Aziz okuyucu, bugünde yazılarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Cihan peygamberi Muhammed (asm), hem mübarek vücudu hem de gönlü yara bere içinde, istirahat ettiği bağdan ayrıldı. O müessif hadisenin üzüntüsüyle yolda yürürken, başı üstünde bir bulutun gölge ettiğini fark etti. Baktı ki, bulutun içerisinde Cebrail (asm) ona seslenerek şöyle diyordu.
?Ey Allah?ın Resulü: Allah kavminin sana neler söylediğini ve ne yaptıklarını, görüp işitti. Şimdi dağlar meleğini senin emrine verdi. Kavmin hakkında ne istersen onu yapacak!?
Bundan sonra dağlar meleği, Resulü Ekrem Efendimize selam verip şöyle dedi:
?Ey Allah?ın Resulü Rabbim beni senin emrine verdi. Eğer istersen emret; Taif?in dağlarını yıkayım bu caniler üzerine.? Şefkat ve Rahmet timsali nebiler nebisi şöyle buyurdu:
?Rabbimden, istikbalde onların torunlarından İslâm?a hizmet edeceklerin çıkacağını ümit ediyorum. Onların yüzü suyu hürmetine, şu İlâhî kahrı bunlara lâyık görmüyorum.? (1)
Hizmet esnasında örneğimiz, Resulü Ekrem Efendimiz olmalıdır. Çünkü o, kendini taşa tutanların iyiliği için dua etmiştir. İnsan komşu veya aile içinde, hoş olmayan bir durumda da kabahati kendinde aramalıdır. Sen onların iyiliğini düşünürsen onlarda senin iyiliğini düşünür. İyilik her zaman iyilik getirdiği gibi, kötülük de kötülük getirir.
Mevzuumuzun iyi anlaşılması için, bir menkıbe nakil edeyim sizlere.
Bir zaman bir kız sevdiği gençle evlenir. Fakat aynı evde kocası ve kaynanasıyla birlikte kalacaklardır. Lakin kısa bir süre sonra, gelin hanımın kayın validesiyle arası açılır. Bir arada yaşamak imkânsız hale gelir.
Bu nedenle kayınvalideden ayrı yaşamalarını beyine teklif eder. Fakat beyi bu teklifi reddeder. Beyinden ayrılmak istemeyen gelin hanım, kayınvalideden kurtulmak için başka bir çare düşünür.
Babasının eski arkadaşı olan Eczacıya gider ve derdini anlatır. Yaşlı adam ?sen merak etme, o işi hallederiz? der. Eczacı çeşitli maddelerden hazırladığı bir ilacı ona verir. Yaşlı adam genç kadına ?kızım bu bir zehirdir. Kimsenin hatta eşinizin de şüphelenmemesi için, kaynanana çok iyi davranmalısın. Onun sevdiği yemeklerden güzel yemekler yapacaksın. Üç ay boyunca her gün azar azar yemeklerine bu zehirden katacaksın. Sakın kaynanana saygıda kusur etme.?diye tembihte bulunmayı da ihmal etmez.
Sevinç içinde eve dönen gelin hanım, yaşlı adamın dediklerini aynen uygular. Her gün en güzel yemekleri yaparak kaynanasının tabağına azar azar zehirden koyar. Bir süre sonra kayınvalidesi de çok değişir ve ona kendi kızı gibi davranmaya başlar.
Evde artık barış rüzgârları esmektedir. Genç kadın kendisinin ağır bir vebal altına girdiğini hisseder. Yaptıklarından pişman olan gelin hanım, doğru Eczanenin yolunu tutar. Yaşlı adama şu ana kadar, kayınvalidesine verdiği zehirleri, onun kanından temizleyecek bir ilaç vermesi için yalvarır. ?Artık ben kaynanamın ölmesini istemiyorum? der.
Tecrübeli eczacı sevinç gözyaşlarıyla, karşısında konuşan genç kadını süzer. Sonra yıkılmak üzere olan, bir yuvayı kurtarmış olmanın mutluluğuyla gülmeye başlar. Genç kadın buna bir anlam veremez. Çünkü yaşlı adam hem ağlıyor, hem de gülüyordu.
Sana verdiğim ilaç sadece bir vitamindi. Olsa olsa kayınvalideni daha da güçlendirmiştir, hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise senin içindeydi. Sen ona iyi davrandıkça sendeki kötü düşünceler dağıldı. Sendeki kin ve nefretin yerini, sevgi ve muhabbet doldurdu. Böylece siz gerçek bir ana kız oldunuz dedi.
Not: Araya bu menkıbe girdi ama biz, Efendimizden örnekler sunmaya devem edeceğiz. Bu kıssadan da alınacak hisse vardır.
(1) Hd, No, 3. 5608; İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/463.

SOL1
Reklam Alanı
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ
MOBIL_UST
Reklam Alanı
ALT1
Reklam Alanı