Düşman devletleri Osmanlı haritası içinde bulunan tüm topraklarda savaş başlatmışlardı. Bunlardan biri de Gelibolu kara savaşlarıydı. Tarih 25 Nisan bin dokuz yüz on beşi gösteriyordu. Bu tarihte düşman kuvvetlerinin kara çıkartması tüm şiddetiyle devam ediyordu. Tam bir hazırlık içinde gelen düşman kuvvetleri, olanca güçleriyle saldırıya geçmişlerdi.
Bahara daha yeni merhaba diyen güzel yurdumuzun güzelim deniz kıyısı ve fundalıklar insanların kanları ile budalanmış kıpkırmızı olmuştu. Top mermilerinin havaya savurduğu toz toprakla adeta Gelibolu’nun yüzey şekli değişiyordu. Kara savaşlarının başladığı ilk günlerde yarımadanın güneyinde ileri hatlarda yirmi altıncı alayın taburları bulunuyordu. Karşılarında kendilerinden dokuz misli kalabalık askere karşı mücadelelerini kahramanca sürdürüyorlardı.
17. Alay kumandanı Yarbay Hasan Bey, birliğinin önünde atıyla ilerliyordu. Yufka yürekli ve merhametli şefkat dolu bir kalp sahibiydi. Değil insanları öldürmeyi, o hayvanların bile öldürülmesine razı olmayacak kadar merhametli bir kumandandı.
Kilit bahir köyünün tam ortasındaki meydan çeşmesine kadar gelmişlerdi ki; orada bulunan bir köpek Yarbay Hasan Bey’in dikkatini çekmişti.
Tüylerinin büyük bir kısmı dökülmüş, gövdesi yara bere içinde bir deri, bir kemik kalmış bu köpek adeta iki büklüm olmuş, güçlükle ayakta duruyordu. Tam köy çeşmesine yönelmişti ki, oradakiler bağırıp taş atarak köpeği kovdular. Köpek, dili bir karış dışarıda çaresiz ve ümitsiz adeta ağlarcasına sesler çıkararak oradan uzaklaşmaya çalışıyordu. Yarbay Hasan Bey, bu duruma dayanamayıp hemen atından indi ve hayvanın yanına yaklaştı. Köpeğin üzerindeki yaralar ve yaralardan çıkan irinlere aldırmadan onu kucakladı ve doğru çeşmenin yanına götürdü. Önce güzelce köpeğin susuzluğunu giderdi, sonra yaralarını tek tek temizledi. Daha sonra karnını da doyurdu ve hayvanı yanına alarak oradan uzaklaştı. Gittiği her yerden kovulan zavallı köpek, şimdi sıcak ve şefkatli bir kucak bulmuştu.
Yarbay Hasan Bey, Canberk adını verdiği bu köpeği gittiği her yere götürüyordu. Hasan Bey, aldığı emir üzerine Fransızların cehenneme çevirdiği Kereviz deresi Cephesi’ne doğru harekete geçti. Kereviz dere’ye geldiklerinde Canberk, hem kendisini koruyup kollayan kumandanına, hem de askerlere alışmış, hatta savaş ortamına da uyum sağlamıştı. Artık Canberk’in yaraları iyileşmiş, tüyleri yeniden çıkmış, çirkin görünümden kurtulmuştu. En az bir Mehmetçik kadar savaşı takip ediyor, onlarla beraber düşman siperlerine saldırıda bulunuyordu. Bilhassa geceleri gözünü gözüne kırpmıyor, tetikte durarak düşman askerlerinin yaptıkları gece baskınlarından, Mehmetçiğe anında haber verip düşman askerlerinin oyunlarını bozuyordu.
11 Temmuz günü, harp bütün şiddetiyle başladı. İlk planda bizim askerlerimiz yenilir gibi oldular. Saflar dağılıyor, siperler el değiştiriyordu Bir panik havası askere hâkim olmaya başlıyordu. Fakat bazı kahraman mücahitler, gür sedalarıyla bağırıp, düşmana karşı saldırıya geçtiler. Bu durumu görerek cesaret kazanan asker, yeniden toparlanıp ileriye atılıp kıyasıya bir savaş başlattılar. lar. Alay Komutanı Yarbay Hasan Bey, askerle birlikte hücuma kalktı ve biden bire harbin seyri değişti. Fransızlar bu hengâmede, oldukça ağır kayıplar verip geri çekildiler. Savaş kendiliğinden mola vermişti. Bu sırada Yarbay Hasan Bey, yaralıların acilen sargı yerine ulaştırılması konusunda görevlilere emirler veriyor; şehitlerimizin topluca gömülmelerini sağlamak için yardımcı oluyordu.
