12 Nisan 2026, Pazar
18:25
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

İlk önce şefaat nedir bir kere bunu anlamaya çalışalım.

Şefaat birinin bağışlanması için aracı olma, af edilmesine vesile olma demektir. Şefaatin ıstılahtaki manasını bir misalle açalım.

Şöyle ki; sizin aile dostunuz bir banka müdürü var. Siz o müdüre, “Benim ahlaklı, dürüst, güvenilen bir yeğenim var, sizin bankada buna bir iş verebilir misiniz”? siz yeğeniniz için bunu demeniz yeğeninize bir şefaattir. Bundan sonrası o müdürün inisiyatifine kalmıştır, isterse işe alır istemezse almaz! Peygamber de (sav) canında çok sevdiği ümmeti için bunu deme yetkisi verilmiştir. Allah isterse af eder, istemezse af etmez.

Hakikatleri zihinlere nakşetmek için temsiller kullanılır, temsilin içeriğine bakılır fakat kabalığına bakılmaz.

Efendimizin (sav) şefaat yetkisini bu kısır misalimle anlatmaya çalıştım Rabbim beni af etsin.

Ayetlerden anlaşılan şu ki; Allah Resulünün (sav) yetkisi, insanlar Allah’tan af dileseler, peygamber de resul olarak onların affedilmelerini Cenab-ı Haktan istese, elbette tövbeleri kabul eden, pek merhametli bir Rabbi bulacaklardır. Allah kendisiyle kulun arasına peygamberi koyar kimse de karışamaz. Ama biz Allah ile kendi aramıza peygamberi koyarsak, Allah’tan isteyeceğimizi ondan istersek, bu şirk olur.  

Bazıları kalkar şefaat kelimesine başka bir anlam yükler sonra da o anlam İslam akidesine uymaz, o vakit şefaati inkâr etmeye kalkar! Burada yanlış onun şefaate yüklediği anlamdadır, yoksa peygambere şefaat etme yetkisi verilmiştir.    

Kur’an-ı Kerimde bu yetkinin varlığını açıkça beyan eden pek çok ayet vardır. Bunlardan birisi şu gelen ayettir:   

فاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ

“O halde şu gerçeği hiç unutma ki: Allah’tan başka ilah yoktur. Sen hem kendi günahın, hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların günahı için Allah’tan af dile!” (Allah, peygamberine “Ümmetinin günahları için af dile” buyuruyor. Bu peygambere verilen şefaat yetkisi değilse nedir.) Allah, (dünyada)dönüp dolaştığınız yeri de (âhirette) varıp duracağınız yeri de pekiyi bilir.”  (1)

Yine peygambere verilen şefaat yetkisini anlatan ikinci ayet:

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُواْ أَنفُسَهُمْ جَآؤُوكَ فَاسْتَغْفَرُواْ اللّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُواْ اللّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا

“Biz hiç bir peygamberi, Allah’ın izni ile kendisine itaat olunmaktan başka bir gaye ile göndermedik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri vakit sana gelip de Allah’tan af dileseler, sen de resul olarak onların affedilmelerini isteseydin, elbette Allah’ı tövbeleri kabul eden, pek merhametli bulacaklardı.”

(2)

Kur’an’ın ayetlerinin tümüne birden bakmazsak veya bakamazsak kendimizden önce gidenlerin ilim dünyasına girip onlardan istifadeye çalışmalıyız. Kendi daracık aklımızla yolumuzu aydınlatmaya çalışırsak karanlıkta kalırız. Kendi malumat ve keşfiyatlarına güvenenler eslafı izamın irşadından mahrum kalırlar.

Bir defa şefaati inkâr edenler şunu bilsinler ki! Şefaat kelimesi varsa kendisi de vardır. Kendisi olmayan bir şeyin ismi de olmaz. Asırlardır söylene gelen, en azından bin dört yüz senedir bu kelime vardır. O halde Cenab-ı Hak katında makbul insanlara şefaat etme yetkisini vermiştir. Buda kime, nasıl şefaat edilecek onu da Allah kendisi takdir eder ve öyle gerçekleşir.

Konumuzla ilgili olarak Hz. Enes’in (ra) rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifte Allah Resulü (sav) şöyle buyurur: “Kevser Rabbimin bana vaad ettiği bir nehirdir. Onda çok hayır vardır. Ümmetimin kıyamet gününde yanında toplanacağı bir havuzdur. Bardakları gökteki yıldızlar sayısı kadardır. Derken birileri oradan uzaklaştırılacak. Ben o zaman diyeceğim ki o benim ümmetimdendir.

Onlar senin ümmetindendi, ama senden sonra onlar ne haltlar karıştırdılar sen bilmezsin!

 Pek çoğu ilim adına neler söylediler. Hem kendileri saptılar, hem de insanları saptırdılar. (3)

İşte Kur’an Kerim şefaat yetkisinin tamamı Allah’a aittir buyurur!

Kaynaklar:

(1)Muhammed Suresi, 47/19

(2)Nisa Suresi, 4/64

(3) el-Muhtar b. Fülfül an Enes asl-ı senedi ile; Cem’ül fevaid, Büyük Hadis Külliyat-ı tercüme, Naim Erdoğan, Hadis No: (7337) İz, Yayıncılık, İstanbul, 2006,

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı