Savaşları yok edeceği sanılıyordu; savaşmak hırs ve arzularını, savaş yöntemlerini tahmin edilemiyecek boyutlara taşıdı, geliştirdi.
Evet, çok korkunç ve vahşî bir bombadan söz ediyoruz.
***
6 Ağustos ve 9 Ağustos 1945 tarihleri, son yüzyılın en büyük facialarının yaşandığı iki önemli gün.. Atom Bombası’nın beşer tarihinde ilk kez kullanıldığı ve Japonya’nın (hiçbir askerî birliğinin bulunmadığı bilinen) Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılan atom bombasıyla, ilk anda 300 bin, sonrakilerle birlikte yüzbinlerce, hattâ milyonu aşkın insanın kavruluş ve milyarlarca insanın da rûhen esir alınış trajedisi..
***
O dönemde özellikle de Uzak Doğu’nun savaş alanlarında bulunmuş olan ünlü fr. mütefekkiri André Malraux, ‘Atom bombası kullanan bir medeniyet, insanî değildir!’ demişti. Düzeltelim; o barbarlıktır, medeniyet değil!.
Bazı bioloji bilginleri de ‘Çok derin aşk, muhabbet, nefret, düşmanlık ve korku gibi duygu taşkınlıklarının ve kırılmaların yaşandığı toplumlardaki insanların kromozomlarında, genlerde bünyevî değişimler, mutasyonlar olabileceğini ve bunun nesillerden nesillere intikal edebileceğini’ ifade etmişlerdir.
Nitekim, Atom bombası gibi korkunç bir silâhın tahribatını görüp ona sahib olmayı ve o sâyede zafer kazandığını ve gücün zirvesinde olduklarını düşünen ve gücetaparlığın bütün hallerini yaşayan Amerikan toplumunun da genlerine kadar sinmiş olan o tekebbür ve hattâ ‘megalomani’ ve firavunluk duygusunun, onlara, kendilerini ‘yarı tanrı’ sanmak gibi ruhî açmazlar verdiği ortada..
***
1995 yılında dönemin Amerikan Başkanı Bill Clinton’a, ‘Mr. Başkan, siz Atom Bombası kullanan nesilden değilsiniz, hattâ, onun kullanılmasından sonra, 1946’da dünyaya geldiniz. O korkunç bombanın kullanılışının 50. Yılı’nda insanlıktan Amerika adına özür dilemek şerefi size nasib olsun!’ dediklerinde, o bu davete önce sıcak bakmıştı.. Ne de olsa, 1965’lerde Amerikan emperyalizminin Vietnam’daki kanlı Savaşı’nı protesto eden gençler arasında olmanın izlerini taşıyordu.
Ama, o, artık o emperyalist sistemin başında bulunuyordu. ‘Ama, o bomba kullanılmasaydı, belki de milyonlarca insan daha ölecekti!’ gibi te’villere tutunup, özür dilemekten kaçındı.