26 Nisan 2026, Pazar
10:14
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Geçenlerde berbere tıraş olmak için gitmiştim. Sıra beklerken oruçla ilgili konuşmalar oluyordu. Bir müşteri dedi ki:

?Niçin oruç tutuyoruz??

Berber Süleyman Bey bana dönerek ?Hocam arkadaşımızın sorusuna ne diyorsun??dedi.

?Bu tür sorular iki kurup insandan gelir. Bunun için arkadaşı önce bir tanıyalım, sonra cevap vermek kolay. Böyle soru soranların bazıları dinini bilinçli bir şekilde yaşamak için sorar. İkincisi de oruç tutmayı istemediği için itiraz sadedinde sorar. Nasıl oruç tutmalıyız sorusunun cevabı ilmihal kitaplarında vardır.

Niçin oruç tutmalıyız sorusunun cevabını vermeden evvel, bir noktayı hatırlatalım. Kur?an-ı Kerim?de oruç tutun emri vardır. (1)

Hadis-i şerifte Müslümanlığın şartlarından biri olarak bildirilmektedir.(2)

Müslüman olan kimse Allah emrettiği için oruç tutar. Hemen belirtelim ki Cenab-ı Hak insan bedeninde nefis dediğimiz bir duygu yaratmıştır.

Bu duygu Cenab-ı Hakka ait bütün sıfatlara sahip çıkmak ister. Nefsin yaratılışında bu his vardır. Yani nefis kendini hür ve serbest ister. Kimseye bağımlı olmayı kabul etmez, dilediği gibi yaşamak arzu eder.    

 Sınırsız nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmez veya düşünmek istemez. Eğer dünyada servet ve imkânları da varsa, gafletin yardımıyla Allah?ın verdiği nimetleri kendi malı gibi kabul edip şükürsüzcesine yutar.

Oruç vasıtasıyla en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki kendisi mal sahibi değil, asıl mal sahibi Allah?tır. Elindeki imkânların tasarrufunda hür değildir. Emir olunmazsa en adi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz. Oruç vasıtasıyla nefis bunları öğrenir. Cenab-ı Hakka ait vasıfları sahiplenme isteğinden vaz geçer. Kulluk kaftanını giyer, hakikî vazifesi olan şükre girer. Allah?ında kulundan istediği budur, bunun için oruç tutarız.

 Ayrıca oruç, nefsin ahlâkını da düzeltir. Her istediğini yapmaktan vazgeçmesini öğretir. Nefis gafletle mahiyetine konulan sınırsız aciz ve fakirliğini unutur, kusurunu göremez veya görmek istemez. Hem ne kadar zayıf ve musibetlere hedef olduğunu da düşünmez. Çabuk bozulup dağılan et ve kemikten ibaret bulunduğunu hatırına getirmez. Hiç ölmeyecek gibi dünyaya saldırır. Kendini mükemmel bir şefkatle terbiye eden Hâlıkını unutur. Bir gün bu hayatın hesabını vereceği yeri de düşünmez; ahlaksızlık içinde yuvarlanır.

 Bu tip insanlar oruç sayesinde benim mülküm diye sahip çıktığı şeylerin kendisinin olmadığını öğrenir. Mülkün hakiki sahibi olan Allah?a teslim olur.  Konumuzla ilgili olarak Bediuzzaman Said Nursi bir eserinde şu ifadelere yer verir.

 ?Ramazan-ı Şerifteki oruç; insana zayıf ve aciz olduğunu hissettirir. Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor. Midesindeki ihtiyacını anlar. Vücudunun ne derece çürük olduğunu hatırlıyor. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu anlar. Nefsin firavunluğunu bırakıp, kemal-i acz ve fakr ile dergâh-ı İlahiye ilticaya bir arzu hisseder ve bir şükrü-ü manevî eliyle rahmet kapısını çalmağa hazırlanır. Eğer gaflet kalbini bozmamış ise...?(3)

Orucun insan faydalarından biri de mühim bir ilâç vazifesi görmesidir. Maddi ve manevi bir perhizdir. Eğer Rabbimizin bu emrine tıp noktasından bakarsak, doktorun tavsiyesi gibidir. İnsanın nefsi yemek içmek hususunda dilediği gibi hareket ettikçe, maddi hayatına tıbben zarar verdiği gibi manevi hayatın da zarar verir.    

Eğer haram, helal demeyip rast geleni yerse manevi hayatını zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek nefse güç gelir. Nefis ipin ucunu eline geçirirse daha insan ona binemez, o insana biner ve şeytana kul eder. Ramazan-ı şerifte oruç vasıtasıyla nefis bir nevi perhize alışır; riyazete çalışır ve emir dinlemeyi öğrenir. Hazımdan evvel yemek yemek üstüne zavallı zayıf mideyi doldurup hastalıklara davetiye çıkarmaz. Oruç emriyle helâli terk ettiği gibi, haramları da terk etmeye alışır. Akıl ve şeriattan gelen emri dinlemeğe kabiliyet peyda eder. Manevi hayatını da bozmamağa çalışır.

 

Kaynaklar

(1) Bakara Suresi, 183

(2) Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İbrahim Canan, Akçağ Yayınları: c.2, s.213.

            (3) Bediuzzaman Said Nursi, Mektubat, S. 400 ? 401. İstanbul.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı