:44
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Allah Resulünün (sav), Mekke müşriklerinin içinde bulundukları bataklıktan çıkarma gayretleri hep boşa çıkıyordu. Onlar ille de, “Biz yarasa gibi karanlığı tercih ediyoruz, bu bataklıktan çıkmayız” deyip Efendimizi (sav) reddediyorlardı. Onunla kalsalar yine iyi, üstüne üstlük bir de işkence uygulamasına geçtiler. Çocuklara ve kölelere taşlattılar, köpekleri üzerine saldırttılar, geçtiği yollara diken saçtılar. Bütün bu yapılanları Efendimiz sineye çekiyor ve affediyordu. Yine de şefkat peygamberi, Mekke müşriklerinin başlarına gelebilecek belâ ve musibetlerin gelmemesi için dua ediyordu. Ama onlar, Allah Resulünü yurdundan, yuvasından kovuyorlardı, hatta İslâm’ın bütün yükünü omuzlarında taşı yan o güzide arkadaşlarını da şehit ediyorlardı. Bütün bunlara karşılık onlara beddua bile etmiyordu. Bunca gayret neticesiz kalınca, şefkat peygamberi üzülüyordu. Çünkü o biliyordu ki, öbür tarafa varınca, inkârcıların işleri sarpa saracaktı. Bu durumu Kur’an-ı Kerim şöyle dile getiriyor:

“O gün işler son derece güçleşir,(avamca tabirle) paçalar tutuşur. İnsanlar secdeye davet edilir, fakat inkârcılar secdeye yanaşmazlar.

O gün (başlar eğik) gözler yerde, kendilerini zillet kaplamıştır. Oysa onlar dünyada bedenleri sağlam, azaları salim iken de secdeye gelmezlerdi.

O halde sen bu şerefli sözü, Kur’an-ı yalan sayanı Bana bırak! Biz onları, bilmedikleri, farkına varmadıkları bir yerden, yavaş yavaş azaba yaklaştırırız. Ben onlara mühlet veriyorum! Doğrusu Ben’im düzenim, pek sağlamdır.” (91)

Efendimiz onların başına gelecekleri bildiği için, Kur’an-ı yalan sayanları içine düştükleri yanlıştan vazgeç meleri, kimseye zulüm etmemeleri, merhametli olmaları için yalvarıyor ve şöyle diyordu:

Abdullah İbnu Amr İbni’lÂs (ra) rivayet ettiği bir Hadisi şerifte Allah Resulü şöyle buyurur: “Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semada bulunanlar da size rahmet etsin.” (92)

Allah Resulü insanları merhametli olmaya davet ederken, kendisinin nasıl davranacağı malûm. Onca çabasına ve gayretine rağmen, müşriklerin ve kâfirlerin inkârda ısrar etmeleri, Allah Resulünü çileden çıkarıyordu. Allah da şefkat peygamberine şöyle buyuruyordu:

“Habîbim, artık sen onların edepsizliklerine üzülme, Rabbinin hükmüne sabret, sakın balık sahibi gibi olma.”(93)

Bu mübarek ayetten çıkarılacak pek çok dersler vardır. Bunlardan birisi şu olabilir:

Ey insanlar! Doğruluğuna inandığınız ve Allah’ın rızasını umduğunuz, işlerinizde sabırlı olun ve sebat edin. Çünkü mühim ve büyük bir hayır işlerinin çok engelleri ve engelleyicileri olur. Şeytanlar ve şeytanların organize ettiği engelciler, o hizmetin sahipleriyle çok uğraşırlar. Bu engelcilerin ve şeytanların yolunuza kurduğu barikatları kaldırmak, ancak ihlâs kuvvetiyle olur. O halde ihlâs kuvvetini kıracak sebeplerden yılandan, akrepten kaçtığımız gibi kaçınız.  

Rabbimiz bu ayetle Efendimize sabır tavsiye ettiği gibi, insanlığa hizmet götürmeyi amaçlayanlara da aynı şeyi tav siye ediyor. Sanki “Ey hizmet ehli! Siz de Yunus gibi, insanları Allah’ın gazabına terk etmeyin. İşledikleri günahlara karşılık, Allah’ın onlara hemen ceza vermeyip mühlet vermesi, onların içinde bulunan, istikbalde İslâm hizmetini omuzlayacakların hatırı içindir. Ayrıca sizi de tükenmez hazinelere nail ve vasıl etmek içindir. O büyük ahlâk ile büyük metanet ve tahammülü gerektiren, peygamberlik vazifesinin ifası için meşakkatlere katlanmak gerektir. Çünkü bu, Allah’ın ezelde takdir ettiği bir kuraldır. İleride Allah’ın vereceği hükmü sabırla beklemek gerektir. Efendimiz de, Allah’ın hükmünü sabırla beklemiş ve sonucunu da görmüştür.

İşte Ömer’ül Faruk’lar, Amr İbni’lÂs’lar, Halit bin Velid’ler hep o sabrın ürünüdür. Gerçek şu ki, inananlar mükâfatlarını alacakları gibi, inkârcılar da cezalarını bulacaklardır.

Burada olmuş bir olayı nakledeyim: Ağaçlara, duvarlara, rast gele yerlere “Rus askerine selam dur, Türk askerini arkadan vur” diye yazıların yazıldığı yıllarda, hoca efendi kürsüde coşmuş konuşuyordu. Konuşmanın ucu kısmen de olsa bu rezalete dayanınca, orda oturanlardan birisi heyecanla ayağa kalktı “hocam bu hainleri kesmeli” dedi. Arka saflardan bir başkası ayağa kalkarak bir dakika kardeşim dedi ve sözüne şöyle devam etti. “Eğer sen bu dediğini on beş gün evvel uygulasaydın, ben de senin keseceğin o gençler içinde olacaktım, çünkü ben de onlardan biriydim. Bu zaman öldürme zamanı değil, beyinleri yıkama zamanıdır ” dedi.

Bir gün o beyin yıkayıcılardan birisi rüyasında Halit bin Velid’i (ra) görür:

“Hey koca sahabe, sizin mübarek hizmetinizin sayesin de biz bu dini Mübini İslam’a sahip olduk” diyor ve ellerine sarılıyor. Halit bin Velid (ra) şöyle diyor:

 

“Hayır, kardeşim, sizin hizmet sisteminiz daha mübarektir. Çünkü o zaman cahiliye devriydi. Biz, insanların kafasını kesip cehenneme gönderiyorduk. Siz ise insanların kafasının içini yıkayıp cennete gönderiyorsunuz.”

Bu zamanda din hizmetini yürütebilmek için günün şartlarına uygun hareket etmek lâzımdır. Konumuzla ilgili olarak Risale-i Nur eserlerinden şöyle bir paragraf naklederek satırlarımıza sona verelim:

“Her bir mümin îlâyı Kelimetullah ile mükelleftir. Bunun için de maddeten terakki etmeye ihtiyaç vardır. Zira ecnebiler fen ve sanayi silâhıyla bizi istibdadı manevîleri altında eziyorlar. Biz de fen ve sanat silâhıyla îlâyı Kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehil ve fakr ve ihtilafı efkâra cihat edeceğiz.Amma cihadı haricîyi şeriatı garra nın berahini katıasının elmas kılıçlarına havale edeceğiz. Zira medenîlere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir. Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur!”... (94)

“Bizim düşmanımız cehalet (bilgisizlik),zaruret (Çare sizlik), ihtilaf (anlaşmazlıktır.) Bu üç düşmana karşı;

sanat, marifet, ittifak silâhıyla cihat edeceğiz.Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakikî kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zira husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükümetin işine karışmayacağız.Zira hikmeti hükümeti bilmiyoruz”... (95)

Kaynaklar:

(91) Kalem Suresi, 68/42-43-44-45-92.

(2) Kütübü Sitte Tercüme ve şerhi, Prof. İbrahim Canan, Hadis No. 1978, cilt 7, Sayfa, 278, Akçağ Yayınları, Feza Gazetecilik A.ş., İstanbul

(93) Kalem Suresi,68/48

(94) Tarihçei Hayat, Bediüzzaman Said Nursi, S. 59, Envar Neşriyat, İs tanbul

95. Tarihçei Hayat, Bediüzzaman Said Nursi, S. 64, Envar Neşriyat, İs tanbul

© 2014 Microsoft Koşullar Gizlilik ve tanımlama bilgileri Geliştiriciler Türkçe

    

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı