Miraç niçin Hz. Muhammed?e (asm) mahsustur, diye sorulabilir. Bunun birçok nedenleri vardır.
Birisi şudur: Efendimizin Mekke müşriklerine yaptığı tebligata mukabil, onlar alay ediyor, bir türlü kabullenmiyorlardı. Sürekli eza, cefa yapıyor, âdeta hayatı yaşanmaz hale getiriyorlardı. Allah Resulü onların bu davranışlarından fevkalade rahatsız oluyor ve üzülüyordu.
Belki safi bir kalp bulur, İslam?la tanışmalarına vasıta olurum düşüncesiyle Taif?e gitti. Maalesef orada da aradığını bulamadı. Görgüsüz, anlayışsız ve taşlaşmış kalplerle karşılaştı. Kimse yüzüne bakmadı. Çocuklara, kölelere taşlattılar, köpekleri üzerine saldırdılar. Pek çok işkenceyi ona reva gördüler. Oradan da eli boş, mahzun ve kederli olarak dönmek zorunda kaldı.
Taif?te başına gelenler çoktan Mekke?ye ulaşmıştı. Bundan sonra Mekke müşrikleri zulümlerini bir kat daha artırdılar.
Sonunda bir de sonu kesik anlamına gelen ?epter? dediler. Onlara göre Efendimizin anlattıkları hâşâ saçma sapan şeylerdir. Kim onun söylediklerine rağbet edecek, birkaç gün sora unutulur, diye düşünüyorlardı.
Allah Resulü (sav) bundan çok rahatsız oldu. Bu nedenle Rabbimiz Efendimizi huzuruna davet edip inandığı iman esaslarını ve o zalimlerin acı akıbetlerini, ona gösterdi.
İkinci husus: Resul-i Ekrem (sav) Efendimizi beka âleminin mahlûklarına göstermek için ona böyle bir seyahati yaptırdı. Beka âlemin mahlûkları, Resul-i Ekrem?in (sav) nuruyla pek alâkadardırlar. Çünkü onun getirdiği nur sayesinde cennet ve ahret yurdu, insanlar ve cinlerle şenlenecek. Eğer Efendimiz olmasaydı, ebedi saadette olmazdı.
Bir üçüncü nokta şudur: Efendimizin sair peygamberlerden farklı tarafları vardır. Ondan evvel gelen peygamberler, bir şehrin valisi hükmünde belli bir beldeye ve cemaate peygamber olarak gönderilmişlerdir.
Eğer devlet reisi bir valiyle görüşmek isterse telefonla görüşür mevzuatla ilgili bilgilendirmeyi yapar. Ama umum ülkeyi ilgilendiren bir mesele olursa o zaman başbakanı köşke çağırır, konuyla ilgili görüşmesini yapar, yapılması lazım gelen işleri bildirir.
Resulü Ekrem Efendimiz tüm insanlığın hatta umum varlıkların peygamberi ve temsilcisidir. Bunun için en büyük mucizelerinden biri olan miraç olayı cereyan etmiştir. Efendimiz umumun peygamberin de peygamberi oluşunun en büyük kanıtlarından biri şu miraç olayıdır.
Diğer bir fazileti de mucizelerinin çeşitliliğidir. Her çeşit mahlûkata mahsus mucizeleri vardır. Allah Resulünden önce gelen peygamberin mucizeleri ise genelde yöre halkının, o günkü aktüel konuları cinsinden oluyordu.
Ama Resulü Ekrem Efendimizin risaleti umumî olduğu için, kâinattaki varlıkların ekserisiyle ilgili mucizelere mazhardır.
Bir şehrin valisi bir şehre teftişe gitse o şehrin çeşitli kademelerinden birer temsilci onu karşılamaya gider.
Kâinat şehrinin en büyük valisi olan, Resul-i Ekrem (asm) dünyaya teşrif ettiklerinde, dünya ahalisi onu karşılamıştır.
Bu konuda Üstad Bediuzzaman?ın eserinden küçük bir paragraf aktaracağım:
?Sultan-ı Ezel ve Ebed'in en büyük yaveri olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, âleme teşrif edip ve küre-i arzın ahalisi olan nev'-i beşere meb'us olarak geldiği ve umum kâinatın Hâlıkı tarafından umum kâinatın hakaikına karşı alâkadar olan envâr-ı hakikat ve hedaya-yı maneviyeyi getirdiği zaman; taştan, sudan, ağaçtan, hayvandan, insandan tut tâ Ay'dan, Güneş'ten, yıldızlara kadar her taife, kendi lisan-ı mahsusuyla ve ellerinde birer mu'cizesini taşımasıyla, onun nübüvvetini alkışlamış ve hoş-âmedî demiş.? (Mektubat, s. 91 )
Yukarıda anlatılan sebeplerden dolayı miraç sadece Peygamberimize bahşedilmiştir.
Böyle bir peygamberin sünnetlerini kendine rehber edinen ötede mahcup olmayacaktır.


