Hiç kimse “dünyada olup biten şeyleri görmezden, duymazdan bilmezden gelme hakkına sahip değildir”.. Bizler yaşadığımız zaman ve mekanın adil şahidleri olacağız. “Biz Hakkın ve halkın, gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olacağız”. “Allah bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek ister.” “Biz alemlere rahmet olarak gönderilen bir Peygamberin ümmetiyiz.” “Bütün insanlığın hayrına olmayan bir çözüm teklifi, bizim teklifimiz olmayacaktır” diyebiliyor musunuz. Zira, doğduğumuz ana-babayı biz seçmedik. Doğduğumuz zamanı ve toprağı da. Derimizin rengini de biz seçmedik, cinsiyetimizi de! Üstünlük bunlarla ilgili değildir ve olamaz.
Biz aynı dine inanan insanlarla kardeşiz. Onlarla müttehid olacağız. Yeryüzündeki bütün erdemli insanlar ve mazlumları müttefik olarak görecek, onlarla Hılful fudul / Erdemlilerle fazilet üzere birlik oluşturacağız, yeryüzünde değer üreten ve başkalarının malına, canına, namusuna, aklına ve inancına yönelik açık ve yakın bir tehdit oluşturmayan herkesle itilaf üzere olacağız. Onları müellefetül gulub göreceğiz. Unutmayalım, tefrika girmeden bir millete düşman giremez, toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez. İtiraf edelim, biz cahillerden ve zalimlerden olduk. Allah’ın ipini bıraktık, Allah da bizim ipimizi bıraktı. Başımıza gelenler ya yaptıklarımızın karşılığıdır, ya da bir imtihan vesilesi. Bizi gören, duyan, bilen, hüküm sahibi bir Allah var ve O bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak, mazlumlara yardım etmek istemektedir.
Önce aklımızı daha fazla kullanacağız. Daha fazla okuyacağız. Daha fazla istişare ve şûra yapmamız gerekiyor. Şu tefrika belasından yakamızı bir kurtarmamız gerek. Ahlaki zaaflarımızdan bir kurtulmamız gerek. Çözüm için devlet, belediye, vakıf, dernek, sivil toplum, meslek odaları, media, mektep, esnaf, işadamı herkesin seferber olması gerek. Sonunda tek kişi de kalsak, tek kişi kurtuluruz, Hz. Lut gibi, 40 kişi kalsak, Hz. Nuh gibi kurtuluruz, bakarsınız, Hz. Yunus’un kavmi gibi, son güne kadar inat eder, son gün topyekûn kurtuluruz. Bilmiyorum. Bu gidiş sanki insanlığın büyük bir helak yaşayacağı gibi bir tehlikeyi işaret ediyor. Birileri zaten “Tanrıyı kıyamete zorlama” gayretinde! İnsanlar Mehdi, Mesih, Deccal, Yecüc-Mecüc, kıyamet savaşını, kıyamet fitnesini konuşuyor. FİTEN rivayetlerini okuyun, benim yazdığım ne ki, Yuhanna vahyini okuyun.
Bu tehlikeleri görmezden gelmek, halktan saklamak da başka bir sorumsuzluk.
Sonunda bir fitne zamanını yaşıyoruz. Herkes bu bulanık sudan kendinin daha fazla balık yakalayacağını sanıyor. İnsanlar Allah’ın ipini bırakıp, dünya malı, makam, servet ve metaı için başkalarının ipine sarılıyor, din ve devlet büyüklerini İlah ve Rab ediniyorlar. O zaman da helakı hakkediyorlar. Aklımızdan çıkarmayalım, “Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir.” Şeytan bizi Allah’la aldatmasın. Aklımızı kiraya vermeyelim. Herkes için ancak yaptığının karşılığı vardır. Kurtarıcı yoktur! Peygamberler de kurtuluşa çağırırlar. Yoksa onlar da Allah’ın ipine tutunmayan ailelerini bile kurtaramadılar. Unutmamak gerekir ki, “def-i mazarrat, celb-i menafi’den evladır”. Önce haram’dan, masiyet’ten, mazarrattan uzaklaşmamız gerek. “Kem alat ile kemalat olmaz!”