Yarbay Hasan Bey, Fransız ölüleri arasında bir kıpırdama, bir hareket gördü ve oraya yöneldi. Yerde yatmakta olan, bir Fransız neferinin (askerinin) üzerine yardım etmek maksadıyla eğildi. Yere kapanmış vaziyette bulunan Fıransız askerinin omzundan tutup çevirirken Fransız ani bir hareketle, elinde tuttuğu kasaturayı Yarbay Hasan Bey’in göğsüne saplayıverdi. Alay komutanı gafil avlanmıştı. “Ahhhh!” feryadına koşan Mehmetçikler duruma müdahale ettiler, ama artık çok geçti. O anda Fransız’ın hareketi cezasız kalmadı! Ama ne çare ki? Yarbay Hasan Bey’in göğsü kan içindeydi.
O güzel kalpli insan oluk gibi kan kaybederken bile, askerlerine iyi niyetini anlatmaya çalışıyor, aynı zamanda da etrafındakilere önemli bir ders veriyordu.
“Allah şahidim olsun ki, bu Fransız’a kötü bir niyetle yaklaşmamıştım.”
O sırada Canberk’in sesi duyuldu, uzaklardan havlayarak geliyordu. Sanki acı haberi hissetmişti, çünkü havlaması ağlamasına benziyordu. Yarbay Hasan Bey’in yanına gelip çöktü. Ağlarcasına bağırıyor, dostluk timsali Hasan Beyin elini yalıyor, öpüyor, adeta ayağa kalkması için yalvarıyordu.
Durumu alay imamına haber verdiler. İmam geldi Hasan Bey’in başucunda Kur’an okumaya başladı. Aşağı yukarı yedi-sekiz ayet okumuştu ki, kumandan Hasan Bey birdenbire; “imam efendi, Lâhavle velâ kuvvete illa billâhil aliyyil azım, duasını 33 kere okuyunuz” dedi. İmamla birlikte azimle duayı kendisi de tekrar etti.
Hasan Beyin çehresi iyice soluyor, zor nefes alıp veriyordu. O sırada irkildi, silkinip gözlerini ufka dikti ve “beni ayağa kaldırınız” dedi.
Askerler, komutanlarını koltuk altından tutarak ayağa kaldırdılar. Kan revan içindeki Hasan Bey, birden; “Lâ ilahe illallah Muhammedün Resulullah” dedi, yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi ve “Niçin zahmet buyurdunuz ya Resulellah” deyerek ruhunu Rahmana teslim etti.
Mübarek varlığını oraya yatırdılar ve üzerine bir bayrak örttüler. Güzeller güzeli Efendimizin iltifatına nail olduğu yeri kazmaya başladılar. Askerler, bir yandan mezarını kazıyor, bir yandan da ağlayarak “Bize mi nasip olacaktı Kumandanımızın mezarını kazmak” diyorlardı. Bu sırada, yanından hiç ayrılmayan Canberk de bayrağın altına girmiş, ayakucuna uzanmıştı. Nihayet kabir hazırlandı. Mübarek naaşı kaldırmak için, Canberk’in kenara çekmesini istediler. Ama Canberk bir türlü kalkmıyordu. Sonunda anlaşıldı ki, Canberk ondan sonra yaşamak istememişti. Sensiz bu dünyada yaşamak bana haram olsun, dercesine o da ruhunu yaratana teslim etmişti. Önce Yarbay Hasan Beyi, sonra da onun ayakucuna Canberk’i gömdüler.
Not: Geniş bilgi için Mehmet İhsan Gençcan’ın Kan Çiçekleri isimli kitabını ve Vehbi Vakkasoğlu’nun Çanakkale’de Şahlananlar isimli kitabını okumalarını okuyucularıma tavsiye ederim.