Eski elbiseli, fakir bir alim, bir kadının mahkemesinde alimlerin üst sırasına oturur. Kadı gerek giyiminden gerekse tanımadığından olacak sert sert âlimin yüzüne bakar yanına gelerek :"Buradan kalk! Senin yerin aşağısıdır git oraya otur ya da çık git!" der.Alim bakar olacak gibi değil,Kalkar aşağılarda bir yere oturur.
Alimler fıkıh konusunda tartışmaya başlarlar:"Hayır...evet...kabul...ben haklıyım.."şeklinde her biri birbirine üstünlük kurma sevdasıyla mücadelelerini sürdürür ,her biri dövüş Horozuna döner.Fakir alim dayanamaz kal kararak:
Lütfen bir kere de beni dinlemelisiniz? bu konuda benim de söyleyeceğim birkaç söz, var der.
"Buyurun bir şey söyle biliyorsan, alim çok güzel bir üslup ve konuya hakimiyetiyle onları ikna etmekle kalmaz gönüllerini de fetheder.Kadı hatasını anlar,onun faziletini takdir ederek,raftan cübbesini sarığını indirip ona takdim etmek ister.
Alim der ki:"Dur çekil,o sarığı sarmak istemem.Çünkü elli arşınlık sarığı başıma sararsam ,bana kibir gelebilir,yarın eski elbiseli birisini görürsem, onları beğenmemezlik yapabilirim.
Sen sen ol! Sarığa sakala bakıp da kafa tutma.
Çünkü sarık pamuktandır, sakal ise bir tutam çayır gibidir.
Bu kutsal sünneti istismar etmeyiniz.
Zira insanın başına akıl beyin lazımdır.
Böylece sarıklar senin ve senin gibilerin başına lazımdır.
Yunus emre ne güzel söylemiş:
"Keramet taç?da sarıkta ise ben de alırım otuz kırk kuruşa bir sarık"


