3 Şubat 2026, Salı
02:30
23.07.2025
MANSET_ALTI Reklam Alanı

Allah Resulünün, Mekke müşriklerini içinde bulundukları bataklıktan çıkarma gayretleri hep boşa çıkıyordu. Onlar ille de, ?biz yarasa gibi karanlığı tercih ediyoruz, bu bataklıktan çıkmayız? deyip Efendimizi ret ediyorlardı. Onunla kalsalar yine iyi, üstüne üstlük bir de işkence uygulamasına geçtiler. Çocuklara ve kölelere taşlattılar, köpekleri üzerine saldırttılar, geçtiği yollara diken saçtılar. Bütün bu yapılanları Efendimiz sineye çekiyor ve affediyordu. Yine de şefkat peygamberi, Mekke müşriklerinin başlarına gelebilecek belâ ve musibetlerin gelmemesi için dua ediyordu. Ama onlar, Allah Resulünü yurdundan, yuvasından kovuyorlardı, hatta İslâm?ın bütün yükünü omuzlarında taşıyan o güzide arkadaşlarını da şehit ediyorlardı. Bütün bunlara karşılık onlara beddua bile etmiyordu. Bunca gayret neticesiz kalınca, şefkat peygamberi üzülüyordu. Çünkü o biliyordu ki, öbür tarafa varınca, inkârcıların işleri sarpa saracaktı. Bu durumu Kur?an-ı Kerim şöyle dile getiriyor.

?Ogün işler son derece güçleşir, (avamca tabirle) paçalar tutuşur. İnsanlar secdeye davet edilir, fakat inkârcılar secdeye yanaşmazlar. Ogün (başlar eğik) gözler yerde, kendilerini zillet kaplamıştır. Oysa onlar dünyada bedenleri sağlam, azaları salim iken de secdeye gelmezlerdi. O halde ey Resulüm! Sen o Kur?an-ı yalan sayanları bana bırak. Ben onlara mühlet veririm! (Ama asla ihmal etmem) doğrusu benim kuralımı kimse değiştiremez.  (1)

Efendimiz onların başına gelecekleri bildiği için, Kur?an-ı yalan sayanları içine düştükleri yanlıştan vazgeçmeleri, kimseye zulüm etmemeleri, merhametli olmaları için yalvarıyor ve şöyle diyordu: ?Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semada bulunanlar da size rahmet etsin.? Abdullah İbnu Amr İbni?l-Âs (ra) rivayet etmiştir.  (2) 

Bir başka hadis-i şeriflerinde, Allah Resulü (sav) şöyle buyuruyor: ?Merhametli olanlara Rahman olan Allah merhamet eder. Yerde olanlara merhametli olun ki, gökte olanlar da (melekler) de size rahmet etsinler.? (3) 

Allah Resulü insanları merhametli olmaya davet ederken, kendisinin nasıl davranacağı malûm. Onca çabasına ve gayretine rağmen, müşriklerin ve kâfirlerin inkârda ısrar etmeleri, Allah Resulünü çileden çıkarıyordu. Allah da şefkat peygamberine şöyle buyuruyordu:

?Habîbim, artık sen onların edepsizliklerine üzülme, Rabbinin hükmüne sabret, sakın balık sahibi gibi olma. (4)   

Bu mübarek ayetten çıkarılacak pek çok ders vardır. Bunlardan birisi şu olabilir: Ey insanlar! Doğruluğuna inandığınız ve Allah?ın rızasını umduğunuz işlerinizde sabırlı olun, sebat edin, çünkü mühim ve büyük bir hayır işlerinin çok engelleri ve engelleyicileri olur. Şeytanlar ve şeytanların organize ettiği engelciler, o hizmetin sahipleriyle çok uğraşırlar. Bu engelcilerin ve şeytanların kurduğu barikatları kaldırmak, ancak ihlâs kuvvetiyle olur. O halde ihlâs kuvvetini kıracak sebeplerden; yılandan, akrepten kaçtığımız gibi kaçmalıyız. Bu ayetten şöyle bir mâna dahi anlayabiliriz:

