Seydişehir’in sesi bugün bir kez daha Suğla Gölü kıyısından yükseliyor. Çünkü mesele yalnızca bir su kotası değil; bir ilçenin yarını, çiftçinin alın teri, toprağın nefesi ve çocuklarımızın geleceği… Geçen yıl yaşadığımız kuraklık hâlâ hafızalarda tazeliğini korurken, bugün aynı tabloya doğru hızla sürüklendiğimizi görmek hepimizi derin bir endişeye sevk ediyor.
Suğla’da su kotasının 68 milyon m³ seviyesine düşürülmesi, aslında rakamlardan ibaret değil; doğrudan Seydişehir’in susuzluğa itilmesi anlamına geliyor. Bir damlanın bile değerinin arttığı bu çağda, “idare eder” mantığı kabul edilemez. Çünkü biz biliyoruz ki: Göl çekilirse, bereket gider.
Bu Talep Bir Lütuf Değil, Haktır
Bugün Beyşehir için mümkün olan su kotası düzenlemesinin, Seydişehir için çok görülmesi ne adaletle bağdaşır ne vicdanla… Bizim talebimiz de nettir, haklıdır:
? Buharlaşma payı da hesaplanarak kotanın en az 90 milyon m³’e yükseltilmesi.
Çünkü yaz aylarıyla birlikte buharlaşmanın şiddetleneceğini hepimiz biliyoruz. Çiftçi, elindeki son umudu suyun üzerinde değil, toprağın içinde arıyor. O toprağın suya kavuşması için gereken bilimsel gerçek de, aklın yolu da bellidir: Bu kota artmalıdır.
Siyasiler ve Yetkililer İçin Son Çağrı
Bu mesele bir partinin değil; bir ilçenin, bir bölgenin, bir geleceğin meselesidir.
Bu nedenle tüm siyasilerimizi, kurumlarımızı, ilgili bakanlıkları el ele verip ortak akılla bu soruna çözüm bulmaya davet ediyoruz.
Vakit daralıyor.
Bugün çözülmeyen her gecikme, yarının kuraklığı demektir.
Geç kalmayalım!
Seydişehir, su nöbetinde kararlı.
Çünkü biliyoruz:
Su biterse üretim biter, üretim biterse hayat biter.
