“Kaside-i bürde”yi okudunuz mu?
Devrinin en iyi şairlerinden biri idi. Kavminin ileri gelenleri, Hz. Muhammed (sav)’in, kavminin putlarına karşı çıktığını, atalarının dinini aşağıladığını söyleyerek, O’nu alçaltan bir şiir yazması halinde cömert bir şekilde ödüllendirileceğini söylediler. O da Resulullah’ı aşağılayan bir şiir yazdı. Bunun üzerine onu tanıyan ve daha sonra Müslüman olan eski dostları ona haber gönderip, “Sen fahri kainata hakaret ettin. O’nu ve O’na geleni, O’nun sözlerini dinleyip anlamadan nasıl böyle yazarsın. Artık senin için yolun sonu. Bize karşı yapılan senin katıldığın ilk savaşta, Müslümanlar seni arayıp, bulur ve seninle savaşırlar. Bundan sonra hiçbir savaşa katılmasan bile, din günü Allah seni cezalandıracaktır” derler. O da araştırır ve Resulullah’a gidip özür dilemek ister ve pişmanlığını anlatan bu Kasideyi yazar. Peygamberin huzuruna çıkar, Kelime-i Şehadeti getirir ve uzun bir kaside okur. Peygamberimiz de sırtındaki hırkasını çıkarır ve onun omuzuna koyar. O da bu hırkaya bürünür ve çıkıp gider. Kaab b. Züheyr (Allah ondan razı olsun) odur işte!
Birilerinin sözlerinde ya da yazılarında dine, hukuka, ahlaka aykırı bir yan yoksa benim açımdan o fikre katılmasam da bir başkasının onu susturmaya kalkmasını kabul etmem. Bu anlamda benim tam karşımda olup, en az benim kadar doğru olabilir.. Katılmayabilir, bu fikre karşı çıkabilirsiniz de nasıl tehdit eder, alaya alır, hakaret edebilirsiniz. Haklı da olsanız, haklı olmanız size haksızlık yapma hakkı verebilir mi? Eleştirdiğinizi sandıklarınıza benzemiş olmuyor musunuz bu davranışınızla. Çünkü onlar da böyle davranıyorlardı. İşte böyle, eleştirdikleriniz dünyada “Hoşgörü” sembolü olarak tanıtıyorlardı kendileri ve dünya da öyle tanıyordu. Gülen yüzlerinin arkasında katil bir nefs taşıyorlardı. “Islah edicileriz” diyorlardı ama “Bozguncuların işbirlikçileri ve hatta ta kendileri” idi.
Aşk ve öfke, ihtiraslarımız aklı zail ediyor. Sahte rehberlerin peşine takılanlar ona aşık oluyor. Ya da birileri onların gücünü kullanarak kendi heva ve heveslerine ulaşmak için, ihtirasla istedikleri şeylere sahip olmak için onun ayak izlerinde yürüyordu. Servet, iktidarlı, maddi ve manevi kazanımlar söz konusu idi. Şeytan onları yeryüzünde bir cennet ve ebedi bir hayatla aldatıyordu. Sakın bugün ona öfke besleyenler de öfkelerinin akıllarını zail etmesine fırsat vermesinler. O zaman onlar da Şeytanın öteki tuzağına düşerler ve sonuçta aynı cehennemde buluşurlar.
Benim birine uzaklığım, onun bana uzaklığına eşittir. Benim fikirlerim ona ne kadar garipse onun fikirleri de bana o kadar garip gelecektir. Onu kazanacaksam, güzel söz ve hikmetle yaklaşmam gerek. Yoksa tehdit, meydan okuma, şiddet uygulamak, alaya almak kabul edilemez.
Eğer bir kişi söz ve yazısı ile başkasının mal, can, namus, akıl-inanç ve nesil emniyetine yönelik açık ve yakın bir tehdit oluşturmuyorsa, yani ifsad kastı yoksa ve bu sonucu doğuracak bir söz ve eylem üzere değilse, kimsenin onu engellemesi söz konusu olamaz. Kimse kimsenin İlahı ve Rabbi değildir. Bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikatinin bize gösterileceği bir gün var!