Almanya?nın kuzey bölgesinin Moers şehrinde Müslüman?ların gayret ve himmetleriyle sıfırdan, minareli bir Cami inşa edilmiş. Bilhassa Ramazan Başkan?ın engel tanımayan üstün çabaları ve gayretleri sonucu, görmeye değer bir eser meydana gelmiştir. Engel tanımaz dedim, çünkü Almanya?da şehrin ortasında, böyle bir eserin meydana gelmesi, öyle kolay bir iş değildir. Ramazan Başkan, halkın maddi gücünü ve İslam büyüklerinin de manevi desteğini alarak bu işi başarmıştır. Caminin yapımına getirilen engelin kaldırılması için, gösterilen çabayı anlatarak, konumuzu bağlayalım.
İlk başta, Caminin yapılması için gerekli her türlü işlem tamamlandıktan sonra, temel atılacağı sırada, Belediye yeni bir engel daha çıkarır. Böylece inşaat durdurulur ve Ramazan Bey?in morali sıfıra iner. Ramazan Bey moral tazelemek amacıyla, memleketimi bir gezip geleyim diye Türkiye?ye gider. Bu arada yolu İstanbul?a düşer, buraya kadar gelmişken, Eyüp Sultan hazretlerini ziyaret etmeyi düşünür.
Ramazan Bey bir arkadaşıyla birlikte, Hz. Allah?a Eyüp Sultan hazretlerinin huzurunda dua ederler. ?Yarabbi, bu senin Habib?inin bir yıldızıdır. Onun yüzü suyu hürmetine önümüzde ki; engelleri kaldır? diye yalvarırlar. Ramazan Bey, Türkiye?den Almanya?ya döner ve evine gelir.
Ramazan Bey, evine gelen mektupların arasında, birde belediyeden gelen mektubu görür ve heyecanla açar. Birde ne görsün! ?İnşaatın önünde ki engel, tarafımızdan kaldırılmıştır? ibaresini görür. Derhal inşaata başlanır ve cami bitirilir. Böyle gayretli bir Başkan?a, şöyle ihtişamlı bir camiye üstün gayreti bulunan bir hoca gerekliydi. Onu da Allah göndermişti.
İşte böyle bir camide Efendiler efendisi, cihan Peygamberi Hz. Muhammed?in (asm) kutlu doğum haftası düzenlenmiştir.
Ben de o programda Muhsin hocanın kutlu doğum sahibinden halka sunduğu, örnekleri siz okuyucularımla paylaşacağım.
Muhsin Hoca, konusunu işlemeye şöyle başladı.
Değerli Müslümanlar: ?Rabbimiz Kur?an?ı Kerimde, Efendimizle ilgili olarak şöyle buyuruyor:?
?Gerçekten Allah?ın Resulünde sizler için, Allah?a ve ahret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah?ı çok zikir edenler için mükemmel örnekler vardır.? (1)
?Bu ayetten anladığımız şu ki, Resulü Ekrem?in görevi, bu dünyada yaşamaya çalışan insanlara, yaşantılarında uygulayabilecekleri kuralları öğretmek ve pratiğini de kendi yaşantısıyla göstermektir. Allah Resulü de bu görevini hakkıyla yapmıştır? şeklinde, ifadelerde bulunarak konuşmasını sürdürdü.
Efendimizin Mekke dönemine baktığımızda, Mekke müşriklerinin yaptıklarına mukabil, Allah Resulünün tutumunda, bizim için çok büyük ahlak örneği vardır. İnsan dünyada yaşadığı müddetçe, o örnekleri kendine prensip edinse hiçbir sıkıntı çekmez.
20 yaşları civarındayken sergilediği örnek ahlakıyla Mekke?liler tarafından Muhammed? ül-Emin lakabı verilmiştir.
Araplar arasında bazen basit bir meseleden ötürü bir harp çıkar onlarca adam yok yere ölürdü. Bu Mekke dışında böyle olduğu gibi, Mekke içinde de öyleydi. Bu nedenle Mekke?ye dışarıdan gelen yabancılar için can, mal ve namus emniyeti diye bir şey kalmamıştı. İsteyen istediği yabancının malını alıyor, karşılığında tek kuruş ödemiyordu. Bu vahşet saçan manzaraya bir çare bulunması gerekiyordu. İnsanlık haysiyetine yakışmayan bu hareketlerin önüne geçilmeliydi. Fakat nasıl olacaktı?
Sosyal hayatla ilgili olan Ahkâmı ilâhinin uygulanırlığı açısından, bazen yaptırım gücüne ihtiyaç vardır. Bunlarda asker ve polisiye tedbirlerdir. Allah Resulü de bu işleri yapmış ve düşmanı mağlup edip hâkimiyeti ele aldıktan sonra, onları affederek tam bir insanlık örneği sergilemiştir. Bütün cepheleriyle, arkasından gidilebilecek bir peygamber olduğunu göstermiştir.
BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA
Mekke?ye gelen Yemen?li birisinin, bir deve yükü malını şehrin ileri gelenlerinden Âs ibni Vâil gasp etmişti.
Bu duruma ilk tepki, Peygamberimizin amcası Zübeyr?den geldi. Sonra Hâşim, Muttalib, Zühre, Esed, Hâris, Teymoğullarının ileri gelenlerinden birçoğunun iştirakiyle, Mekke?nin zengin, itibarlı ve en yaşlı sayılan Abdullah bin Cud?anın evinde toplandılar. Orada ?Hil-fu?l-Füdul? cemiyeti kuruldu. Bu cemiyetin üyelerinden biride Muhammed? ül-Emin idi. Bu günkü tabirle, yeni bir parlamento teşekkül etti. Bu parlamentoda, üç maddelik bir karar çıkarıldı.
1. İster Mekke?nin yerlisi, isterse dışarıdan gelen biri olsun, kimsenin zulme uğramasına müsaade edilmeyecektir.
2. Bundan böyle Mekke?de asla zalime müsamaha gösterilmeyecek ve zulme meydan verilmeyecektir.
3. Mazlumlar zalimlerden haklarını alıncaya kadar, mazlumun yanında yer alınacaktır.
Bu maddeleri hayata geçirmek için aralarında çok büyük ve ağır yemin ettiler.
?HİL-FU?l-FÜDUL? İŞ BAŞINDA.
İlk iş Âs ibni Vâil?in elinden gasp ettiği, deveyi, yüküyle birlikte, tüm malları alıp sahibine iade ettiler.
Bir diğer olayda bir hayli yıpranmış olan Kâbe?nin tamiriydi. Pek çok uğraştan sonra Kâbe?nin duvarları yükselmişti ve Hacer?ül-Esved denilen kara taşın yerine konması söz konusuydu. Bunu oraya koymak çok büyük bir şerefti, bu şerefi hiç kimse kaçırmak istemiyordu. Bu sebeple aralarında anlaşmazlık çıktı. Gerginlik o kadar artmıştı ki, her¬kes işini gücünü bırakmış; birbirlerine saldırmalarına ramak kalmıştı.
İşte tam bu sırada, Kureyş?in en yaşlı adamı Ebu Ümeyye ayağa kalkmış, o gergin bekleyişin önünü almak için onlara şöyle sesleniyordu:
?Ey Kureyş topluluğu! En iyisi siz, aranızda bir hakem tayin edin ve bu anlaşmazlığa bir son verin! Gelin Kâbe?nin şu kapısından ilk giren insan aranızda hakem olsun, o ne derse onu yapın!?
Önce herkes bu teklifi şöyle bir tarttılar ve yerinde bularak kabul ettiler. Hayır adına çıktıkları bir yolda, ne de olsa yüzyıllar sürecek bir şerre kapı aralamak istemiyorlardı. Herkes bu teklifi kabul ettiğine göre şimdi iş, söz konusu kapıdan gelecek ilk insanı beklemek kalmıştı.
Bir pazartesi günüydü. Uzun ve sessiz bir bekleyişin ar¬dından herkes kulak kesilmiş; gelen ayak seslerinin sahibini merakla bekliyorlardı. Nihayet işaret ettikleri kapıdan Kureyş üzerine doğan bir güneş gibi, insanlığın iftihar tablosu Hz. Mu¬hammed?(asm) kapıda göründü. Hep bir ağızdan ?İşte Emin adam geliyor, biz onun vereceği hükme razıyız!? dediler.
Allah Resulü henüz peygamber değil, kapıdan içeri girince neden herkesin kendisine baktığını görür görmez anladı. Gelişmeleri din¬ledikten sonra; onlardan önce büyük bir bez par¬çası getirmelerini istedi. Çok geçmeden bu istek yerine getirilmiş ve Emin adamın yapacağını merakla bekliyorlardı. Allah Resulü (sav) getirilen bezi yere serdi, sonra kendi elleriyle Hacerü?l-Esved-i kucak¬layıp bu bezin üzerine koydu. Onlar Efendimizin ne yaptığını dikkatle ve meraklı gözlerle izliyorlardı.
Allah resulü onlara dedi ki; ?Efendiler her kabileden bir adam, şu bezin bir tarafından tutsun ve taşı kal¬dırsın? buyurdular. Zekice bir çözümdü, bu hükme hiç kim¬senin itirazı olmadı. Çünkü her bir kabile, taşın konulmasında ortak olmuştu ve el birliği ile onu yerden kaldırıyordu. Nihayet rükun hizasına gelince Allah Resulü onlardan taşı orada sabit tutmalarını istedi. Ardından da kendisi yaklaştı ve yine mübarek elleriyle taşı kavrayarak yerine yerleştiriverdi. Böylece büyük bir felaketin önü alınmış oldu. Evet, onun her hareketinden, çıkarılacak pek çok dersler vardır. (2)
(1)-Ahzap Suresi 33/21
(2)-İstifade edilen eser
Peygamberimizin hayatı, Salih Suruç
Y, Asya, yayınları, 1981, İstanbul
