4 Şubat 2026, Çarşamba
11:19
23.07.2025
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Kur’an’da Hz. Mûsâ (a.s.) kıssası, iktidarın zulme dönüştüğü her yerde yankılanan özgürlük çağrısının adıdır. Bu kıssa; sarayla sokak, Firavun’la köle, güçle hakikat arasındaki tarihsel çatışmayı gözler önüne serer.

“Firavun yeryüzünde büyüklük tasladı ve halkını sınıflara ayırdı.” (Kasas, 4)

Zulmün ilk adımı, insanları bölmek; ikinci adımı ise bu bölünmeyi kalıcı kılmaktır.

Sarayda Başlayan İmtihan

Hz. Mûsâ (a.s.), zulmün merkezinde, Firavun’un sarayında büyüdü. Kur’an bu ayrıntıyı boşuna vermez: Hakikat bazen gücün kalbinde filizlenir.

“Seni kendi gözümün önünde yetiştirdim.” (Tâhâ, 39)

Bu yetişme, bir konfor değil; ağır bir sorumluluğun hazırlığıdır.

‘Git Firavun’a’ Emri

Vahyin en sarsıcı çağrılarından biri Mûsâ’ya gelir:

“Firavun’a git; çünkü o azdı.” (Tâhâ, 24)

Bu emir, zalimin karşısına çıkmayı erteleyen her gerekçeyi boşa düşürür. Hakikat, saraya gitmekten korkmaz.

Mucize ve Direniş

Asa ve el mucizeleri, sihirbazların hilelerini boşa çıkardı. Kur’an burada gücün kaynağını netleştirir: Hakikat, gösteriden güçlüdür.

“Hak geldi, bâtıl yok oldu.” (İsrâ, 81)

Sihirbazların secdeye kapanması, iktidarın değil; gerçeğin kazandığı andır.

Deniz ve Özgürlük

Firavun ordusuyla yaklaşırken deniz yarıldı. Bu sahne, çaresizliğin doruğunda gelen ilâhî müdahaleyi simgeler:

“Asânla denize vur.” (Şuarâ, 63)

Özgürlük, kaçışla değil; imanla açılan yoldan gelir.

Bugüne Bakan Yönü

Hz. Mûsâ (a.s.) kıssası, bugün de geçerlidir: Zulüm kurumsallaştığında susmak tarafsızlık değildir. Kur’an’ın çağrısı nettir: Mazlumun yanında durmak imanî bir sorumluluktur.

Sonuç

Hz. Mûsâ (a.s.) kıssası şunu öğretir: Güç, zorbalığa dönüştüğünde karşısında mutlaka bir Mûsâ durur.

Firavunlar değişir; ama özgürlük mücadelesi bitmez.

“Şüphesiz zulmedenler kurtuluşa ermez.” (En‘âm, 21)

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı