Kur’an’da Hz. Hûd (a.s.) kıssası, gücün ahlâkla sınanmadığı her toplumun nasıl savrulduğunu anlatan çarpıcı bir uyarıdır. Âd kavmi; kuvvetli bedenleri, görkemli şehirleri ve teknolojik üstünlükleriyle övünürken, bu gücün hesabını kime vereceklerini unutmuşlardı.
“Sizi yeryüzünde hâkim kılan ve size güç veren O’dur.” (A‘raf, 69)
Bu hatırlatma, gücün kaynağını gösterir: Sahip olunan her imkân bir emanet, her üstünlük bir imtihandır.
Gücün Sarhoşluğu
Âd kavmi, maddî gücünü mutlaklaştırmıştı. Yüksek sütunlar üzerine kurdukları şehirler, onları dokunulmaz zannetmelerine yetmişti. Kur’an bu psikolojiyi açık eder:
“Bizden daha güçlü kim var?” dediler. (Fussilet, 15)
Bu soru, aslında bir meydan okumaydı. Gücünü putlaştıran her toplum, eninde sonunda hakikate kafa tutar.
Peygamberin Yalnızlığı
Hz. Hûd (a.s.), kavmine korku değil sorumluluk diliyle seslendi. Tehdit etmedi; uyardı. Gücü inkâr etmedi; sınırlarını hatırlattı. Ancak çoğunluk, uyarıyı zayıflık olarak gördü.
“Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur.” (Hûd, 50)
Hakikatin dili her çağda aynıdır; fakat onu duymak istemeyen kulaklar değişmez.
Helâkın Şekli
Âd kavmi, kuvvetiyle övünürken rüzgârla helâk edildi. Kur’an burada sembolik bir denge kurar: En güçlü olduğunu sananlar, en basit görünen unsurla yüzleşir.
“Onları dondurucu bir rüzgârla helâk ettik.” (Hâkka, 6)
Bu, gücün ilâhî irade karşısındaki kırılganlığını gösterir.
Bugüne Bakan Yönü
Hz. Hûd (a.s.) kıssası, modern dünyaya doğrudan seslenir. Askerî, ekonomik ya da teknolojik üstünlük; ahlâkî bir zemine oturmadığında felaketi hızlandırır.
Toplumlar, sahip olduklarıyla övündükleri kadar nasıl kullandıklarıyla da yargılanır. Güç, adalet üretmiyorsa; sadece çöküşü erteleyen bir araçtır.
Sonuç
Hz. Hûd (a.s.) kıssası şunu öğretir: Güç, hakikate bağlanmadığında sahibini taşırmaz; boğar.
Kur’an’ın çağlar üstü uyarısı nettir: Güç geçicidir, hesap kalıcıdır.
“Rabbinin yakalaması gerçekten çok çetindir.” (Hûd, 102)
