Bu Anneler Günü’nde elim telefona gidiyor yine…
“Anne, nasılsın?” demek istiyor insan.
Sonra bir sessizlik çöküyor odanın içine.
Bir eksiklik değil sadece… Sanki evin direği çekilmiş gibi bir boşluk.
Anne gidince insanın yaşı kaç olursa olsun, içinde yetim kalan bir çocuk uyanıyor.
Bir sofranın tadı eksiliyor, bir duanın sıcaklığı azalıyor, bir kapının ardındaki güven hissi kayboluyor.
Şimdi düşünüyorum da…
Biz annelerimizi en çok ne zaman anlıyoruz biliyor musunuz?
Seslerini bir daha duyamayacağımızı öğrendiğimiz zaman…
Oysa anneler hep vardı hayatımızda.
Sabah erkenden uyanan oydu.
Üşümeyelim diye gece kalkıp üstümüzü örten oydu.
Kendisi açken “Ben tokum.” diyen oydu.
Biz yorulmayalım diye sessizce yorulan oydu.
Çocukken anlamadık.
Gençken fark etmedik.
Hayat telaşı içinde çoğu zaman geç kaldık.
Şimdi bir fotoğrafa bakıp saatlerce dalanlar bilir…
Bir annenin yokluğu, sadece bir insanın eksikliği değildir.
Bir ömrün şefkatinin susmasıdır.
Bu Anneler Günü’nde mezarlıklarda en çok hangi cümle dolaşacak biliyor musunuz?
“Keşke biraz daha sarılsaydım…”
“Keşke son konuşmamız kısa sürmeseydi…”
“Keşke daha çok vakit ayırsaydım…”
Ama hayat işte…
İnsan en kıymetlisini bazen kaybedince anlayabiliyor.
Bugün annesi hayatta olanlara bir sözüm var:
Ne olur ertelemeyin.
Bir çiçek bazen bir ömrün hatırası olur.
Bir telefon, bir annenin bütün gününü güzelleştirir.
Bir “Seni seviyorum anne” cümlesi, belki de onun yıllarca unutamayacağı bir hediyedir.
Ve bugün annesi toprağın altında olanlara…
Biliyorum…
Anneler gitmiyor aslında.
Bir yemeğin kokusunda, bir duanın içinde, bir sabah sessizliğinde yaşamaya devam ediyorlar.
Ben bugün annemin ellerini değil, hatırasını öpüyorum.
Ve içimden sadece şu cümle geçiyor:
“Anne…
Bu dünya sensiz çok eksikmiş.”
Rabbim; ebediyete uğurladığımız tüm annelerimize rahmetiyle muamele eylesin.
Kabirlerini nur, mekânlarını cennet eylesin.
Hayatta olan annelerimize sağlık, huzur ve uzun ömür versin.
Dualarımız, özlemimiz ve sevgimiz hep onların ardından yürümeye devam edecek…
Rahmetle… Dua ile…


