?Bir toplum kendinde olan durumu değiştirmedikçe, hiç şüphesiz Allah da o toplumda olan hali değiştirmez.? (1)
Rabbimiz, bu ayetle pek çok mesajlar vermektedir. Bunlardan biri şöyle olabilir: Eğer bir toplum, içinde bulunduğu halden memnun değilse, o halden kurtulmak için bir değişime gitmeleri lazımdır. Bu değişimi yapmazlarsa, bende onları öyle bırakırım.
Değişim deyince, biz bunu hep karşı taraftan bekliyoruz. Herkes değişimi karşı taraftan beklerse değişim de olmaz. Biz başkalarını değiştiremeyiz, görevimiz de değildir. Ama kendi içimizde değişim yapabiliriz.
Eşler arası olumsuzluklarda, aile içi olumsuzluklarda, komşular arası hatta devletler ve milletler arası anlaşmazlıklarda, değişim eğer karşı taraftan beklenirse, deniz içinde ölü dalgalar gibi insanlar birbirlerini yiyip bitirirler.
Bir önceki yazımızda, gelin hanımın kaynanası karşısında geçirdiği değişimin kazanımlarını anlatmıştık. O kıssadan alınacak çok büyük hisseler vardır.
Mevzuumuzla ilgili olarak Üstad Bediüzzaman Said Nursi?nin Risale-i Nur eserlerin de şöyle bir ifadesi vardır:
?Mü?min kardeşinden sana gelen bir fenalığı, bütün bütün ona verip, onu mahkûm edemezsin. Çünkü evvelâ, kaderin onda bir hissesi var. Onu çıkarıp o kader ve kaza hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir. Sâniyen (ikincisi), nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp, o adama adavet (düşmanlık) değil, belki nefsine mağlup olduğundan acımak ve nedamet edeceğini (pişman olacağını) beklemek. Sâlisen (üçüncüsü) sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu gör; bir hisse de ona ver.? (2)
Bu noktada Rabbimiz bize kitabımız Kur?an?ı Kerim?de şöyle tavsiyede bulunuyor.
?Ey iman edenler! Eşlerinizden ve evlatlarınızdan size düşmanlık eden çıkabilir. Öyleyse onlara karşı dikkatli olun! Bununla beraber hoşgörülü olur, kusurlarına bakmaz onları affederseniz bu da sizin için bir fazilettir. Çünkü Allah gafurdur, Rahimdir, (affı ve ihsanı boldur. Siz kusurları bağışlarsanız Allah da sizin kusurunuzu bağışlar.?) (3)
Bu ayetlerin uygulamasında, Efendimizden bir örnek sunup konumuzu bağlayalım.
Huneyn savaşında Taif?liler müşriklere yardım etmişlerdi. Bu nedenle Allah Resulü miladi 630 yılında, Onlara hadlerini bildirmek için bir sefer düzenledi. Fakat Taif kentinin etrafı surlarla çevrili olduğundan fetih gerçekleşmedi.
Hz. Cabir (ra) rivayetinde derki: Sahabeler Efendimize müracaat ederek dediler ki: ?Ey Allah?ın Resulü! Taif?lilerin okları bizleri yaralayıp kardeşlerimizin bazılarını şehit etti. Onların aleyhine beddua et.? Bunun üzerine Efendimiz, tam aksine ?Allah?ım, Taif?lilere hidayet ver!? diye dua buyurdu. (4)
Çünkü o kahredici değil, âlemlere rahmet olarak gönderilmişti.
DUA MEYVESİNİ VERDİ
Ertesi yıl Taif?liler elçi göndererek İslamiyet?i kabul edeceklerini bildirdiler. Eğer beddua etseydi belki de ölüp cehenneme gideceklerdi. Efendimizin duasıyla Müslüman olup cennetin kapılarını araladılar.
Şimdi dikkatleri bir noktaya çekmek istiyorum. Resulü Ekrem (sav) Efendimiz, Taif?e birinci gidişinde zayıftı. Görünüşte güç kullanacak durumda değildi. Yapılan zulme karşılık onları Allah?a şikâyet edebilirdi. O bunu yapmadı. Yalnız kendi hâlini Allah?a şikâyet etti. Onlar hakkında beddua da etmeyip hayırla dua etti.
İkinci durumda ise güçlü ordusuyla gitmiş ve Taif?i kuşatmıştı. Onlar surların arkasına saklanmak zorunda kalmışlardı. Surların arkasından attıkları oklarla, Efendimizin güzîde arkadaşlarını şehit ediyorlardı. Buna rağmen O yine gücünü kullanmadı. Muhasarayı kaldırdı ve onlara hayırla dua etti. Görüyoruz ki; Efendimiz her iki halde de onlara hayırla dua ediyor. Demek insan Onun gibi olmaya çalışırsa, Ona ümmet olma şerefini elde eder ve iki cihanda da rahat bulur.
Kaynaklar:
(1) Raad Suresi 13/11
(2) Yirmi ikinci, Mek, Sa,( 266
(3) Teğabün Suresi, 64/14
(4) Hadis, No, 9. (4542); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/105.
([email protected])


