Türk Eğitim Sisteminde bir çok defa reform niteliğinde değişiklikler yapılmıştır. Eğitim politikalarını oluşturan hükümetler kendi hükümet programlarına göre sistemi dizayn etme cesaretini kimi zaman göstermişler kimi zaman ise bir takım nedenlerden dolayı gösterememişlerdir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin eğitim sistemini oluşturmak için Amerikalı Eğitimci John DEWEY?in 1934 yılında ülkemize davet edilmiştir. Savaştan yeni çıkmış peşi peşine toplumsal reformlar yapmış ve yeni kurulmuş bir devlet de modern eğitim kurumları oluşturulması ve eğitim siteminin işleyişi bir Amerikalının eline bırakılmıştır.Eğitim evrenseldir.Buna bir itirazımız yok.Bundan sonraki süreçte çok partili siyasal yaşama geçilmesi ile birlikte hükümetler eğitimi, hükümet politikası haline getirerek kalkınma planlarında eğitime yönelik hedefler oluşturmaya başlamışlardır.Ülkemizde ilk kalkınma planı 1963 yılında hazırlanmıştır.Kalkınma planları beş yılda bir revize edilerek eğitimde daha planlı ve hedefli bir gelişim öngörülmeye başlanmıştır.Bununla paralel olarak Milli Eğitim Bakanlığı da Eğitim Şuraları toplayarak ülkemizde uygulanan kalkınma planları hedefleri doğrultusunda eğitimde karşılaşılan sorunlar masaya yatırılmış bu sorunlara yönelik olarak bakanlık bürokratları ,öğretmenler, sivil toplum örgütleri ve akademisyenlerle birlikte çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır.Bu zamana kadar Milli Eğitim Bakanlığı koordinasyonunda on sekiz eğitim şurası toplanmıştır.Yapılan bu çalışmaların hepsi geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın daha iyi bir eğitim almaları için gösterilen çabalardır.Bu çabaları takdirle izlemek gerekir.Çünkü bu ülkenin en önemli meselesi eğitimdir.Ülke genelindeki kronikleşen eğitim sorunlarına duyarsız kalan fakülte ve enstitüler ile MEB hiçbir dönemde koordineli çalışarak alanda karşılaşılan eğitim sorunlarına yeterince çözüm getirememiştir.
Yer değiştirmek için yapılan yüksek lisans eğitimleri sonucunda hazırlanan tezler tozlu raflarda yerini almıştır. Eğitim konularında yapılan yüksek lisans ve doktora tezleri hiçbir zaman MEB tarafından ilgi görmemiştir. Yapılan bu çalışmaların sonuçları hiçbir zaman eğitim çalışanları ile paylaşılmamıştır. Devamlı ideolojik eksende iki kurum arasında süren çatışma nedeniyle öğretmenlerin kendilerini yenilemeleri için yeterli bir çaba gösterilmemiştir. Bunun sonucu olarak da öğretmenlik mesleği toplumda cumhuriyetin ilk yıllarındaki popülerliğini yitirmeye başlamıştır.Toplumun hızla değişmesi buna paralel olarak bütçeden en fazla eğitime pay ayrılmasına rağmen istenilen düzeyde kalkınma planlarındaki eğitim hedeflerine ulaşılamaması kıt kaynakların heba edilmesi sonucunu doğurmuştur.Karşılaşılan bu tablo ?Bu sorunları biz çözemeyiz böyle gelmiş böyle gider.? duygusunu eğitim çalışanlarında oluşturmuştur.
Cumhuriyet kurulduktan sonra eğitim alanın da hem nicelik hem de nitelik olarak gelişmeler meydana gelmiştir.Son yıllarda üniversitelerle Milli Eğitim Bakanlığı arasında oluşan diyalog sevindiricidir.Eğitimle ilgili kurumlar arasında geliştirilen işbirliği tüm eğitim kurumlarına olumlu bir şekilde yansıyacağı düşünülebilir. Okuma yazma bilenlerin eğitmen yapıldığı dönemlerden lisans, yüksek lisans ve doktora yapan öğretmenlerimizin olduğu bir eğitim sistemini hep birlikte meydana getirdik.Bugün pek çok üniversitemizin bünyesinde eğitim fakülteleri ve eğitim bilimleri enstitüsü kurulmuş, eğitim adına güzel çalışmalar yapmaktadırlar.Yüksek öğretimde bu kadar güzel gelişmeler olurken Milli Eğitim Bakanlığı bu sürecin neresinde diye düşünmemek elde değil.Ülkemizin en fazla üniversite mezununu çalıştıran bakanlık yıllardan beri personelin iş başında eğitimini ihmal etmiştir.Son yıllara kadar hizmet içi eğitim faaliyet sayıları yıllara göre hiçbir artış göstermemiştir.Her yıl yayımlanan faaliyet planı bir önceki yılda hazırlanan planın aynısı olmakla birlikte bazen önceliklere göre ekleme ve çıkarmalar yapılmaktadır.Okullarda görev yapan personel de bu faaliyetlere katılmak için her hangi bir çaba göstermemektedir.Bu zamana kadar bu konuda oluşan önyargılar ? Yazsam yine çıkmayacak, bizden ne torpilli adamlar var? düşüncesine kapılan eğitim çalışanları hem kendilerini geliştirmek için bir çaba göstermeyip hem de bu konu ile ilgili olumsuz bir tavrı haklı olarak takınmaktadırlar.
Günümüzde bilişim sektöründeki geliştirilen ürünlerin eğitim ortamlarında kullanılması ile birlikte eğitimdeki dönüşümü yakalayabilen toplumlar hızla kalkınabileceklerdir. Bu yeni eğitim düzeni öğrencilerin öğrenme faaliyetini sınıfın dört duvar arasından çıkartarak öğretimin evde de devam etmesini sağlayacaktır. İnternet ortamında oluşturulan sosyal ağlarla öğretmen ve öğrenciler birbirleriyle okul saati dışında da bilgi ve deneyimlerini paylaşıp öğretmenler sosyal ağ üzerinden öğrencilerine interaktif ödev verip dönütü alabilecek öğrenciler e postaları ile öğretmenlerine soru sorabilecek, arkadaşları ile ortak proje yapabileceklerdir. Böylece öğrenme sınıf ortamının dışında da devam edecek veli ve öğrenciler de sitemin içine alınarak daha paylaşımcı bir yapı kurulacaktır. Bu yapıyı kuracak, işletecek ve yönetecek yine öğretmendir. Öğretmenin bu sistemde etkin olabilmesi için kendisini eğitim de bilişim konusunda hazırlaması gerekmektedir. Önceki birçok yazımda bahsettiğim gibi her öğretmenin bir web sitesi, görüşlerini paylaştığı bir blogu olmalıdır. Öğretmen öğrencilerini akıllı tahta ile birlikte kullanılacak olan tablet bilgisayarlı öğretim teknolojisine hazırlamalıdır. Zaman geçmeden eğitim konusundaki eksikliklerini tespit edip gelecek yıla kendini hazırlamalı ve yeni sınıf düzenini düşünerek kendi ders arşivini hazırlamalıdır. Yoksa akıllı tahta ve tablet bilgisayarlarda okullarımıza aldığımız diğer bilişim ürünleri gibi atıl kalabilir. Bundan dolayı öğretmenler derslerinde kullanmak için interaktif öğretim materyalleri edinmeli, derslerinde bu materyalleri kullanarak öğrencilerin hem görsel hem işitsel özelliklerini harekete geçirmelidirler.
Eğitim sistemi ister uygulanıldığı gibi 8 + 4 olsun, isterse uygulanılması düşünülen 4+4+4 olsun onu uygulayacak olan öğretmenlerdir. Öğretmenlerin iyi yetiştirilmesi sorunu ise hem üniversitelerin hem de Milli Eğitim Bakanlığı'nın öncelikli meselesi olması gerekir. Öğretmenlere iş başında hizmet içi eğitim verilmesi yaşam boyu öğrenme anlayışının benimsenmesi için, öğretmenin sistemde önemli bir birey olduğunu hissetmesine bağlıdır.Kısacası öğretmenlik moral mesleğidir.Sosyo- ekonomik durumu iyi, morali yüksek bir öğretmen görev yaptığı kurumda insiyatif alarak daha verimli olabilecektir.Aksi takdirde geleceğini göremeyen, mesleğini yaparken güvencesi olmayan toplum nezdinde saygınlığı azalmış bir bireyden verim alabilmek mümkün değildir.14/03/2012


