KUTLU DOĞUM HAFTASI
Müslüman?ların büyük çoğunluğu, kutlu doğum sahibini gerektiği gibi tanımamaktadırlar. Üstelik tanıma gayreti içinde de değiller. Ama edindiğim izlenim şu ki; son zamanlarda onu tanıma gayreti içinde olan yepyeni, pırlanta bir nesil, bahar çiğdemi gibi gelmektedir. Bir çiçek baharın müjdecisi olduğu gibi, o gençlik de Allah Resulünü hakkıyla tanımaya çalışan Müslüman?ların sayı olarak çoğalacağının habercisidir.
Ben de zaten bütün ümidimi onlara bağladım. Efendimizin babasının, anasının, dedesinin ismini ve doğum tarihini bilmekle o gerçek manada tanınmış olmaz. Aile içinde nasıl bir koca, çocukları içinde nasıl bir baba ve cemaati içinde nasıl bir reis, dış devletlere karşı nasıl bir idareci olduğunu bilmekle ancak gerçek manada o tanınmış olur. İnsanlığın kurtuluşu için gönderildiği son ve en büyük Peygamber olduğu o zaman anlaşılır.
O, dünyaya gelmeden evvel dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüştü. Allah inancı unutulmuş, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüştü. Dünya yaşanmaz hale gelmiş, vahşet almış yürümüştü.
İsterseniz hayalimizi 14 asır geri götürerek Arap yarım adasına gidip, hayalen olsun onu vazife başında görüp ziyaret edelim.
İşte bak: güzel bir sima ve güzel bir ahlak ile süslenmiş emsalsiz bir zatı görüyoruz. Elinde mucizeli bir kitap, lisanında hakikat âşıklarının hayranı oldukları bir hitap ile bütün insanlık âlemine sesleniyor. Hatta cinlere, meleklere belki de bütün mevcudata karşı ezeli bir hutbeyi tebliğ ediyor.
Fakat bu kadar nazik davranışın kabul göreceği toplum nerede? Ogün orada haddi zatında zeki bulunan, fakat onlara yön verecek bir öğretmen olmadığı için insanlar vahşilikte yamyamları çoktan geçmişlerdi. İnatçı ve âdetlerine o kadar bağlıydılar ki; kız çocuklarını diri olarak mezara gömmekte bir sakınca görmüyorlardı.
Bilirsiniz ki, sigara gibi küçük bir âdeti küçük bir toplumdan, büyük bir hâkim büyük bir gayretle ancak kaldırabilir. Hâlbuki bu zat; çok büyük ve kötü âdetleri inatçı, mutaassıp büyük topluluktan kısa bir zamanda kaldırmıştır. Görünüşte öyle büyük bir gücü de yoktu. Küçük bir kuvvetle az bir zamanda, onlardaki eski alışkanlıklarının yerlerine öyle yüksek bir ahlak yerleştirmiş ki; onunla insanlığın zirvesine onları ulaştırmıştır. Bunun gibi daha pek çok icraatı yapmış, o insanları bütün âleme muallim ve medenî insanlara üstad eylemiştir.
Efendimiz bunları yaparken Allah?tan başka hiçbir gücü ve dayanağı yoktu, o yalınız ona dayanıyordu. Bu sayede onların akıllarını, kalplerini, ruhlarını, nefislerini ve gönüllerini fetih ediyordu.
Bu noktada bir büyüğümüzün şu veciz ifadesi aklıma geldi. Şimdi sizi o ifadeyle baş başa bırakacağım.
?İşte şu Asr-ı Saadeti görmeyenlere, Cezîretü?l-Arabı (Arap yarım adasını) gözlerine sokuyoruz! Haydi, yüzer feylesofu (Filozofları) alsınlar, oraya gitsinler, yüz sene çalışsınlar. O zâtın, o zamana nispeten, bir senede yaptığının yüzden birisini acaba yapabilirler mi?? (1)
Evet, Efendimizin Allah yanın da kıymetini anlayabilmemiz için, onun bir mu?cizesini anlatmak istiyorum. Efendimizin hizmetkârlarından Enes (ra) o mu?cizeyi şöyle nakleder.
?Biz Resul-i Ekrem?in (asm) yanındaydık. Avucuna küçük taşları aldı, mübarek elinde tespih etmeye başladılar. Sonra Hz. Ebu Bekir?in eline koydu, yine tespih ettiler. Hz. Ebu Zerr-i Gıffarî rivayetinde der ki: Sonra Hz. Ömer?in eline koydu, yine tespih ettiler. Sonra aldı yere koydu, sustular. Sonra yine aldı, Hz. Osman?ın eline koydu, yine tespihe başladılar. Sonra Hz. Enes ve Ebu Zerr diyorlar ki: ?Ellerimize koydu, sustular.? (2)
Peygamber efendimizin bütün peygamberlerin de Peygamberi olduğunu gösteren pek çok mu?cizesi vardır.
Eline aldığı çakıl taşları avucunda zikir ve tespih etmişlerdir.
Bedir savaşında, avucuna aldığı küçücük taş ve toprak, düşmana karşı bomba ve mermi hükmüne geçip onların kaçmasını sağlamıştır.
Mekke müşriklerinin isteği üzerine bir parmağının işaretiyle ayı iki parça etmiştir.
Yine aynı elin parmaklarından çeşme gibi sular akmış ve bir orduya içirmiştir.
Aynı el hastalara, yaralılara şifa olmuştur. Elbette o mübarek el ne kadar harika ve İlahi kudretin bir mu?cizesi olduğunu gösterir.
Güya ahbap içinde o elin avucu küçük ve Sübhanî bir zikir hanedir ki; küçücük taşlar dahi içine girse, zikir ve tespih ederler. Ve düşmana karşı küçücük Rabbanî bir cephanedir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczane-i Rahmanîdir ki, hangi derde temas etse derman olur.
?Acaba böyle bir zâtın bir tek eli, böyle acib mu'cizata mazhar ve medar olsa; o zâtın Hâlık-ı Kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?.?(3)
(1) Risa, Nua,19. Mek, 8.Reşha,
(2) Eş-Şifa 1, 306; Nesim-ür Riyad, Şerh-üş Şifa Hafacî 3,70; El-Hasais-ül Kübra 2,74, 304
(3) Risa, Nua, 19. Mek, S, 140
