Kur?an?ı Kerim?de Müslüman?ın dışarıdan gelen saldırılara karşı, devletini korumak için silahla mukabele etmeleri farz-ı kifaye?dir. Toplum içinde bir kurup bu hizmeti üstlenirse, diğerleri o sorumluluktan kurtulur. Eğer o topluluk görevini yapmaz veya yapamazsa, o vakit herkese farzı ayın olur, yani her insan vatanını savunmak için kuvvete başvurmak zorunda kalır.
Ama saldırı içerden gelirse o vakit müdafaa silahla olmaz, silahın yerini kitap ve ilim alması gerekir.
İçeriden gelen manevi saldırıya karşı koymak çok çetin ve zorludur, büyük sabır ve gayreti gerektirir. Yani Allah?ın emir ve yasaklarını insanlara duyurmak her kişinin işi değil er kişinin işidir. Rabbimiz, bu zorlu hizmeti yürütenlerin kurtulacağını şu ayetiyle haber veriyor:
?Ey iman edenler! İçinizden hayra çağıran, iyilikleri yapıp kötülükleri önleyen bir topluluk bulusun. İşte selamet ve kurtuluşa erenler bunlar olacaktır.? (1)
Hz. Kur?an?ın bu emri yerine getirilmez ve inananlar arasında doğru yolu tarif eden, kötü yolların vahim neticelerini anlatan, bir topluluk bulunmaz ve bu hizmet terk edilirse, her tarafta fitne ve fesat ortaya çıkar ve yayılmaya başlar. Bundan dolayıdır ki Hz.Huzeyfe?nin (ra) rivayet ettiği bir hadis?i şerif?te Allah Resulü (sav) ümmetini uyarıyor ve şöyle buyuruyor: ?Ya ma?rufu emreder, münkerden de nehyedersiniz, (yani ya iyilikleri emreder kötülüğü sakındırırsınız) yahut Allah şerirlerinizi hayırlılarınıza mutlaka musallat eder. O zaman hayırlılarınız dua etse de duaları kabul edilmez.? (2)
Peygamber efendimiz, (sav) yine Huzeyfe?nin (ra) rivayet ettiği diğer bir hadis?i şerif?inde şöyle buyuruyor:
?Nefsimi kudret elinde tutan Zat?a kasem olsun, (Allah?a yemin olsun) ya ma?rufu emreder ve münkeride yasaklarsınız veya Allah katından umumî bir belâ göndermesi yakındır. O zaman yalvar yakar olursunuz da duanız kabul edilmez.? (3)
Demek Efendimizin beyanıyla kurtuluşun reçetesi, Allah?ın emir ve yasaklarını anlatan topluluk olmaktır. O topluluğa maddi, manevi dualarıyla iştirak edenlerde inşallah kurtulur. Yağmur yağdığı zaman herkesin bahçesine yağdığı gibi duasıyla o topluluğa iştirâk edenlerde ilâhi rahmetten nasibini alır.
Toplumda dini hayatın devamlılığı ve milletin huzurunu sağlamak açısından, iyilikleri emir ve kötülükleri yok etmeye çalışmak çok mühim bir hizmettir. Emredilen iyilikler, aklın ve şeriatın güzel kabul ettiği her şeydir. Yasaklanan kötülüklerde yine aklın ve şeriatın çirkin bulup reddettiği her şeydir.
Gerek Kur?an?ı Kerim?in pek çok ayetleri ve gerekse Hz. Peygamberin (asm) hadisleri mü?minleri uyarmayı ve hak yola davet etme hizmetini teşvik etmektedir. Bu uygulamayı yapmayan milletler bir kısım musibet ve belalarla, çökertilip tarih sayfasından silinmiştir.
İnsanda bir devlet gibi maddi ve manevi iki cephesi vardır. Maddi cephesine gelen saldırıların tedavisi maddi olur, bıçak ve makasla bir yoluna konulur. Ama manevi cephesine gelen saldırıya ise maddeyle karşı konulmaz, saldırı manevi ise tedavisi de manevi olur. Aksi halde onarılması güç yaralar oluşur.
Her insanın iç dünyasını karatan olaylarla olduğu gibi aydınlatan sahnelerde vardır.
Bir devletin cumhurbaşkanı sorumluluk alanına, başkalarının girmesine meydan verirse, o zaman her kafadan bir söz çıkar, o devlet alt üst olur. Sonrada iyiler ayaklar altına alınır, kötülerde baş tacı yapılır devletin düzeni de bozulur.
Eğer insan duygularının cumhurbaşkanı hükmünde olan akıl, bir bedende hâkim olmayıp ipin ucu nefsin eline geçerse, yeryüzünde en şerefli bir varlık iken en aşağı derecede ki bir hayvanın seviyesinde bile kalmaz. Nefsinin esiri olan insanların neler yaptıkları gazete sayfalarında t.v ekranlarında görülüyor.
İnsanın en büyük düşmanı nefistir, bununla savaşmak herkese farzı ayındır. Kişi, nefsinin, kötülüğe, tembelliğe ve heveslerine olan meyillerini, kırarak hakka kulluk ederse, imanın gerçek büyüklüğü ortaya çıkar. Bunu yapabilen insanlar nadirdir. Allah Resulü bu hakikate binaen ?gerçek mücahit? nefisiyle kavga veren buyurmuştur. (4)
Eğer insanda ki akıl bedene hâkim olursa ve en büyük düşman olan nefsiyle mücadele eder onu teslim alırsa, Allah katında derecesi atar. O vakit nefis, en büyük dost gibi onu füze hızıyla cennete götürür. Evet, nefis sanıldığı kadar kötü değildir, ama iyi bir komşuda değildir. Hani derler ya kötü komşu adamı mal sahibi yapar, şeytan ve nefiste öyledir. İnsan aklını kullanırsa, onlar onu cennet sahibi yapar.
Hz. Mevlâna, hem şeytanın hem de nefsin her ikisi de insanın, Allah katında mertebe kazanması için, hem engel hem de vesiledir. Bunu şu veciz ifadesiyle dile getirmiş: ?Su, geminin içine girerse onu batırır. Altında bulunursa, onu yüzdürüp rıhtıma götürür.? (5)
İşte insanın en kuvvetli siperi onun tövbesidir, rehberi Resul-ü Ekrem?in (asm) sünnetidir. İnsan tövbe siperini terk ederse şeytanın oklarına hedef olur. Bundan sonra onun doğru yolunun üstüne oturup pusu kurar, kalp ve kafasını bulandırıp yaptıklarını ona güzel gösterir ve her türlü yıkımı yaptırır. İşte nefis ve şeytanın tuzağına düşmemenin yolu, Risale-i Nurda böyle tarif edilmiş.
? Ey ehl-i iman! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşı zırhınız: Kur'an tezgâhında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Sünnet-i Seniyesidir. Ve silâhınız, istiaze ve istiğfar ve hıfz-ı İlahiyeye ilticadır.? (6)
(1) İmran Suresi, 3/104
(2) Tirmizî, Fiten: 9, 2170; Kütüb-ü Sitte 92
(3) İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/379
(4) İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:5/189
(5) Mevlana, I, 76.
(6) Onüçüncü Lem, sa, 72
