Bediuzzaman Said Nursi, yakın tarihimizde emsalini görmediğimiz eşsiz İslam âlimi ve fikir adamlarındandır. 1873?te Bitlis?in Hizan kazasına bağlı Nurs köyünde dünyaya gelmiştir. Babasının adı Mirza, anasının adı Nuriye?dir. 1960?da Şanlıurfa?da Hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Genç yaşta edindiği gerek dinî ve gerekse pozitif ilimlerdeki derin bilgisi, büyük ilim çevreleri tarafından kabul görmüştür. Küçük yaştan itibaren dikkati çeken keskin zekâsı, kuvvetli hafızası ve üstün kabiliyetleri dolayısıyla devrin âlimleri ona ?Çağının eşsiz, benzeri olmayan? anlamına gelen Bediüzzaman lâkabını vermişlerdir.
Bediüzzaman lâkabının kendisine verilişi
Bediüzzaman 14 yaşında iken İstanbul?a gelir. Aynı tarihte, Câmi-ül Ezher âlimlerinden Şeyh Bahit Efendi de İstanbul?a gelir. İstanbul uleması, Şeyh Bahit Efendi?den Bedîüzzaman?ın ilminin derecesini ölçmesini teklif ederler. O da kabul ederek Bedîüzzaman?a şöyle bir sual sorar.
?Avrupa ve Osmanlı Devleti?nin geleceği hakkında fikriniz nedir?? bu sualden maksadı; Bedîüzzaman Said Nursî?nin, şek ve şüphe götürmeyen ilmini ve harika zekâsını tecrübe etmek değildi. Onun maksadı Bedîüzzaman?ın geleceğe ait düşüncelerini ve siyaset âlemindeki gelişmelerle ilgili görüşünü anlamaktı. Bedîüzzaman: Avrupa bir İslâm Devletine, Osmanlı Devleti de bir Avrupa Devletine hâmiledir. Bir gün gelip doğuracaklardır.
Bu cevaba karşı, Şeyh Bahit Hazretleri: ?Bu gençle münazara edilmez, ben de aynı kanaatteyim. Fakat bu kadar veciz ve beliğane (az sözle çok manaları dersveren) bir tarzda ifade etmek, ancak Bedîüzzaman?a hastır.? demiştir. Bundan sonra Üstad Nursi, Bediüzzaman lâkabıyla anılmaya başlanmıştır.
Bediüzzaman?ın İstanbul?a, doğu?nun en acil ihtiyacı olarak gördüğü eğitim problemini çözmek için gelmiştir. Din ve fen ilimlerinin birlikte okutulabileceği ve Medreset-üz Zehra ismini verdiği bir üniversitenin, acilen kurulmasının gerektiğine inanır. Bu düşüncelerini sağlamak amacıyla 1907?de sarayın kapısına gelir. Saraydaki yetkililer ne istediğini sorarlar. Bediuzzaman padişahla görüşmek ve düşüncelerini anlatmak istediğini söyler. Fakat padişahın etrafında bulunan dalkavuklar müsaade etmezler. Bediüzzaman, ısrar edince bir kese altın verirler. Bediüzzaman, ?Neden maaşımı vermekte acele ediyor, üniversitemi geri plana alıyorsunuz? Bu bir sus payıdır, kesenizi almıyorum? der.
Padişahın hediyesini kabul etmeyen delidir, diye tımarhaneye gönderirler. Tımarhane doktoru, eğer Bediüzzaman deliyse dünyada akıllı adam yoktur, diye rapor verir.
İdamla Yargılanan Âlim
O günün şartlarında İstanbul?da çevrilen entrikaları fark eden Bediüzzaman, gazete ve dergilerde makaleler yayınlatarak onların oyunlarını bozmaya çalışır. Derin ilmiyle İstanbul?daki ilim çevresine de kendini çok kısa bir sürede kabul ettiren Üstad Nursi, hürriyet ve meşrutiyet tartışmalarına katılarak hükümete destek verir. Bediüzzaman meşrutiyet ve hürriyet kavramlarının, İslamiyet?e aykırı olmadığını anlatmak için İstanbul?da çeşitli yerlerde konuşmalar yapar.
Doğudaki aşiret reislerine Bediüzzaman imzasıyla telgraflar çektirir. Yayınladığı bu makaleler ve yaptığı konuşmalarda yatıştırıcı rol oynar. Bu durum bazılarının işine gelmediği için, 1909?da 31 Mart olayına karıştığı iddia edilerek haksız ithamlarla tutuklanıp, idam talebiyle mahkemeye sevk edilir. On beş kadar hoca idam edilir. Onlar mahkeme binasının bahçesinde asılı iken, Bedîüzzaman pencereden onları gördüğü halde muhakeme olunur. Mahkeme reisi Hurşid Paşa sorar: ?Gel bakalım İttihadı Muhammedi?de (asm) dâhil misin?? (İttihadı Muhammedi? cemiyetine üye misin) Bedîüzzaman: ?Maal?iftihar! En küçük efradındanım. (üyesiyim) Fakat benim tarif ettiğim veçhile.... O ittihaddan olmayan, dinsizlerden başka kimdir? Bana gösterebilir misiniz?? (1)
Bediüzzaman, burada yaptığı müdafaasıyla suçsuz olduğu anlaşılır ve beraat eder.
Ruslara Esir Düşen Alay Komutanı
Bediüzzaman Birinci Dünya Şavaşı?nda talebeleriyle milis kuvveti oluşturarak savaşa katılır ve gönüllü alay kumandanı olarak büyük başarılar gösterir. Fakat sonunda Ruslara esir düşer ve üç yıl süren esaret hayatının sonunda, Sibirya?daki esir kampından kaçarak İstanbul?a gelir. İstanbul?da devlet büyükleri ve ilim çevreleri tarafından büyük bir ilgiyle karşılanan Bediüzzaman, -ül Hikmet-i İslami?ye (İslam Akademisi) azalığına tayin edilir.
Said Nursi daha sonra İstanbul?un işgali sırasında, işgalcilerin gerçek niyetlerini ortaya koyan Hutuvat-ı Sitte isimli, İngilizlerin gizli planlarını anlatan uyarıcı bir broşür hazırlar. Bu nedenle İngiliz işgal kuvvetleri kumandanının emriyle ölü veya diri ele geçirilmek üzere aranmaya başlanır. Milli mücadeleyi savunur ve destek olur. Bu hareketleri Anadolu?da kurulan Millet Meclisi?nin beğenisini kazanır ve 1922?de Ankara?ya davet edilir. Ankara?ya geldiğinde devlet merasimiyle karşılanır.
Hapishane ve Sürgünler
Bediüzzaman, kendisine Şark Umumi Vaizliği, milletvekilliği ve Diyanet İşleri Başkanlığı teklif edilir. Fakat orada gördüğü bazı olumsuzluklar yüzünden, kendisine yapılan teklifleri de reddeder ve Ankara?dan ayrılır. Van?da talebeleriyle meşgul olmaya başlar.
1925 yılında Şeyh Said isyanı çıktığında, olayla hiçbir ilgisi olmadığı halde, Van?dan alınarak Burdur?a, oradan da Isparta?nın Barla kazasına sürgüne gönderilir.
Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatı?nın büyük bir kısmını burada yazar. Üstad Nursi?nin, yazmış olduğu bu dîni eserlerden bazı çevreler rahatsız olur. Bu sebeple 1934 yılında daha yakından kontrol edebilmek amacıyla, Said Nursi?nin Isparta?nın merkezine getirilmesini sağlarlar. 1935 yılında ise Said Nursi ve Risale-i Nurlar hakkında soruşturma başlatılır ve Bediüzzaman ile 120 Nur talebesi askeri araçlarla Eskişehir Hapishanesi?ne gönderilir. Vatana ihanet iddiasıyla yargılandığı dava süresince Eskişehir Hapishanesi?nde tutuklu kalır. Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi?nin verdiği kararla, 11 ay hapisle birlikte Kastamonu?da mecburi ikamet; on beş talebesine de 6?şar ay hapis cezası verilir.
Üstad Bediüzzaman said-i nursi hazretlerini vefatının 50?ci yıldönümünde rahmetle anıyoruz.
DEVAMI VAR
(1) Tarihçe-i Hayat ( 62 )
([email protected])
