8 Nisan 2026, Çarşamba
20:11
UST1 Reklam Alanı
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Biden’ın aylar öncesi konuşmasının bugün yeniden servis ediliyor olması ilginç değil mi?

Türkiye üzerinden ABD’de başka bir savaş yaşanıyor. Aslında bu savaş ABD’nin geleceği ile ilgili olmaktan çok dünyanın geleceği ile ilgili bir savaş. Yani bir “Matruşkalar savaşı” yaşanıyor. İçinde hemen her siyasi aktörün olduğu bir savaş. Yani kesinlikle bu savaş bir Trump - Biden savaşı değil. Ha şu da var; ABD seçimleri ertelenebilir. Sonuç açıklanmayabilir, Sonuç açıklanıp, mahkemelik olabilirler, ABD iç savaşa gidebilir. 

Bu seçimde ABD seçmenine iki tercih sunuluyor: Ölümlerden ölüm beğen. Amerikan Demokrasisi, Amerikan halkına celladını seçme özgürlüğü veriyor sonuçta!

Birileri Trump’ın seçildiği seçimle ilgili olarak Putin’i suçlayabiliyor, ama mesela Bill Gates ya da  Elon Musk’ı konuşan var mı? Aslında Amerikan seçimleri, gerçek yöneticiyi seçmek için değil, Global derin devletin merkez çiftliğine bir kahya seçiminden başka bir şey değil. Amerikan halkı, Pedofili şüphelisi Biden’ı mı ya da Donald Trump’ın hükümetinde, iş dünyasında ve medyada Şeytan’a tapan elit pedofillere karşı gizli bir savaş yürüttüğünü söyleyen QAnon’u mu tartışıyor. Bu tartışma GENDER tartışmasını da alevlendirebilir. Batıda giderek güçlenen bir Anti Gender hareketi var. Umarım Süleyman Soylu da bu konuyu gündemine alır. Çünkü MERNİS projesi içinde bu GENDER’in sanal cinsiyet kimliği, “Toplumsal Cinsiyet” tanımı olarak bizim kimliğimize işlendi.

Niye Türkiye, niye AK Parti, niye Erdoğan! Birileri niçin bize aba altından sopa gösteriyor. Bizi Suudi Veliahd Prens ve Abudabi Emiri ile bir masaya oturtmak istiyorlar. Arap Yarımadası, Doğu Akdeniz, Nil Vadisi ve Kızıldeniz koridoru, Basra koridoru, Ege ve Karadeniz’in anahtarı bizde. Biz “Kilitbahir”iz. Nasıl Doğuş ve Kıyamet kiliselerinin anahtarı bizde ise, Akdeniz’in de Karadeniz’in de Kızıldeniz’in de anahtarı bizde. İstanbul dünyanın sıfır noktasında. Buradan yüzümüzü Mekke-i Mükerreme’ye döndüğümüzde, aynı zamanda Kudüs-ü Şerif’e de dönmüş oluruz. Biz Türkiye’den Libya’ya bir münhasır bölgeden söz ediyoruz, coğrafi konum itibarı ile. Tamam, doğru, güzel de siz İstanbul’dan Mekke-i Mükerreme’ye giden, Sürre alaylarının izlediği rotaya bakın, Hicaz demiryolu, ifade ettiği değer ve mana itibarı ile Pekin’den Londra’ya giden İpek yolundan çok daha fazla değer ve anlam taşır, tabii anlayana. Ama maalesef bizim gençlerimizin çoğu bu anlamdan habersiz.

Türkiye’yi anlamlı kılan işte bu “belde-i muhayyere” olan coğrafya! Ve biz bunun anlamını unuttuk. “Meta”, alınıp - satılabilen şeylerle ömür tüketiyor, onlarla övünüyoruz. Bizim yenilmezliğimizin sırrı Calud’a karşı Talud’un komutanlığı ve “ordusunun gücü”nde değil, Davud’un sapan taşında gizli. Ki o sırra ulaşmak için, “Kesbi” anlamda Talud’un ordusunun hazırlanması gerekiyordu. Ama zafer, “Vehbi” idi. Onun için yaptıklarınızla ve sahib olduklarımızla övünmeyi bırakalım. Onlar gerekli idi ama bizi zafere götürecek onlar değil!

ABD Türkiye’yi hesaba katmadan İsrail’i düşünemez. İster ABD, ister İngiltere, AB, NATO ülkeleri, Rusya, Çin, Vatikan, Londra, Paris, Berlin, Roma bu bölge ile ilgili kim bir hesab yapıyorsa yapsın “Türkiye” ve “İslam” gerçeği görülmeden bu coğrafya üzerine kimse hesab yapmasın. “İslam”ı siyasi olarak BOP’la, teolojik olarak “CIAmade / The Cemaat” ile kontrol etmek istediler ama birisi 15 Temmuz’da, ötekisi “One minute” ile ellerinde patladı.

YAZININ  TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı