Geçtiğimiz hafta mini bir heyetle Şehr-i İstanbul?da bir dizi ziyaretlerde bulunduk. Sebebi ziyaretimiz, basın yayın organlarında ayrıntıları ile nakledildi. Dolayısı ile sizlerle gezinin seyrinden daha ziyade, sebep ve sonuçları itibari ile bir tespitimi paylaşmak istiyorum.
Öncelikle, bu güzel geziden, sadece fotoğraf karesinde bulunan isimlere bakarak kendince müspet yada menfi yorumlarla neticeler çıkartanlar var. Herkesin bakış açısı farklıdır ancak, geziye katılan bir insan olarak, Şehr-i İstanbul ziyaretlerinin içeriği itibari ile oldukça verimli geçtiğini belirtmeliyim. Eleştiriler ne kadar haksa, önyargılı bakışlarda o kadar haksızlıktır Asıl olan Seydişehir?e hizmet ise; gerisi absürt bence?
Gezi sonrası kulağıma gelen bazı değerlendirmeler işadamı Hüseyin Ulaşan?ın gezi sırasında yaptığımız sohbetlerde, ilçemizin vazgeçilmezi çekememezlik üzerine sarf ettiği ?Biz Seydişehirliler, Seydişehir?in ne ölmesine izin veririz, nede onmasına? sözünü daha manidar kıldı.
Bu ahval üzerine ifade etmeliyim ki, son yıllarda vukuu bulan olağan üstü gelişmelerinde tesiri ile Seydişehir?de bir daralma var. Hem ilçede yaşayanlar arasında, hem de ilçe dışında bulunan değerlerimizle diyalog kurmakta zorlanıyoruz. Patlama noktasında bir kopukluk var. Kimse kimseyi kabullenemiyor. Hadi sevgi izafidir diyelim. Saygı sıfır birbirimize?
Bu bedbin halin varlığı maalesef, erk etrafında kümeleşen, sindirilmiş besin öbeği birinci kata inmemiş, ufku dar yetmelerle birinci derecede alakalıdır. Kamuoyuna bilgi aktaran basında her devrin adamı, tetikçi yakıştırmalarını cidden değerlendirmeli, özeleştiride bulunmalıdır. Her erk sahibi, bu açıdan otokontrolü elinde bulundurmalıdır. Daralmalara ve daraltmalara izin vermemelidir.
Her hangi bir ortamda her hangi bir isim zikredilmeye görsün, kimi kolundan, kimi bacağından kimi dilinden sündürdükçe sündürüyor ve mesele aslından saptırılarak içinden çıkılmaz hale getiriliyor.
Birbirimizi hiç olmazsa asgari müştereklerde neden kabullenemiyoruz? En küçük bireyinden en büyüğümüze, en küçük hizmet biriminde görevli kişiden, en üst makamda bulunan görevlimize kadar neyi paylaşamıyoruz ki ?get öte? modluyuz hep... Nedir bu ruh darlığına sebep? Benden olmayan boş küme felsefesi ne kadar ahlaklıcadır?
Eskilere kadar uzanan galat-ı Meşhur tekrarlanmamalıdır. Enaniyet felsefesi hayat tarzımız haline gelmiştir. Bu bedbahtlıktan bir an önce kurtulmalıyız. Seydişehir?in önünün açık olması barışık bir hayat yaşayabilme adına birbirimizi hem bireysel hem de ilçenin tüzel kişiliği adına kabullenmekten başka çaremiz yok? Her bireye görev düşmektedir. Üzerine düşeni herkes yapmalıdır.
Alüminyum Tesisleri ve sahipleri, Seydişehir Belediyesi ve Abdulkadir Çat, siyasi irade ve Harun Tüfekçi, Kaymakamlık, Fakülte, diğer kurum ve tüzel kişilikler eksikleriyle birlikte Seydişehir manzumesinin parçalarıdır. Birbirimize saygı göstermekten başka çaremiz yoktur. Kimsenin diğer kimseyi yok sayma lüksü yoktur?
İşte bu açıdan Belediye Başkanı Abdulkadir Çat?ın bir öncesi başkente düzenlenmiş, ikincisi İstanbul?a düzenlenmiş olan gezilerini önemsiyorum. Hatta daha da sıklaştırılarak yapılmalıdır. Alüminyum tesislerinden özelleştirme sebebi ile ayrılan, okuyup adam olan onca yiğidimiz, ilçemize bir şekilde hizmeti geçmiş şahsiyetleri onurlandırmak şarttır. Kısır politikalarla daralan ruh halimizi ferahlığa kavuşturmanın yolu bunlardan geçer. Birlikte olunmayabilir ama birlik olunmalıdır. Taş ortak kaygılarımızda aynı yere atılmalıdır.
Hâsılı?
Beşiktaş belediye başkanını İsmail Ünal?ı belediye çalışmalarını telefonla organize ederken yaptığımız içten, karşılıklı diyalog sırasında onu izlerken ?milletvekili ve hatta bakan olacağına, İstanbul?da bir ilçenin belediye başkanı ol? demekten kendimi alamadım. O Tam bir jonglör bana göre. İşte bu adam, hatırı sayılır bir ölçüde yardımını esirgemeyeceğini beyan etti? Neresi zarar bunun?
İşadamı Ali Akkanat?ı ziyaretimizde henüz makamına girerken ?Beyşehir?de Seydişehir?de benim memleketim. Seydişehir?i unutmuş değilim inşallah orada da bir okul çalışmamız olacak? lafını hemşeri samimiyeti ile bizden esirgemedi? Neresi kötü bunun?
Ziyaretimiz sırasında ilçemize 5 yıl hizmet eden Kaymakam Mesut Demirkol?un heyecanı ise görülmeye değerdi. Geleceğine de söz verdi? Sevgili Feridun Güray kardeşimin heyeti ağırladığı an ise sevgiyi saygıyı paylaşmanın tam adresiydi. Ali Balcı ağabeyin hazırladığı balık çokratması ise damak tadı ve lezzeti açısından gezinin tümüne bedel bir afiyetin başkentteki hemşeri tadıydı. İşadamı Hüseyin Ulaşan?ın Seydişehir sevgisi ise tarifsiz ama birbirimizi kabullenebilmenin tam tarifiydi? Yok sayılabilir mi bütün bunlar?
Hülasası; birbirimizi Seydişehir için kabullenmek zo-run-da-yız?
