Toplum olarak bugünlerde birbirimize önceki zamanlardan daha çok ihtiyacımız olduğu bir gerçektir.Farklılıkların zenginlik olduğu bir tarihsel anlayışa sahip bir milletin çocukları olduğumuzu unutmamız gerekir.Çok kültürlü ve çok uluslu Osmanlı İmparatorluğunda egemen olan bu anlayış üç kıtaya 622 yıl hoşgörüyle hakim olmuştur. Temelinde hoşgörü anlayışının olduğu toplumsal ilişkilerde gerginlikten çok karşılıklı kabul olmasının gereği de bu yüzdendir.
Hoşgörü kelimesinin anlamı Türk Dil Kurumunun internet sitesindeki yayımlanan Güncel Türkçe sözlükte ?Her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme durumu, müsamaha, tolerans? olarak tanımlanmaktadır.
Felsefe Terimleri Sözlüğünde (1975) ise karşılığı ; ?1.Katlanmak, başkalarının düşünce ve kanılarını hoşgörme, onların da geçerliliklerine karşı tepki göstermeme. 2. Başkalarının düşünce ve kanılarını özgürce dile getirmesini ve düşüncelerine göre yaşamasını hoşgörme tutumu. 3.Batı dünyasında özellikle 16. yüzyıldan beri din baskısından kurtulmayla dinsel sorunlar karşısında hoşgörü başlamıştır.? diye tanımlanmaktadır
Geniş bir tanımı olan olan bu kavramın günlük yaşantımızda hayata geçebilmesi için toplumu oluşturan bütün gruplar birbirlerini olduğu gibi kabul etmeliler ve kendi farklılıklarını ön plana çıkarmadan insan ilişkilerini ?kazan kazan ? yaklaşımı ile sürdürmek zorundadırlar.Bu yaklaşım karşılıklı kabulü beraberinde getirmekle birlikte uzlaşı anlayışının da oluşmasına katkı sağlayacaktır.
O zaman toplum olarak birbirimize ne kadar hoşgörülüyüz bunu bir an düşünüp kendimize göre değerlendirelim.Bu muhasebeyi herkes kendi kendine yaparsa ortada bir sorun olmadığını anlayabilecek, olumsuz düşüncelerinden arındığı zaman hayata ve çevresindeki insanlara farklı bir açıdan bakacaktır. O zaman toplumda kendisi gibi düşünmeyenlere saygı temelinde bir anlayış geliştirerek ilişki kurma yoluna gidebilecektir.Bu ilişkiyi tesis düzeyi , kişinin almış olduğu aile terbiyesine, kendisini ait hissettiği toplumsal gruba ve eğitim düzeyine bağlı olacaktır.İnsan toplumsal bir varlıktır.Yaşadığı ortamda fark edilmek, kendi düşüncesinin topluma hakim olmasını ister.Kendi açısından haklılık payı vardır.Ama toplumu oluşturan her fert farklıdır.Kimi zaman iletişim kurduğumuz insanlarla düşüncelerimiz aynı olmayabilir.Düşüncelerimizin farklı olması bizi çatışmaya götürmemelidir.Çatışmalardan uzak farklılıkların zenginlik olarak kabul edildiği bir ortamda toplumsal uzlaşı kültürünün egemen olduğunu söylemek mümkündür.Farklı etnik kökene , dine ve aynı dinde farklı mezheplere sahip insanların ortak noktası, önce insan olmaları ve aynı dünyada yaşayıp,aynı havayı teneffüs etmeleridir.O zaman aynı dünyada yaşayıp, aynı havayı teneffüs ediyorsak özünde de insan isek birbirimize karşı neden önyargılarımız var.Bu ön yargılarımız bizi niye toplumsal çatışmaya yönlendiriyor.Karşımızdakine neden yaşam hakkı tanımıyoruz.
Tüm bu soruların cevabı yine biz vereceğiz.Çünkü bizim kültürümüzde ?Yaratılmışı hoş gördük, Yaratandan ötürü? diyen bir YUNUS var.O Yunus bize derki ki ;
?Bir kez gönül yıktın ise,
Bu kıldığın namaz değil,
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil?
O nedenle bizler birbirimizin gönlünü kırmamalıyız, hiçbir canlıyı incitmemeliyiz, gönül almalıyız, büyüklük taslamamalıyız, geçimli olmalıyız, bilgili olmalıyız.Herkes kendi ayıbını ve kötülüğünü görebilmeli ve bunları düzeltmek için çaba göstermeye gayret etmelidir.
Kısacası önce herkes kendi kendini düzeltmelidir.Ama biz kendi kusurlarımızı görmeyiz..Hep karşımızdakini eleştiririz.Önce kendimizi eleştireceğiz sonra başkalarının eksiklerini göreceğiz..Çuvaldızı kendimize, iğneyi başkalarına batıracağız. Toplum olarak bu anlayışın insan ilişkilerine hakim olması bizi düzeltebilir.Bu nedenle Hoşgörü kavramının açıklamaya çalışırken Yunus Emre?nin , onun evrensel öğretilerini anmadan konumuzu bitiremeyiz..O tüm insanlığa ?"Yetmiş iki millete bir göz ile bakamayan,Şer?in evliyasıyla hakikatte asidir? diyecek kadar insan sevgisi içine yer eden sevgi insanıydı.Allah bize de dünya ya ve insanlığa Yunus gibi bakmak nasip etsin.Birbirimize karşılık beklemeden tek vereceğimiz şey sevgidir.Lütfen toplumsal ilişkilerimizde sevgi sözcüklerini kullanırken cimri davranmayalım.Çocuğumuza, eşimize, akrabalarımıza, iş arkadaşlarımıza, öğrencilerimize, küçüklerimize ve büyüklerimize sevgi dolu sözcüklerle hitap edelim.Yazımızı Hz.Mevlana?nın her bir mısrası bize ders niteliğinde olan bir şiiri ile bitirelim.Sevgiyle kalın,karşılıksız sevin.
Ne Olursan Ol
Paranı ver, gönlünü ver, canını ver
Ama SIRRINI VERME! ...
Günlerini say, kazancını say, büyüklerini say
Ama YERİNDE SAYMA! ...
İşini beğen, aşını beğen, eşini beğen
Ama KENDİNİ BEĞENME! ...
Emek ver, kulak ver, bilgi ver
Ama SAKIN BOŞ VERME! ...
Fidan büyüt, çocuk eğit, yoksul besle
Ama KİN BESLEME! ...
Davet et, hayret et, ülfet et, affet
Ama İHANET ETME! ...
Kitap oku, meslek oku, dünyayı oku
Ama LANET OKUMA! ...
Sınıfını geç, hayatını seç, rakibini geç
Ama GÜLÜP GEÇME! ...
Gönül al, dost al, yoldaş al
Ama BEDDUA ALMA! ...
Yaklaş, tanış, konuş, uzaklaş
Ama UŞAKLAŞMA! ...
Doğrul, sayrıl, evril, devril
Ama EĞRİLME! ...
Hislen, tasalan, seslen, uslan
Ama PASLANMA! ...
İtil, ütül, atıl, katıl
Ama SATILMA! ...
Mevlana Celaleddin Rumi
(http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=1799&siir=355805&order=oto)
