10 Nisan 2026, Cuma
17:03
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Dil insanların birbirleriyle iletişim kurmasını , duygu ve düşüncelerini , hislerini aktarmasını sağlayan, bağımsız, bir ülke, özgür bir millet için en önemli unsurdur. Toplumların evveliyatından beri bu böyle olmuştur. Sesleri karşılayan harf şekilleri farklı olsada insanlar her dönemde iletişim kuracak bir dil oluşturmuşlardır.

        Her milletin ve ırkın dil kökleri farklıdır. Her millet kendi yaşayış ve kültür değerlerine göre bir dil oluşturmuş ve zamanla bu dili geliştirmiştir. Bu sebeple dil canlı bir varlıktır denilebilir ki nitekim öyledir.

       Dilin önemi sadece bir iletişim aracı olmasından gelmemektedir. Kültür unsurlarınıda nesilden nesile aktarması önemli bir olgudur. Konfiçyus’un şu sözüyle dile ne kadar önem vermemiz gerektiğini görüyoruz. ‘’Bir ülkeyi yönetecek olsaydım İşe önce dili düzeltmekle başlardım. Çünkü, dil bozulursa kelimeler düşünceleri anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa, yapılması gereken işler yapılmaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve düzen bozulur. Töre ve düzen bozulursa, adalet yoldan sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”

      Genelden özele bizim dilimiz Türkçe’den bahsedelim birazda. Türkçe ile ilgili ilk metinlere 1000’ li yıllarda rastlıyoruz. Buradan anlaşılmalıdır. Ki ne kadar köklü ve önem arz eden bir dile sahipiz. Bilindiği gibi Türkçe ilk metinleri Orhun Yazıtlarında görüyoruz. Moğolistan ‘ da bulunan bu kıymetli eserler bizim dilimizin bir bakıma nirvanasıdır. Alfabesi Göktürkçe olan bu yazıtlar bizim için ham Türkçe’dir. Önemli atasözleri ve siyasetname örnekleri bu bakımdan da çok mühimdir. Nitekim Türklerin kullandığı ilk alfabe de  Göktürk alfabesidir.  Bunu sırasıyla Uygur , Arap , Kiril , ve Latin alfabesi takip eder. Kullanılan bu alfabelerde dilin önemli faktörü olmuştur.

    Bu kadar müstesna ve köklü bir dilimizin zaman zaman gerçek benliğini kaybettiğini görürüz ne yazık ki. Selçuklu ‘ lar döneminde devlet eliyle dilde ağır bir Farsça etkisi görürüz ki Farsça kelimeler padişahların sıfatların da bile kullanılır hale gelmiştir.

   Yine aynı dönem içerisinde Farsça etkisinden rahatsız olan Karamanoğlu Mehmet Bey devlet ve laik dilini olarak ilan etse de kısa bir süre sonra öldürülmüştür. Bu nitelikteki durumlar halkı Türkçe’den uzaklaştırmıştır.

   Osmanlı dönemine geldiğimizde ise Arapça ve Farsçanın etkisini dille beraber görürüz. Özellikle devlet erkanı sanat mensubu şairler çok ağır ve ağdalı bir dil kullanmıştır. Nitekim bu döneme mensup şairinden leali ve bakinin aynı zamanda diğer şairlerinde divanlarında bu dillerin etkisini açıkça görebiliriz. Keza tamlamalı ve ağdalı dili halkın anlaması mümkün değildi. Elit tabakadan insanlarla sürekli bir kopukluk mevcuttu ki bu durum eğitim sistemini de temelinde etkilemiştir.

    Başöğretmen Atatürk’ün ise dilde titiz çalışmalarını görüyoruz. Bilindiği üzere 1 Kasım 1928 de Latin alfabesi kabul edilmiştir. Bunun yanı sıra 12 Temmuz 1932’ de Türk Dil Kurumu kuruluyor ve Türkçe için önemli araştırmalar dönemi başlıyor.

    Günümüze gelindiğinde ise misyoner etkisiyle dilimizde yoğun bir İngilizce görüyoruz. En bilindik Türkçe kelimelerin bile yerini İngilizce karşılıkları dolduruyor. Toplumda internet ortamında yazı ve konuşma dilinde gereksiz bir İngilizce karmaşası söz konusu.

   Burada Türk gençliği üzerine ne tür vazifeler düştüğünün bilincinde olmalı . Türk dilini geliştirmek gelecek nesillere aktarmak için elinden gelenin fazlasını yapması kendisine vazife bilmelidir.

   Zira Türkçe giderse bir millet bir kültür gider.

         TESLİME KURT 10-B 

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı