4 Mayıs 2026, Pazartesi
14:21
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Bir zamanlar İsrailoğulları, yenilmişliğin, dağılmışlığın ve zilletin en ağırını yaşıyordu. Düşmanları karşısında ezilmiş, kutsal emanetlerini dahi kaybetmişlerdi. Ellerinden alınan sandık sadece bir eşya değil; aynı zamanda onların onuru, inancı ve geçmişiydi.

Bu çöküşün ortasında tek bir çıkış yolu gördüler: mücadele.
Allah yolunda savaşarak yeniden izzete kavuşmak…

Peygamberlerinden kendilerine bir hükümdar tayin etmesini istediler. Ama bu talep, samimiyetle değil; daha çok duygusal bir çıkıştı. Peygamber onları uyardı:
“Ya savaş emredildiğinde geri durursanız?”

Onlar ise söz verdi. Büyük sözler… büyük iddialar…

Ve ardından karar geldi: Tâlût hükümdar seçildi.

İtiraz gecikmedi. Çünkü ölçüleri yanlıştı. Onlara göre lider; zengin, soylu ve güçlü bir aileden olmalıydı. Oysa ilahi ölçü farklıydı:
Bilgi, liyakat ve güç…

Allah’ın seçtiğine razı olmak yerine, kendi ölçülerini dayattılar. Ama ilahi bir işaret geldi: kaybettikleri sandık geri döndü. Bu, Tâlût’un seçilmişliğinin açık bir deliliydi.

İstemeye istemeye kabul ettiler.


Asıl sınav ise şimdi başlıyordu…

Tâlût ordusunu topladı. Yola çıktılar. Ama daha savaş meydanına varmadan bir imtihanla karşılaştılar:
Bir nehir…

Emir açıktı:
“Kim ondan içerse benden değildir. Sadece bir avuç serbest.”

Sonuç?
Büyük çoğunluk emre uymadı.

Söz verenler, ilk sınavda döküldü.

Tâlût, itaat etmeyenleri geride bıraktı. Yanında sadece az bir topluluk kaldı. Ama asıl mesele sayı değildi; inançtı.

Savaş meydanına ulaştıklarında bu kez korku baş gösterdi. Düşman güçlüydü. Komutanları Câlût, ordusu kalabalıktı.

Yine çözülme başladı.

“Biz bunlara karşı duramayız” diyenler çekildi.

Ve geriye yine o tanıdık tablo kaldı:
Az ama inanan bir topluluk…

Onlar şöyle dedi:
“Nice az topluluk, Allah’ın izniyle çok topluluğu yenmiştir.”

İşte kırılma noktası burasıydı.


Savaş başladı.

Azınlık dua etti:
“Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, bize direnç ver ve bize zafer nasip et.”

Ve sonuç değişmedi:

Kazanan, sayıca çok olan değil; inancı sağlam olandı.

Câlût öldürüldü. Onu öldüren ise o gün sıradan bir asker olan Hz. Davud idi.

Sonrasında Allah ona hem hükümdarlık hem peygamberlik verdi.


Bu kıssa bize şunu açıkça gösterir:

  • Kalabalık olmak güç değildir.
  • Söz vermek, bedel ödemek anlamına gelmez.
  • Gerçek mücadele, söylemle değil; sabır ve itaatle kazanılır.

Ve en önemlisi:

Tarih boyunca zafer, çoğunluğun değil; inanan azınlığın olmuştur.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı