ŞAH DAMARINDAN YAKIN
?İnsanı biz yarattık. Onun için, nefsinin kendisine neler fısıldadığını ve neleri telkin ettiğini de biz çok iyi biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız.? (1)
Ey insan! Sana şu dünyada Allah?tan daha yakın ve derdine derman olacak başka kimseyi bulamazsın, bulsan da başına bela bulursun. Çünkü seni senden daha iyi tanıyan, senin vücut makinene neleri nasıl yerleştirdiğini ondan daha iyi bilen yoktur. Öyleyse içimizi ona dökeceğiz, hâlimizi ona arz edeceğiz.
Allah (c.c) insanlara yapacağı izzet ve ikramını çeşitli usul ve şekillerde yapar. Bazen ilham eder, bazen bataklığa düşmüş insana bir başka insanı vasıta kılar, onu içine düştüğü bataklıktan çıkarır. Bazen de bir musibetle bedel ödeterek yanlıştan döndürür. Mesela yok yere hepse atarlar, günah işleme alanı daralır veya yok olur, böylece düşünme fırsatı bulur. Zalim olarak hapse girer, âlim olarak hapisten çıkar. Böylece Allah?ın yardımı bir şekilde insanlara yetişir, elinden tutar, içinde bulunduğu darlıktan kurtarır.
HEPSİ BU KADAR
Kazakistan?da bir adam, kendini çok günahkâr hisseder ve bu durumdan kurtulmak için çareler düşünür, ama bir çare bulamaz. Sıkıntı hat safhaya geldi mi Allah kulunun imdadına yetişir. Bir gün rüyasında İsa (asm) ona demiş:
?Sen bu sıkıntıdan kurtulmak için çok çay içenlerin yanına gitmelisin.? Adam uyanır, ama rüyanın etkisi altında kalır ve düşünür:
Ben onları nerde ve nasıl bulacağım? En iyisi kalkıp şu sokakları süpürürsem belki kusurum af olur diye düşünür. Evden çıkar, sokağı süpürmeye başlar, ama aklı gördüğü rüyaya takılır. Onu düşünürken oradan geçen bir Türk buna selam verir, o da kendisinin Türk olmadığını söyler ve konuşma faslı başlar. Adam rüyasını ona anlatır, o da Türklerin bulunduğu bir evi tarif eder, adam bir fırsatını bulur ve o eve misafir olur. Evde bulunanlardan biri kitap okuyor, diğerleri dinliyordu. Bir müddet okuduktan sonra kitabı kapatırlar. Az sonra çay gelir, bir bardak içerler, ardından bir bardak daha. Adam,?ben aradığımı buldum galiba? diye düşünür. ?Çünkü İsa (asm) rüyamda bana çok çay içenleri tarif etmişti. Bunlar da çok çay içiyorlar. Şunlara derdimi söyleyeyim? diye düşünür. Bir aralık yanındakine içini döker, orada bulunan diğer arkadaşlara mesele açıklanır. Herkes adamı sevinçle kucaklarlar. ?Merak etme senin problemin çok basit, hemen çözeriz? derler. Adam hayret içinde kalır, senelerdir sormadığı insan, çalmadığı kapı kalmamıştı. Kimse derdine derman olamamış, nasıl olur bunlar bir hamlede çözecekler, aklı almıyordu. Nasıl olacağını merak ederken o, arkadaşlardan birisi masadaki kırmızı kaplı kitaplardan birini açıp okumaya başlar.
?Bak bir köy muhtarsız, bir iğne ustasız, bir harf yazarsız olmaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, son derece muntazam olan şu memleket hâkimsiz olsun? Hem şu elimdeki kitabın yazarını sen gördün mü? Şimdi bu kitabın yazarını görmüyoruz diye yok mu sayacağız? Biz inkâr etsek bile bu kitap bizi yalanlar. Bu kitabın yazarı, bu masanın ustası olduğu gibi gündüzümüzü aydınlatan güneşin de bir ustası vardır. Adına martı dediğimiz deniz kuşlarını bilirsin? ..... O martı kuşu denizden gagasıyla su alsa denizde bir eksilme olur mu? Adam ?hayır? der. İşte şu güneşin ustasının merhameti yanında senin kusurların hiç hükmündedir.? Adam sorar: ?Onun beni bağışlaması için benim ne yapmam lazım?? Biz şimdi sana tarif edeceğiz, sen şimdi şu banyoya gir güzelce yıkan, sonra gel, konuşalım. Adam yıkanıp geldikten sonra kelime-i şahadeti söylettirirler. İşte şimdi annenden doğduğun gibi tertemiz oldun.
?Buna karşılık size kaç para vereceğim??
?Para falan istemiyoruz, sen şimdi inandığın Allah hakkında bilgi sahibi olman için şu kitapları alacaksın, parasını da vereceksin, hepsi bu kadar. Yalnız biz her akşam buradayız, sen de gel problemlerin olursa onları da çözeriz.?
Ey insan! Azıcık düşün, adamın sokak süpürme gibi sevaplı bir işi yapmasını karşılıksız bırakmayan Allah, günahlardan arınmak isteyenlerin gayretini elbette boşa çıkarmayacaktır. Çükü o bize bizden daha yakın, ne yaptığımızı ve ne yapacağımızı çok iyi bilir.
BİŞR-İ HÂFİ GİBİ
O da Allah?ın ismini yerden kaldırmıştı
Bişr-i Hâfi bir gece, ama şakır şakır yağmur yağan bir gece meyhaneden çıkmış evine dönmektedir. Fakat çamur içindeki bir kâğıt dikkatini çeker. Üzerinde Cenab-ı Hakkın mübarek isminin yazılı olduğu bir kâğıdı bulur. O kâğıdı görünce yerden alır, çamurlarını siler, öper, koklar ve hemen aktara (attara) koşar. Aktardan cebinde kalan bir dirhemle koku alır. Eve gidince o kokuyla siler duvara asar. O gece Merv âlimleri rüyalarında Bişr?i görürler ki, onların bile özlediği manevi ikramlar içindedir.
RABBİNDEN HABER VAR
Ulema arar, sorar, malum yerlerde bulurlar. Onu dışarı çıkarırlar. Rengi sapsarıdır. Korkuyla sorar:
?Siz burada... Hayrola ne arıyorsunuz??
Ulema ?Sana Rabbimizden haber var? derler.
Bişr: ?Biliyorum, bana çok kızıyor.?
Ulema ?hayır aksine seni çok seviyor? derler.
Bişr: ?Ama nasıl olur benim ne yaptığım belli??
Âlim: ?Sen dün gece çamurda bir kâğıt buldun mu?? Bişr: ?Evet.? ?Yerden onu alıp öpüp kokladın mı??
Bişr: ?Evet.? ?Güzel kokular sürüp duvara astın mı??
Bişr: ?Evet.? ?İşte sen Allah?ın ismini temizlediğin gibi Allah da seni temizledi ve o kâğıda hürmet ettiğin için adını aziz kıldı.
Bişr son kez meyhaneye girer, arkadaşlarıyla vedalaşır. O anı hatırlamak için hayatı boyunca yalınayak dolanır. Çünkü tövbe ettiğinde ayakları çıplaktı. İşte bu yüzden adı (yalınayak... Anlamında) ?Hafi? olarak anılır.
(1)Kaf Suresi, 50/16
