Bugün 24 Kasım! Biz öğretmenlerin güya en mutlu günü. Hangi insan istemez ki kendine atfedilen bir günü kutlamak. Şüphesiz herkes ister. Ama şereflice, değerlice ve güvenle. Demokratik, sosyal ve insan haklarına saygılı olduğunu iddia eden her ülkenin yapması gerektiği gibi. Ama dönüp bakınca ülkemizde ne yazık ki bu değerlere sahip çıkılmadığını görmek başta biz eğitimcileri üzüyor.
Bugün haberleri izlerken özellikle ??Öğretmenler Günü?? ile ilgili olanlar dikkatimi çekti. Her şey aynıydı. Klasik Anıtkabir ziyareti, göstermelik ve içi boş söylemler. Ama bir haber vardı ki yüreğimi en derin yerinden yaktı. Ağlaşan küçücük çocuklarıyla sözleşmeli öğretmenlerin içler acısı durumunu ve ?il emri? ızdırabını anlatmaya çalışan kutsal bir varlık vardı televizyonda. İsminin dinledikçe Arzu Hanım olduğunu öğrendiğim değerli bir meslektaşımdı konuşan. Eş durumunun kadrolu öğretmenlere tanındığını ve çektiği çileyi, hasreti, yapılan ayrımcılığı haykırıyordu. Eşinden ayrılmaya mahkum edilen binlerce sözleşmeli öğretmenin duygularına tercüman olarak.
Bu kadar mı ülkemde öğretmene, eğitimciye verilen değer? Her fırsatta Atatürkçülük maskesinin arkasına saklananlar, o Başöğretmen?in sözlerine neden hiç kulak vermezler? O demiyor muydu:
??Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
· Dünyanın her yanında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve en değerli varlığıdır.
· Öğretmen bir sanatkârdır, yarının temelini o attığı gibi, değerli kişilik hamuruna da biçim verir.
· Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
· Gelecek gençlerin, gençler ise öğretmenlerin eseridir.
· Öğretmen, geçmişin öğreticisi, geleceğin kurucusudur.
· Toplumların uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.
· Geleceğin güvencesi eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır.?? diye?
Hadi Atatürk?le, ilkeleriyle çokta aranız yok. Birazcık müslümansanız bari şuna kulak verin: Suffa ilk ??İslâm Üniversite?sidir. Bizzat Rasulullah burada dersler veriyordu; fakat henüz başlangıçta bulunanlara okuma-yazmayı ve Kur?ân?ı öğretmek üzere diğer bazı öğretmenler de vazife görüyorlardı.
Muhammed A.S.?ın okuma ve yazmaya verdiği ehemmiyet, Bedr savaşında esir düşen müşrik düşman askerleri için fidye-i necât olarak adam başına 4.000 dirhem (takriben
Halifesi Hz. Ali değil mi: ??Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.?? diyen?
Peki sizin eğitime verdiğiniz değer hangisi? Önce sözleşmeli öğretmenliği kaldıracağız, bundan sonra kadrolu alacağız demenizde mi?
Yoksa eş durumu gibi: dünyanın belki de en kutsal varlığı aileyi parçalayan, kadrolu öğretmene atanmasını sağlayan ?İl Emri? ni verip sözleşmeli öğretmene bu hakkı vermemek mi?
Şuan bu durumda parçalanmış binlerce öğretmen var. Eşinden, çocuğundan ayrı bırakılmış. Bunun adı özür grubu ataması olduğu halde hangi akli ve vicdani mantık bu ayrımı kabullenebilir? O durumda psikolojik harplere terk ettiğiniz öğretmenden nasıl bir verim bekleyebilirsiniz? Acaba bugün kadroyla, il emriyle, özlük haklarıyla, ek derslerle ilgili ufacıkta olsa sevindirici bir haber var mı? diye; okumaya, kendini, öğrencilerini geliştirmeye ayırması gereken zamanını internette forumlarda harcayan bir öğretmen ordusu kimin suçu?
Bu ülkenin gerçek bir eğitim reformuna ihtiyacı olduğu açıktır. Batıda terk edilen ve işe yaramayan eğitim sistemlerini getirip güzelim ülkemizi felç eden bir eğitim anlayışının kimseye yarar getirmeyeceği artık apaçık ortadadır. Gelişmiş ülkelerde bütçenin büyük bölümünün eğitime harcandığı göz önüne alınınca gelişmişlik düzeyimizle ilgili bir çıkarım yapmak sanırım kolay olacaktır.
Sözün özü: Bu ayrım bitmelidir. Atandığı andan itibaren damgalanan öğretmen ne kendisine, ne çevresine nede bu millete faydalı olamaz! Birilerinin bu acı gerçeği görmesi artık kaçınılmazdır. Sosyal ve demokratik ülkelerde başta hak ve eşitlikler ile aile bütünlüğü gibi kavramlar, muasır medeniyetler seviyesine çıkmayı misyon edinmiş bir ülke için verilmesi zorunlu olan, olmazsa olmaz haklardır. Bugün aile bütünlüğüne, çalışma barışına katkı sağlayamayan bir sisteme, öğretmeni başta olmak üzere kimsenin güveni kalmayacaktır.
Bu yazı vesilesiyle binlerin hislerine tercüman olan Arzu öğretmenime teşekkürü bir borç biliyorum. Onun bu feryadına kulak tıkayan, görmezden gelen bir anlayışı da halkımızın vicdanına bırakıyorum.
