3 Şubat 2026, Salı
09:33
23.07.2025
MANSET_ALTI Reklam Alanı

 

Düşman devletleri Osmanlı haritası içinde bulunan tüm topraklarında savaş başlatmışlardı. Bunlardan biri de Gelibolu kara savaşlarıydı. Tarih 25 Nisan bin dokuz yüz on beşi gösteriyordu. Bu tarihte düşman kuvvetlerinin kara çıkartması tüm şiddetiyle devam ediyordu. Tam bir hazırlık içinde gelen düşman kuvvetleri, olanca güçleriyle saldırıya geçmişlerdi.

Bahara daha yeni merhaba diyen güzelim deniz kıyısı ve fundalıklar insanların kanlarına bulanmıştı. Top mermilerinin havaya kaldırdığı toz toprakla adeta Gelibolu?nun yüzey sekli değişiyordu. Kara savaşlarının başladığı ilk günlerde, yarımadanın güneyinde ileri hatlarda bulunan, yirmi altıncı alayın taburları karşılarındaki, kendilerinden 9 misli kalabalık askere karşı mücadelelerini kahramanca sürdürüyorlardı.

17. Alay kumandanı Yarbay Hasan Bey, yufka yürekli ve merhametli şefkat dolu bir kalp sahibiydi. Değil insanları öldürmeyi, o hayvanların bile öldürülmesine razı olmayan bir kumandandı. Birliğinin önünde atıyla ilerliyordu, Kilit bahir köyünün tam ortasındaki meydan çeşmesine kadar gelmişlerdi. Orada bulunan bir köpek, Yarbay Hasan Bey?in dikkatini çekmişti.

Tüylerinin büyük bir kısmı dökülmüş, gövdesi yara bere içinde, bir deri bir kemik kalmıştı. Bu köpek adeta iki büklüm olmuş, güçlükle ayakta duruyordu. Tam köy çeşmesine yönelmişti ki, oradakiler bağırıp taş atarak köpeği kovdular. Köpek, dili bir karış dışarıda çaresiz ve ümitsiz adeta ağlarcasına sesler çıkararak oradan uzaklaşmaya çalışıyordu. Yarbay Hasan Bey, bu duruma dayanamayıp hemen atından indi ve hayvanın yanına yaklaştı. Köpeğin üzerindeki yaralar ve yaralardan akan irinlere aldırmadan onu kucakladı ve doğru çeşmenin yanına götürdü. Önce güzelce köpeğin susuzluğunu giderdi, sonra yaralarını tek tek temizledi. Daha sonra karnını da doyurup hayvanı yanına alarak oradan uzaklaştı. Gittiği her yerden kovulan zavallı köpek, şimdi sıcak ve şefkatli bir kucak bulmuştu. Yarbay Hasan Bey, Canberk adını verdiği köpeği gittiği her yere götürüyordu. Hasan Bey, aldığı emir üzerine Fransızların cehenneme çevirdiği Kereviz Deresi Cephesi?ne doğru harekete geçti. Kereviz Dere?ye geldiklerinde Canberk, hem kendisini koruyup kollayan kumandanına hem de askerlere alışmış, hatta savaş ortamına da uyum sağlamıştı. Artık Canberk?in yaraları iyileşmiş, tüyleri yeniden çıkmış, çirkin görünümden kurtulmuştu. En az bir Mehmetçik kadar savaşı takip ediyor, onlarla beraber düşman siperlerine saldırıda bulunuyordu. Bilhassa geceleri gözünü gözüne kırpmıyor, tetikte durarak düşman askerlerinin yaptıkları gece baskınlarından, Mehmetçiği anında haber edip düşman askerlerinin oyunlarını bozuyordu.

11 Temmuz günü, harp bütün şiddetiyle başladı. İlk planda bizimkiler yenilir gibi oldular. Saflar dağılıyor, siperler el değiştiriyor, panik baş gösteriyordu. Fakat kahraman bazı mücahitler gür sedalarıyla bağırıp, düşmana doğru atılınca yeniden toparlandılar. Alay Komutanı Yarbay Hasan Bey, askerle birlikte hücuma kalktı ve harbin akışı değişti. Fransızlar bu hengâmede, oldukça ağır kayıp verip geri çekildiler. Savaş kendiliğinden mola vermişti. Bu sırada Yarbay Hasan Bey, yaralıların acilen sargı yerine ulaştırılması konusunda görevlilere emirler veriyor; şehitlerimizin topluca gömülmelerini sağlamak için yardımcı oluyordu.

Yarbay Hasan Bey, Fransız ölüleri arasında bir kıpırdama, bir hareket gördü ve oraya yöneldi. Yerde yatmakta olan, bir Fransız neferinin (askerinin) üzerine yardım etmek maksadıyla eğildi ve omzundan tutarak çevirdi. O anda Fransız ani bir hareketle elinde tuttuğu kasaturayı Yarbay Hasan Bey?in göğsüne sapladı. Alay komutanı gafil avlanmıştı. ?Ahhhh!? feryadına koşan Mehmetçikler duruma müdahale ettiler, ama artık çok geçti. O anda Fransız?ın hareketi cezasız kalmadı! Ne çare ki? Yarbay Hasan Bey?in göğsü kan içindeydi.

O güzel kalpli insan, oluk gibi kan kaybederken bile, askerlerine iyi niyetini anlatmaya çalışıyor, aynı zamanda da etrafındakilere önemli bir ders veriyordu.

?Allah şahidim olsun ki, bu Fransız?a kötü bir niyetle yaklaşmadım.?

O sırada Canberk?in sesi duyuldu, uzaklardan havlayarak geliyordu. Sanki acı haberi hissetmişti, geldi, Hasan Bey?in yanına çöktü. Ağlarcasına bağırıyor, dostluk timsali adamın elini yalıyor, öpüyor, adeta ayağa kalkması için yalvarıyordu.

Alay imamı, Hasan Bey?in başucunda Kur?an okumaya başladı. Aşağı yukarı yedi-sekiz ayet okumuştu ki, kumandan birdenbire; ?imam efendi, Lâhavle velâ kuvvete illa billâhil aliyyil azım, duasını 33 kere okuyunuz? dedi. İmamla birlikte azimle duayı kendisi/de tekrar etti.

Allah Resulü kumandanı karşılamaya gelmişti.

Hasan Beyin çehresi iyice soluyor, zor nefes alıp veriyordu. O sırada irkildi, silkinip gözlerini ufka dikti ve ?beni ayağa kaldırınız? dedi.

Tabur komutanlarını koltuk altından tutarak ayağa kaldırdılar. Kan revan içindeki Hasan Bey, birden; ?Lâ ilahe illallah Muhammedün Resulullah? dedi yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi ve

?Niçin zahmet buyurdunuz ya Resulellah? derken ruhunu Rahmana teslim etti.

Mübarek varlığını oraya yatırdılar ve üzerine bir bayrak örttüler. Güzeller güzeli Efendimizin iltifatına nail olduğu yeri kazmaya başladılar. Askerler, bir yandan mezarını kazıyor..., bir yandan da ağlayarak ?Bize mi nasip olacaktı Kumandanızın mezarını kazmak? diyorlardı. Bu sırada, yanından hiç ayrılmayan Canberk de, bayrağın altına girmiş, ayakucuna uzanmıştı. Nihayet kabir hazırlandı. Mübarek naaşı kaldırmak için, Canberk?i kenara çekmek istediler. Ama köpek bir türlü kalkmıyordu. Sonunda anlaşıldı ki, Canberk ondan sonra yaşa...mak istememişti. Önce Yarbay Hasan Bey Efendi, sonra/da onun ayakucuna Canberk?i gömdüler.

 

Not: (Geniş bilgi için Mehmet İhsan Gençcan?ın Kan Çiçekleri isimli kitabını ve Vehbi Vakkasoğlu?nun Çanakkale?de Şahlananlar isimli kitabını okumalarını okuyucularıma tavsiye ederim.)

 

([email protected])

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

MOBIL_UST Reklam Alanı
ALT1 Reklam Alanı