KUR’AN NE DİYOR
Kur’an-ı Kerim tüm insanlığa şöyle sesleniyor:
“Şu kitap ki, onda hiç kuşku yoktur. Takva sahipleri için o bir yol göstericidir.”(1)
Ayetin sonu “Hüden lil müttekiyn” ifadesiyle tamamlanıyor. Bundan anlaşılıyor ki; Kur’an-ı Kerim’den hakkıyla istifade edecekler, ancak muttakilerdir. Yani takva üzere yaşayan müminlerdir. Takva ise, günahlardan kaçınmak ve emir dairesinde hareket edip, hayırlı işler yapmaktır. Takvada ilk yapılacak iş, haramları terk etmektir. Bunu, mekruhlar takip eder, onlardan da kaçınmak lazımdır. Mekruh ise çirkin bulunan, hoş, karşılanmayan fiil, söz ve davranışlardır. Bunları da terk etmek takvadan bir şubedir. Bundan sonra da karşımıza şüpheli şeyler çıkar. Bunlar da mekruhlar gibi haramla komşudurlar. Bu nedenle haram olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, helalliği hakkında da, kesin bir hüküm bulunmayan şeylerden de kaçınmak evladır. Çünkü haram olma ihtimaline karşı o şeyleri terk etmek takvaya uygun olanıdır. Sonra mubah yani helâl olanlar gelir ki; Bunlardan yeteri kadar istifade edip israf etmemek te takvadandır.
Konumuzla ilgili olarak Nu’man İbnu Beşir (ra) rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifte, Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur:
“Şurası muhakkak ki, haramlar apaçık bellidir, helaller de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında (haram veya helal olduğu) şüpheli olanlar vardır. İnsanlardan çoğu bunları bilmez. Bu durumda, kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, dinini de, ırzını da korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse harama düşmüş olur, tıpkı koruluğun etrafında sürüsünü otlatan çoban gibidir ki, her an koruluğa düşebilecek durumdadır. Haberiniz olsun, her melikin bir koruluğu vardır, Allah’n koruluğu da haramlarıdır. Yine haberiniz olsun ki; cesette bir et parçası vardır, eğer o sağlıklı olursa cesedin tamamı sağlıklı olur, eğer o bozulursa, cesedin tamamı bozulur. Yine haberiniz olsun ki; bu et parçası kalptir”(2)
Mayın döşenmiş bir arazide dolaşan bir adam bir gün o mayınlardan birine basar ve işi biter.
Şüpheli şeylerden kaçmayanın durumu da bundan farksızdır. Harama düşen şahıs, içine düştüğü haramın haram olmamasını temenniye başlar. Onun için Allah Resulü (sav) dikkat çekmiş, eğer kalp bozulursa bütün ceset bozulur buyurmuş. Çünkü ona gelen günahlar kalbe işleyip siyahlandırmaya başlar. İmanın evi olan kalp siyahlandıkça büyük bir felâketin kapısı ona açılmış olur. Eğer istiğfarla o kalp temizlenmezse, Allah korusun iman nurundan eser kalmaz.
Takva ve Salih amel, ruh ve kalbin terakkisinde iki esastırlar. Takva ile zararlardan uzak kalınır, Salih amel ile de manevi kârlar elde edilir. Böylece insan kendini korumuş olur. Zarar yollarını kapamayan bir insan, kazandığından çok daha fazlasını kaybedebilir ve bu yolun sonu iflasa çıkar.
Çok zengin bir adam cıvata fabrikası kurmuş. Satın aldığı altı ton demirden üç yüz kilo cıvata elde edince iflasın yolu görünmüş. İş adamı bu işin nedenini araştırmış, bakmış ki; işçiler cıvataları çalıyorlar. Adamda hırsızları fabrikadan uzaklaştırmış. İnsanda tonlarca Salih amel yapar, fakat şeytan ve nefis hırsızları onu çalarlar. Müslüman bu hırsızları takva silahıyla uzaklaştırırsa iflastan kurtulur.
Üstat Bediüzzaman takvayı böyle tarif etmiştir.
“Bu zamanda tahribat ve menfi cereyanlar dehşetlendiği için, takva bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzları yapan, kebairleri işlemeyen, kurtulur. Böyle kebair-i azîme içinde amel-i sâlihin ihlâsla muvaffakıyeti pek azdır. Hem az bir amel-i sâlih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir.
Hem takva içinde bir nevi amel-i Salih var. Çünkü bir haramın terki vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var. Böyle zamanlarda, binler günahın tehacümünde bir tek içtinap, az bir amel ile yüzer günahın terkiyle, yüzer vacip işlenmiş olur. Bu ehemmiyetli nokta niyetle, takva namıyla, günahtan kaçınmak kastıyla, menfi ibadetten gelen ehemmiyetli a’mal-i salahadır.”(3)
Bir kalpte iman varsa onun muhakkak dışa yansıması olacaktır. Bu yansıtma işinde birinci sırayı alan namaz, onu takip eden zekâttır. Namaz ile zekât Kur’an-ı Kerim’de daima beraber zikredilir. İman, kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve hareketiyle ispattır yani sözüyle özüyle dost doğru olmaktır. Yoksa kalbi başka, dili başka ve icraatı tamamen başka olursa, kalbe iman tam oturmamış demektir.
Bu yapılması gereken şeyler, üç tanedir.
1. Kalp ile yapılan amelin güneşi, imandır.
2. Beden ile yapılan amelin örneği namazdır.
3. Mal ile yapılan amelin kutbu ise zekâttır.
Müslüman’ın yaptığı işlere bakıldığında, bu kişi Müslüman’dır denilmeli. Günahları terke çalışmayan insanın imanı dışa yansımaz. Yukarıda sayılan o üç esas görülmez. Bu nedenle Hz. Kur’an inananları muttaki olmaya davet ediyor.
Kaynaklar:
(1) Bakara Suresi, 2/2
(2) Buharî, İman 39, Büyû 2; Müslim, Müsakat 107, (1599); Kütüb-ü Sitte Tercüme ve Şerhi, Prof. İbrahim Canan, Hadis No, (5163) cilt, 14, Sa (306)
(3) Tarihçe-i Hayat, Sa, No, (303) Bediüzzaman Said Nursi, Envar neşr İst.