 ?Ey Resulüm! Sen de Yunus gibi, onları Allah?ın gazabına terk etme. Allah?ın onlara hemen ceza vermeyip mühlet vermesi, onların içinde bulunan, istikbalde İslâm hizmetini omuzlayacakların hatırı içindir. Seni de tükenmez hazinelere nail etmek içindir. O büyük ahlâk ile büyük metanet ve tahammülü gerektiren, peygamberlik vazifesinin ifası için meşakkatlere katlan. Çünkü bu, senin Rabbinin ezelde takdir ettiği bir kuraldır. İleride Rabbinin vereceği hükmü sabırla bekle. Efendimiz de, Allah?ın hükmünü sabırla beklemiş ve sonucunu görmüştür. İşte Ömer? ü-l Faruk?lar, Amr İbni?l-Âs? lar, Halit bin Velid?ler hep o sabrın ürünüdür. Gerçek şu ki, inananlar mükâfatlarını alacakları gibi, inkârcılar da cezaları bulacaklardır.

Burada olmuş bir olayı nakledeyim: Ağaçlara, duvarlara, rast gele yerlere Rus askerine selam dur, Türk askerini arkadan vur diye yazıların yazıldığı yıllarda, hoca efendi kürsüde coşmuş konuşuyordu. Konuşmanın ucu kısmen de olsa bu rezalete dayanınca, orda oturanlardan birisi heyecanla ayağa kalktı ?hocam bu hainleri kesmeli? dedi. Arka saflardan bir başkası ayağa kalkarak bir dakika kardeşim dedi ve sözüne şöyle devam etti. ?Eğer sen bu dediğini on beş gün evvel uygulasaydın ben de senin keseceğin o gençler içinde olacaktım, çünkü ben de onlardan biriydim. Bu zaman, öldürme zamanı değil, beyinleri yıkama zamanıdır ? dedi.

Bir gün o beyin yıkayıcılardan birisi rüyasında Halit bin velidi (ra) görür. ?Hey koca sahabi, sizin mübarek hizmetiniz sayende biz bu dini mübîni İslam?a sahip olduk? diyor ve ellerine sarılıyor. Halit bin Velid (ra) şöyle diyor: ?Hayır kardeşim, sizin hizmetiniz daha mübarektir. Çünkü o zaman cahiliye devriydi. Biz, insanların kafasını kesip cehenneme gönderiyorduk. Siz ise insanların kafasının içini yıkayıp cennete gönderiyorsunuz? diyor. 

Bu zamanda din hizmetini yürütebilmek için günün şartlarına uygun hareket etmek lâzım. Konumuzla ilgili olarak Risale-i Nur eserlerinden şöyle bir paragraf naklederek satırlarımıza sona verelim:

Bu zamanda ?Her bir mü'min i?lâ-i Kelimetullah ile mükelleftir. Bu zamanda en büyük sebebi, maddeten terakki etmektir. Zira ecnebiler fünun ve sanayi silâhıyla bizi istibdad-ı manevîleri altında eziyorlar. Biz de fen ve san'at silâhıyla i'lâ-i Kelimetullahın en müdhiş düşmanı olan cehil ve fakr ve ihtilaf-ı efkâra cihad edeceğiz. Amma cihad-ı haricîyi şeriat-ı garranın berahin-i katıasının elmas kılınçlarına havale edeceğiz. Zira medenîlere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir. Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur!?... (5)

Bizim düşmanımız cehâlet, (bilgisizlik) zaruret, (zorunluluk) ihtilaf (anlaşmazlıktır.) Bu üç düşmana karşı; san'at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevk eden hakikî kardeşlerimiz Türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zira husumette fenalık var, husumete vaktimiz yoktur. Hükûmetin işine karışmayacağız. Zira, hikmet-i hükûmeti bilmiyoruz... "(6)

(1) Kalem Suresi 68/42-43-44-45

(2) Tirmizi, Birr 16, (1925); Ebü Dâvud, Edeb 66, (4941)

(3) İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Ak çağ Yayınları:7/281.

(4)  Kalem Suresi 68/48)

(5)  Tarihçe-i Hayat ( 59 )

(6) Tarihçe-i Hayat ( 64 )

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı