12 Nisan 2026, Pazar
12:26
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Ah Ali ateş, elinden bir kurtulabilsem, bu hafta sonu sinemaya gideceğim, yada müdürün yerinde geçen hafta yarım kalan Bonanza’nın son bölümünü izleyeceğim! Oysa sen daha Cuma akşamından peşimdesin! 
Akşam yemeğini acele yedikten sonra yola çıkmamız lazım! Yoksa ilk dersi kaçırırız! Hem bu hafta İstanbul’dan çok önemli bir abi gelmiş, onu senin mutlaka görmen lazım! Daha neler neler! Çaresi yok! Ali’den kurtulmak mümkün değil! Her zaman olduğu gibi akşamın alaca karanlığında yola düşüyoruz! Ne para ne otobüs ne münibüs var! Hızlı gidersek 45 dakika biraz sallanırsak bir saatlik yol! 
Ama öyle grup halinde gitmek yok, ikişer üçer kişi karışık düzen aralıklarla ilerleyeceğiz! Son zamanlarda Aliler iyi çalışıyor, bazı derslere yurttan 40-50 talebenin katıldığı oluyor!
Ben gurbetin ilk şokunu atlatmış durumdayım! İlk öğrendiğim dualardan biri “Allah’ım bana kitaplarla dolu bir ev, ve çiçeklerle dolu bir bahçe ver!” olmuştu. Çiçekleri okulun bahçesinde Şair Ceyhuni ile seviyoruz! İlk kitaplarımı da almaya başladım! Babamın oldukça kıt imkanlarla gönderdiği cep harçlığımı kitaplara veriyorum! Ama çok yetersiz! Ali yine peşimde
“sana Sözleri alalım!”
“ kaç para kardeşim?”
“ben sordum beş lira!”
Hesap ediyorum en az iki ay beklemeliyiz. Hemen beş lira verip bir kitap alamam! mecburen bekledik nihayet 5 lirayı denkleştirdim! Yolda giderken heyecanlıyız! Ali çok mutlu olacağı için ben de mutluyum! Alaaddin caddesinden kıvrılıp ara sokaklardan birinde Yeniaysa İlan ve İrtibat bürosuna varıyoruz!
Ancak bizi bir sürpriz bekliyor! Durmuş Çiçek, kalın gözlükleri arkasından gayet ciddi bir şekilde “kardeşim kitaplara zam geldi” diyor
“abi kaç lira!”
“7 lira” 
Can dostum, aziz kardeşim kıvranıyor! İkimizde de başka metelik yok! Kim bilir ne hayaller kurarak geldi. O günkü çaresizliği hala gözümün önünde! Nice zaman sonra kimin hatırına geldi hatırlamıyorum! O zaman bizde 5 liralık kitaptan alırız. Ne var abi 5 liraya?
“Lemalar var kardeşim!”
“Tamam ver abi!”
İlk kitabım lemalar. Şimdiden küçük çelik dolabım kitaplarla doldu. Belki bir gün sebebini yazarım ama zor okuyan biriyim! Hele anlamasan da oku diyenlere ta küçüklüğümden hiç katılmadım! Okuduğumu anlamalıyım! Sık sık Ali’yle bunu tartışıyoruz! 
Bir iki derken Aliler mezun oluyor! Fakat üzerimde öyle bir baskı kurmuş ki hafta sonu derse gitmesem suçluymuşum gibi dolaşıyorum! Kendi dünyamda kitaplarım ve okuldan ayrılan dostlarımın hatırasıyla günler geçiyor! 
Bir gün mutat ziyaretlerimden birini yapıtım! Yeniasya bürosuna uğradım! Baktım, nerdeyse bir adam boyu duvar boyunca yığılmış büroşürler var! 
Adı İşte MSP, kadehler dansözler cirit atıyor! Bunu o çok sevdiğim Mehmet abiyle tartışamam! Ama bu yanlış! İlk aldığım kitabın Lemalar olması boşuna değilmiş meğer! Bu ne ihlas risalesine uygun ne uhuvvet risalesine! Hayretle orada bulunan insanların yüzlerine bakıyorum! 
Bunu diğerleri takip etti yada daha önceden vardı! İslami Hareket ve Türkeş, İşte CHP, ve hemen her derste vurgulanan “zaman tarikat zamanı değil iman kurtarmak zamanı” ve zaman müsaitse “nurcuların cennete gideceğini” biraz ötekini öteleştiren bir vurguyla bir ders okuma!
Bu atakların bir karşılığı vardı elbette! İlk planda yurttan derse gelen talebelerin ayağı kesildi. 40-50 talebe ikiye üçe düştü.  Cennette çoban Sülü ile birlikte yalnız kalmıştık!

