8 Şubat 2026, Pazar
12:42
23.07.2025
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Kur’an’da Hz. Îsâ (a.s.) kıssası, gücün merkezine merhameti yerleştiren bir ahlâk devrimidir. O, kılıçla değil sözle; zorla değil şefkatle konuştu. Hastaya dokundu, dışlananı sahiplendi, iktidarın katı kalıplarına insanı hatırlattı.

“Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim.” (Âl-i İmrân, 49)

Bu ayet, mucizenin gösteri değil; vicdanı uyandıran bir işaret olduğunu bildirir.

Şifa ve Umut Dili

Hz. Îsâ (a.s.)’a verilen mucizeler—körün görmesi, hastanın şifa bulması, ölülerin dirilmesi—bir güç gösterisi değil; toplumsal yaraların sarılmasıydı. Kur’an, bu mucizeleri merhamet eksenli bir davetin parçası olarak sunar.

“Körleri ve alacalıları iyileştiririm.” (Âl-i İmrân, 49)

Şifa, yalnız bedene değil; kalbe de yöneliktir.

Dine Karşı Din

Hz. Îsâ (a.s.), dinin ruhunu kaybedip şekle hapsolan yorumlarına karşı çıktı. Yasayı inkâr etmedi; ama onu ahlâkla tamamladı:

“Ben Tevrat’ı doğrulamak için geldim.” (Âl-i İmrân, 50)

Buradaki itiraz, inanca değil; inancın iktidar aracına dönüştürülmesinedir.

Yoksullar ve Dışlananlar

Îsâ (a.s.)’ın etrafında saraylar değil; yoksullar, hastalar ve dışlananlar vardı. Bu tercih, ahlâkın tarafını gösterir. Kur’an’ın diliyle, hakikat aşağılananların yanında yeşerir.

Bugüne Bakan Yönü

Hz. Îsâ (a.s.) kıssası, bugün de güçlü bir soruyu gündeme getirir: Din, yaraları saran bir merhamet dili mi kuruyor; yoksa iktidarın sertliğini mi meşrulaştırıyor?

Kur’an’ın mesajı açıktır: Ahlâk yoksa, din eksiktir.

Sonuç

Hz. Îsâ (a.s.) kıssası şunu öğretir: Merhamet, zayıflık değil; en büyük direniş biçimidir.

İktidarlar geçer; ama insanı ayağa kaldıran sözler kalır.

“Allah, ona kitabı, hikmeti ve Tevrat ile İncil’i öğretti.” (Âl-i İmrân, 48)

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı