Medeniyetler önce kelimelerle kurulur.
Bir toplumun hangi kelimeleri merkez yaptığı, nasıl bir insan ve nasıl bir dünya tasavvuruna sahip olduğunu gösterir.
Kur’ân da insanı önce kavramlarla inşa eder.
En başta hangi kavram gelir?
Ne ibadet…
Ne ahlâk…
Ne hukuk…
Önce tevhid gelir.
Çünkü tevhid, Allah’ın birliğini kabul etmekten ibaret değildir. Tevhid; otoritenin, hükmün, hakikatin ve mutlaklığın yalnızca Allah’a ait olduğunu kabul etmektir. Bu yönüyle tevhid, insanı hem putlardan hem de insanın insana kulluğundan özgürleştirir.
Kur’ân’ın en erken dönem ayetlerinde vurgulanan şey, toplumsal düzen değil; zihinsel devrimdir. Mekke toplumunun sorunu Allah’ın varlığını inkâr etmesi değildi. Sorun, Allah’ın yanına başka otoriteler koymalarıydı. İşte bu, Kur’ân’ın “şirk” dediği şeydir.
Şirk sadece taştan putlara tapmak değildir.
Şirk; mutlaklaştırmaktır.
Bir gücü, bir ideolojiyi, bir lideri, bir çıkarı sorgulanamaz hâle getirmek…
İşte modern çağın putları da tam burada başlar.
Tevhid ise parçalanmış hayatı birleştirir. İnsanın kalbini, aklını ve eylemini aynı hakikat ekseninde toplar. Bu yüzden tevhid sadece metafizik bir önerme değil; aynı zamanda ahlâkî ve siyasal bir duruştur.
Peki iman nedir?
İman, sadece zihinsel tasdik değildir. Arapça “e-m-n” kökünden gelir; güvenmek, emniyete almak anlamı taşır. İman eden kişi, Allah’a güvenen ve hayatını bu güven üzerine kuran kişidir.[1]
Bu yüzden Kur’ân’da iman çoğu zaman amel ile birlikte zikredilir: “İman edip salih amel işleyenler…” Çünkü iman, hayatı dönüştürmeyen bir duygu değil; bir bilinç ve bağlılık halidir.[2]
Küfür ise yalnızca inkâr değildir. Kelime anlamı “örtmek”tir. Hakikati bilip üzerini kapatmak… Nankörlük etmek… Görmek istememek… Kur’ân’da küfür çoğu zaman bilinçli bir reddiye ve kibirle ilişkilendirilir.[3]
Burada mesele sadece bireysel inanç değildir.
Bu kavramlar bir medeniyet inşa eder.
Tevhid adaleti doğurur.
Şirk zulmü üretir.
İman sorumluluk bilinci kazandırır.
Küfür ise insanı hakikat karşısında körleştirir.
Bugün Müslüman dünyanın yaşadığı kriz, belki de kavramları kaybetmesinden kaynaklanıyor. Tevhidi sloganlaştırıp hayata taşımamak; imanı duyguya indirgemek; küfrü sadece “öteki”ne ait görmek… İşte kırılma burada başlıyor.
Kur’ân’ın yaptığı şey şudur:
Önce zihni inşa eder, sonra toplumu.
Belki de yeniden başlamamız gereken yer burasıdır:
Kelimeler.
Dipnotlar
[1] Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’ân, “e-m-n” md.
[2] Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, ilgili ayet tefsirleri.
[3] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, küfür kavramı açıklamaları.
