Ramazan orucun hikmetlerinden biri de, bu ayda ehl-i iman bir kumandanın emrini bekleyen muntazam bir ordu gibi, akşama yakın Allah’ın “Buyurunuz” emrini bekliyorlar. O şefkatli ve haşmetli Sultan-ı Ezelî'nin ziyafetine davet edilmek ne büyük şeref, işte ramazan orucu insana böyle bir kulluk şuurunu kazandırıyor. Müslümanlar şu Rahmaniyete karşı, azametli, geniş ve intizamlı bir ubudiyetle mukabele ediyorlar. Acaba böyle ulvî ubudiyete ve şeref-i keramete iştirak etmeyen insanlar insan ismine lâyık mıdırlar?
Oruç, Cenab-ı Hakkın nimetlerinin şükrüne bakar. Rabbimizin yeryüzü sofrasına serdiği nimetlerini bize getiren adama bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah bizden ne istiyor?
Cenab-ı Hakkın otların odunların başlarına taktığı o çok kıymetli nimetleri kıymetsiz zannedip onu vereni tanımamak nihayet derecede bir akılsızlıktır. Rabbimiz, sınırsız, çeşit çeşit nimetlerini insanoğlunun istifadesi için yeryüzünde neşretmiş, o nimetlere mukabil, fiyat olarak şükür ister.
İşte ona teşekkür etmek, doğrudan doğruya nimetleri ondan bilmek, çalı hükmünde olan kuru çubuğun üstüne tatlı üzüm salkımlarını ancak O takar. Nimetlerin kıymetini takdir etmek, o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur. Ramazanı Şerif’teki oruç hakiki umumi ve büyük bir şükrün anahtarıdır. Çünkü insanlar, sair vakitlerde oruç tutmaya mecbur olmadığından, çoğu defa hakiki açlığı hissetmiyorlar. Pek çok nimetin kıymetini takdir edemiyorlar. Kuru bir parça ekmekteki nimetin lezzeti anlaşılmıyor. Hele tok olan adam, eğer bir de zenginse nimetin nimet olduğunu bile düşünmez. Hâlbuki iftar vaktinde, o kuru ekmeğin çok kıymettar bir nimet-i İlahiye olduğuna dilindeki tat alma duygusu şahitlik eder