(Hiç farkında olmadan yalnızlaştırılmış,cemaat muhatap kitlenin %80’ni kaybedilmişti. Derin proje Ülkücülerle ve İmam Hatiplilerin Risale-i Nurlarla buluşmasını istemiyordu anlaşılan! Taşlar yerine oturmadığı için hakikatın yüzü hala perdeli maalesef! Oysa risaleler, Anadolu ülkücülüğünün nizam-ı alem ülküsünden başka bir şey değil! Bu hakikatı merhum, Nevzat Kösoğlu anlamıştı! Tanıdığım en büyük ülkücülerden biri Bediüzzaman’dır diyordu!)
Tarikat hakkında kullanılan cümle “yangında erken kurtarılacak madde” sırasındaki bir önceliği ifade ediyordu! Yoksa hiçbir zaman tarikat karşıtlığı söz konusu değildi. Bediüzzaman tarikatın esasları hakkında bir risale yazmış ve bahsi geçtiği yerde tarikat perdesi altında sünnet-i seniyyeye hizmet ediyorlar diye onları övmüştü. 
Ama gelin görün ki “okuduğunu anlamayan, anlamasan da oku diyen!” bir anlayış, kolumuzu budağımızı doğruyordu! Bizi yalnızlaştırıyordu.
Benim dağlardan aldığım dersi, bu şehirliler okumamışlardı anlaşılan! Bu yapılanları hiç kabul etmesem de dostlarımı bırakıp gitmedim! Çünkü ben ne cemaate ne de görünen nurculuğa bağlanmamıştım. Ben risalelerde gördüğüm hakikatın peşindeydim! Bir de dost diye tuttuğum eli bırakmazdım! Bana muhalif düşünüyor diye hiçbir dostumu terk edecek değildim!
Aradan yıllar geçti! Zaman zaman hatırlayıp eseflendiğim bu olanlar niçin olmuştu!

Bediüzzaman’ın İmamlığı mevcut şartlarda en iyiyi başarmak ile kendisini gösterirdi hep. Vefatında sonra sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen yakın talebeleri tüm dünya Nurcuların aleyhindeyken, yok denilecek kıt imkanlarla Risaleleri tüm dünyaya duyurmayı başardılar! Bu olağanüstü bir başarının öyküsüdür. Her türlü tebcil ve takdire layıktır.

Bunun yanında yukarıda  sayılan türde bazı yanlışlar da oldu.  Benim yanlış gördüğümü, o insanlar göremiyorlar mıydı?
Elbette görüyorlardı! Ama cemaat siyaset karşısında bağımsızlığını koruyabilecek lider insan yetiştiremiyordu.  (ya da böyle bir insanın mevcut şatlarda hayat hakkı yoktu Türkiye’de) Dehşetli zulüm ve işkenceler, tehditler karşısında dayanmak zordu! Def-i bela kabilinden kendilerine gösterilen köşeye sıkışmaya razı olmuşlardı! Nasılsa bir gün aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller gelecekti!

Bir de onlar deneyecekti var olmak ne demektir!

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı