Sanatı sevmek güzeli aramak demektir. Yaratılan her şeyde, onu yaratan En Güzel’i görebilmek demektir. Yazan kalemi değil, onu yazdıran El’i fark edebilmek ve idrak edebilmektir sanata yönelmek. Sanat sadece kainattaki dış varlığı değil, kendi içimizde olup biteni de anlamlandırabilmek demektir. Çünkü eğer bizlere bahşedilmiş olanı, nereden geldiğini, ne amaçla ve nasıl var edildiğini görme çabasına girmezsek, gerek gördüklerimizi gerekse kendimizi, adeta kainata rastgele kondurulmuş şeyler, hisler, oluşlar olarak görmeye başlarız ve farkında olmadan Yüce Sani’den git gide uzaklaşmaya başlarız. Allah Celle Celaluhü varlığı, en mükemmel ve güzellikte şekilde yaratmış, onda aşikar veya gizli hüsn-ü hilkat teferruatları içkinleştirmiştir. İnsana ise O’nu halk ettiklerinde arama, sadece O’na münhasır güzelliği ayrımsayabilme ödevini vermiştir. Mevlana Celaleddin Hazretleri “Herkes bir sanat sahibi olmalı, din bilimlerini iyi öğrenmelidir.” buyurmuşlardır.
Sanat, temelinde iki ana gruba ayrılır. Birincisi, varlıktaki estetiği keşfetmeyi amaçlayan yönelişler, ikincisi ise ulvi bir niyet gütmeksizin, his derinliğinden yoksun, dünyayı maddeci bakış açısının penceresinden gören ve eserine bu dar perspektifi yansıtan anlayış. Dikkat buyurursanız, ikinci görüş sanatın ontolojik tanımından bir hayli uzaktır. Günümüzde ‘sanat adı altında’ bizlere sunulanlardan manevi bir doyum yaşamamamızın altında yatan sebep budur.
Modernite, bizlere içi boşaltılmış heves ve zevk kaynaklarını eğlence aracı olarak algılamamızı sağladı. Sanat düşmanı televizyonda boyut ve perspektif zenginliği taşımayan türlü aktiviteler, sanatsal etkinliklerin yerini öylesine aldı ki, neredeyse her mevzuda olduğu gibi bunda da, neyin özünde gerçekten de güzele ait bir değer ifade edip, neyin sanat kisvesi altında vakit öldürme biçimi olduğu konusunda kafamız iyice karıştı.
Bu yüzden, doğru bildiğimiz yanlışları unutup, sanatı özüne uygun biçimde yeniden tanımlamalıyız. Sanat, başta belirttiğimiz gibi, bizi Yaradan’daki faik vasıfları görmemizi sağlamaya götüren her şeydedir. Sanat duyularımıza hitap eder ve fakat çok daha ötesidir; zahir olanı görürüz, kokusunu alırız, dokunarak algılarız, sesini işitiriz, tadını algılarız. Sanat, varlıktan veya hülyadan devşiren lezzet duygusunun, umumi adaba ve fıtri ahlaka mütenasip biçimde yansıtılmasıdır.
Sanat, bir yönüyle kainatta var olanı resmetme, aksini kendinde var etme çabasıdır. Var olmayanı, hiçten meydana getirmek gibi düşünülemez. Ona ‘yaratmak’ denir ve ‘yaratıcılık’ sıfatı yalnız Yüceler Yücesi olan Allah’a mahsustur. Nasıl ki insanoğlu ‘külli iradenin cüz’i ölçekteki tecellisi’ ise, sanatı da bu ölçekte düşünmek gerekir. Sanat, ayrıca, insanın ruh dünyasını güzelleştirir, sağlık kazandırır, akli melekeleri geliştirir. İnananlar sanattan asla korkmamalıdır. Sanatı, inançsızların tekelinden çıkarmalıdır.
Önemli olan sanat eserinin neyi öne çıkardığı ve nasıl işlediğidir. Sanatla uğraşan kişinin ruh hali ve manevi dünyası tıpkı tefekkür eden mütefekkirinkine benzer. İkisinde de gaye aynıdır, ikisinde de ulaşılmak istenen kudsi bir menzil vardır, yöntemleri birbirinden farklıdır. Fotoğraf sanatını ele alacak olursak, her resim çeken kişiye ‘sanatçı’, yaptığı işe de ‘sanat’ demiyoruz; öte yandan yalnızca bir günlük bir ömrü olan bir kelebeğin üzerindeki emsalsiz renk ve desenlerin nakşedenin ‘kim’ olduğunu hatırlatacak resmi çeken kişiye ‘sanatçı’ denir.
Gerçek sanat anlayışı nezaket, rikkat ve Rabb’ine karşı hürmetkarlık üzerine kuruludur. Sanatla meşgul olan kişi, hendisini karşısındaki insanın yerine koymak suretiyle insanı, tabiatı ve mahlukatı incitmekten, Allah’ı incitmekten korkar gibi korkar. Gelin görün ki “Bayağı zihinler güzelliği algılamamakla yetinmez, gördükleri yerde onu tahrip ederler.” Velhasılı kelam, sanatla iştigal eden kimse merhametlidir, güzel görendir, güzel düşünendir.
Güzellik, ancak içinde bulunulan an’a dikkat kesilmekle görülebilir. Gördüğü her şeye çocuksu bir hayret nazarıyla baktığında insan, sıradan sandığı şeylerin ne kadar eşsiz ve güzel yaratıldığını farkeder. Sanatla haşır neşir olanlar, Sanatın Sahibi ile tanışır ve onunla ömür boyu sürdüreceği kaliteli bir ilişki kurar. Sanat, En Güzel’e şahitlik etmek için vardır, insan da güzelliği temaşa etmek için var. Hadis-i Şerif’te belirtildiği üzere Yüce Mevlamız “Ben gizli bir hazine idim bilinmek istedim.” buyurmuşlardır.
“İnsan olarak hepimiz En Güzel’in gölgeleriyiz. En Yüce Sanatçı’nın eserleriyiz.” Hülasa, sanatı sevmek, Allah’a yakınlaştırır.