30 Ocak 2026, Cuma
13:59
23.07.2025
MANSET_ALTI Reklam Alanı

İdealist bir öğretmen millî eğitimde alanını iyi anlayan, iyi anlatan, öğrenciyi seven ve kendini sevdiren, iyi eğiten, sahasında dünya ile yarışan, öğrencisini yarıştıran, ahlaklı, manevi değerlere bağlı olandır.

 İyi bir öğretmen gayesi uğrunda her türlü fedakârlığı göğüsleyendir. İyi öğretmen dünya ile yarışan ve öğrencisini yarışır hâle getirendir. Nitelikli bir öğretmenin hedefinde benim öğrencim topluma katkı yapacak bir öğrenci olmalı. Öğretmen böyle bir öğrenciyi nasıl yetiştirebilirim gayreti içinde olursa o öğrenci topluma katkı sağlayabilir.

Bu zamanda yozlaşmış ve hedefinden sapmış olan bir nesil ortaya çıkmış, Üstad Bediuzzamanın dediği gibi, “Bu zamanda dinsizlik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, âlem-i İslâmın iman esaslarını zedeliyor. İslâm memleketi olan bu vatanda halkı, bilhassa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek Allah huzuruna gitmek istiyorum.” İşte öğretmen bütün mevcudiyetiyle İslâm memleketi olan bu vatana faydalı insan yetiştirmek için koşturandır.

Olağan üstü bir gayretle hedefinden sapmış öğrencilerin önüne yeni hedefler koyarak muasır medeniyet seviyesini yakalattırandır.

 

Bu zamanda vasıflı bir öğretmen öğrenciye güven verendir. Öğrenci hocasına benim kusurumu bulmak için derslerimi kontrol ediyor değil, beni bir adım daha ileriye götürmek için derslerimi kontrol ediyor düşüncesiyle hocasına bakmalıdır.

Nitelikli bir öğretmen bu iman düşmanlarına karşı mücahede açan dindar kuvvetlerle el ele vererek öğrencilerini vatan millet aşkıyla yetiştirendir.

Bu düşüncelerle hareket eden bir öğretmen daha sonra öğrencilerinden gözlerini yaşartan teşekkür mektupları alacaktır.

Nitekim bahsettiğimiz mektup gibi bir mektup A. Erkan Kavaklıya gelmiş. Şimdi o mektupla sizi baş-başa bırakacağım

Öğrenci şöyle başlıyor mektubuna:

“Ben Ödemişli Fazıl Çelik okulunu bırakmış, geleceğe ümidi olmayan bir öğrenciydim.

Konferansınızı dinledim hayatım değişti.

Size konferansınızın beni nasıl etkilediğini ve nasıl bir değişim kararı verdiğimi, o müthiş karar anının anlatacağım.

Okulumuza konferans vermek üzere davet edilmiştiniz, öğretmenlerimiz bizi salona aldılar. Benim konuşmadan bir beklentim yoktu. Arkadaşım Çakı Ali’nin ısrarı üzerine okula ve dolayısıyla salona gelmiştim.

Siz heyecanla konuşmaya başladınız, bizi etkileyici şiirler okuyordunuz:

 “Sen de geçebilirsin anadan, yardan, serden;

Senin de destanını okuyalım ezberden;

Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin, baştasın;

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.

Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini;

Göster kabaran sular, nasıl yıkar bendini!

Küçük görme, hor görme delikanlım kendini…

Şu kırık âbideyi yükseltecek taştansın;

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!...

 Bir ara salonu süzdünüz, sıra dışı bir soru sordunuz:

“İçinizden kim İmam-ı Azam, İbni Sina, Gazali, Seyyit Kutup gibi âlim olmak ister?”

Hemen elimi kaldırdım.

Herkesin böyle bir şeyi isteyeceğini sanmıştım.

Bana döndünüz:

-Seni tebrik ederim.

Salona döndünüz:

“Arkadaşınızı alkışlayın!”

Herkes beni alkışlamaya başladı.

O ne müthiş andı. Beni tanısaydınız kesinlikle alkışlatmazdınız. Ben okulu bırakmış öğrenciydim. O gün sıra arkadaşım Çakı Ali’nin ısrarı üzerine konferans dinlemeye gelmiştim.

 

Öğrenci mektubuna devam ediyor. Aziz okuyucularım sizi yormamak için kısa kesiyorum o öğrenci sonra ne oluyor onu da A. Erkan Kavaklının başarının büyüsü isimli kitabından okuyabilirsiniz.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı