Birkaç gündür Türkiye gündeminde olanları kimimiz hayretle, kimimiz nefretle, kimimiz ise tamamen samimi ve olumlu tavırlarla takip ediyor. Bir açılım türküsü tutturulmuş gidiyor. Bunun nelere yol açacağını ise hep birlikte bekleyip göreceğiz. İşin bu kısmı artık siyasileri ilgilendirse de yansımaları elbette bir arada bulunan herkesi yakından ilgilendirecek.
Bir arada derken öncelikle açılım türküsünün en yoğun söylendiği bölgelerde birlikte yaşayanlar! Yani bizler!
Geçenlerde ufacık elleriyle sadece kalem tutması gereken minicik bir öğrencimin zafer işaretini yaptığını görünce yanıma çağırıp sevecen bir tavırla sordum;
??Bu yaptığın hareket nedir çocuğum biliyor musun???
O ufacık minik zar zor konuştuğu Türkçesiyle yaptığı hareketin ne anlama geldiğini söyleyince durup biran düşündüm sadece. Kelimeler boğazımda düğümlendi. Bir şey diyemedim. Gelen PKK?lı grup haberlerini akşam ailesiyle izleyen minik bana;
??Artık bizim akrabalarımızı öldürmeyecekler. Sizin askerlerinizle barış olmuş! Buda bizim zafer işaretimizdir.?? dedi. Hani büyük şair Orhan Veli?nin dediği gibi;
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz
Göz yaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim
Şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerin kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Gerçekten içinde bulunduğum durumu anlatmaya kelimeler yetmiyordu. Açılım türküsü her yerde olduğu gibi Ağrı / Diyadin?nin haritada bile yeri çok belli olmayan bir dağ köyünde gelip bulmuştu beni.
Çok düşündüm ne yapabilirdim? Ben bir öğretmenim benim siyasetle işim olmaz, benim işim eğitim. Hem bu çocukların ne günahı var? Ben işimi yapmalıyım MI DEMELİYDİM?
Diğer yandan gelen her şehit haberinde ekranlara yüreği burkularak bakan bizlerin, Haburda geçici kurulan mahkemeyle coşkuyla karşılanarak dağdan inenlerin zorla serbest bırakılması ne olacaktı? Bunca zamandır bizlere öğretilen, söyletilen; ??Vatan??,??Millet??,??Şehit??, ??Bayrak?? kavramları boşuna mıydı? Elbette değildir. Peki çoğunluğun yaşadığı ve de görünen o ki bol bol yaşayacağı çelişkiler ne olacak?
Bu soruların cevabını şuan için hiç kimsenin bildiğini zannetmiyorum. Ancak siyasetin eğitimin en içlerine kadar girip beni ta dağ başındaki köy okulumda yakalaması bana çok dokundu! Kendimi, misyonumu, kim olduğumu, burada ne işimin olduğunu sorguladım. Bir yanım buradakilerin eğitime, vatan, millet sevgisine en çok ihtiyacı olanlar olduğunu ve onun için burada olduğumu söylerken, diğer yanım çaresizlikle yeni evlenmiş ama eş durumundan özür grubu olduğu halde tayini çıkmamış, çıkartılmamış bir memurun acizliğini haykırıyordu. Ama bu okuduğunuz hayat hikayesi o binlerce feryatlardan sadece biri. Bu yazıyı da sizden biri olduğum için okuyorsunuz. Peki hikayesi yazılmamış diğer binlercesi!
Teröriste evine dönmesi için hak tanıyan devlet, binlerce kilometre uzakta zor şartlarda yaşamak zorunda bırakılan öğretmenlere de hak tanır mı? Bu ülkenin temel sorunu ne terör, ne ekonomi nede başka bir şey. Bu ülkenin temel sorunu eğitim sorunudur. Diğerleri de tabiî ki önemlidir. Ancak onları yoğurup şekil veren ustalar ocağıdır eğitim. Hz. Ali ne güzel buyurmuştur; ??Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum?? diye.
Peki Atatürk?ün şu sözleri kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyeti?nin eğitim anlayışını ne kadar yansıtıyor?
Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet henüz millet adını almak kabiliyetini kazanmamıştır. Ona basit bir kitle denir, millet denemez. Bir kitle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. (1925, İzmir) (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 243)
Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefine, mutluluğa eriştirmek için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran fikir ordusudur. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir, feyizlidir, muhteremdir. Fakat bu iki ordudan hangisi daha kıymetlidir, hangisi diğerine muhtaçtır. Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz, bu iki ordunun ikisi de hayatidir. Yalnız siz, irfan ordusu mensupları, sizlere mensup olduğunuz ordunun kıymet ve kutsallığını anlatmak için şunu söyleyeyim ki, sizler ölen ve öldüren birinci orduya niçin öldürüp niçin öldüğünü öğreten bir orduya mensupsunuz.
Kesinlikle bilmeliyiz ki, iki parça halinde yaşayan milletler zayıftır, hastadır. Çocuklarımızı aynı eğitimden geçirerek yetiştireceğiz. Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz: Milletine, Türkiye Devleti'ne, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne düşman olanlarla mücadele sebep ve vasıtaları ile donatılmayan milletler için yaşama hakkı yoktur.
Eğitimde kalite tartışmaları yaşanılan güzel memleketim! Hayattaki önceliklerimiz bakış açımıza yön verir. Bu coğrafyada öğretmenlik yapan, yokluğu, terörü, insanlarını gören bu güzel şehrin şanslı bir evladı olarak kalite yolculuğunda ilçemizi çok şanslı görüyorum. İlçemizin kaynayan eğitim çorbasında tuzu bulunan herkesinde bu bilinçte olduğunu ve ilçemiz eğitimi adına son gelişmelerden sonra daha da bilinçlenip elinden geleni yapacağına inanıyorum.
Çünkü çocuklarımızın bize ihtiyacı var! Çünkü ilçemizin bize ihtiyacı var! Ve çünkü bu vatanın her zamankinden daha çok bilinçli, vatanını milletini seven, bayrağını seven evlatlarına ihtiyacı var! Çünkü sana ihtiyacı var! Sen yoksan bir kişi eksiğiz!

SOL1
Reklam Alanı
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ
MOBIL_UST
Reklam Alanı
ALT1
Reklam Alanı