Bir haber dinliyorum.Mahrumiyetten bahsediyor.18 yaşındaki genç bir kız... İki yaşında geçirdiği bir kazada çene kemiği kırılmış ve 16 yıldır sadece sıvı gıda ile besleniyor.Hayatında katıyiyecek tadamamış;meyvenin,tatlının tadını hiç alamamış,yıllardır mahrum yaşayan bir kız...Ameliyatlarla geçen bir ömür,sirkte cambazın ip üzerinde yürümesi gibi.Ve nihayet... Beşinci ve son ameliyatı yapılmış, fakat umutsuzca.Zaten önceki birçok ameliyatı da ölüm riski taşıyormuş,ama sonunda ?oh be!? dedirten başarılı bir ameliyat... Ve iyileşmiş. İlk yediği şey bir elma,tadını çok beğeniyor. Soruyorlar ne hissediyorsun diye.İlginç bir soru değil mi?...Ne hissedebilir ki?...İnsanın hissiyatı yaşadıklarını anlatmaya ulaşabilir mi?Ve dili onu anlatmaya kafi gelir mi? Asla! Ama o yine de başlıyor konuşmaya, ve ilk cümlesi:
?İnsanlar elma deyip geçiyorlar,fakat sahip oldukları mucizenin farkında değiller.Onlar yemek yiyebiliyorlar,fakat şükretmiyorlar!...?
Bu olayı televizyonda izlerken ağlamamak için zor tuttum kendimi.Sıktım ve içime akıttım gözyaşlarımı.İlginç değil mi? Hala böyle olaylar için duygulananlar var benim gibi... ?Biz neredeyiz,sen neredesin? deyişinizi duyar gibiyim.Ama insan eğer sahip olduğu her şeyin bir mucize olduğunu bilseydi inanın ömrü Rabbine şükür için yetmezdi.Ve sadece ağlardı... Hatta tüm denizler gözünde yaş olsa ve buna sekiz deniz daha eklense o damlalar gözünde yine de tükenirdi, onları tek tek yanaklarından bıraksa bile...Ağlamak bile tükenirdi...
Mahrumiyetin de bir nimet olduğunu düşünüyorum.Sahip olduklarımızı sahip olmadıklarımızla karşılaştırınca, ne kadar da büyük bir fark çıkıyor karşımıza, bunu anlıyorum.Sahip olduklarımızın onlarca,yüzlerce, binlerce,milyonlarca kat fazla olduğunu görüyorum.Bilmiyorum bu durumda ne yapılır? Herhalde ömrümüzü yalnızca şükretmeyle geçirmeli ya da mahrum olduğumuz şeylerin sayısını artırmalıyız.İkincisi biraz delice,fakat mantıklı.Çünkü mahrumiyetimiz artarsa sahip olduklarımızın değeri kıymetlenecek ve Rabbe şükrümüz artacaktır.Ve ?müstağni? olanın kendi bencil nefsimiz değil de yalnızca O olduğunu anlamış olacağız.O... O?ki asıl müstağni olan El Gani olan Allah...
Mahrumiyetin kötü olduğu,mutlak kötü olduğu tek yer ve zaman...O zamanı ve mekanı bilmiyorum tahayyül edebiliyor musunuz? Eğer o anı ? ilmel yakin? olarak dünyada göremezsek maalasef ahirette ?aynel yakin? olarak göreceğiz.Ve o an... O ankesinlikle ?Allah?ı kaybettiğimiz an? olacak.Rabbimizin bize: ?Beni kaybettin ey kul!? dediği an...Dünyamızın başımıza yıkıldığı o an...Cehennem azabını bile düşünmediğimiz o an. Çünkü azabın en büyüğü Allah?ı kaybetmektir, Allah?ın kulunu terketmesi...
Allah bizi mutlak mahrumiyetle değilde mutlak bağışlanma ilekarşılasın ki sonsuz mutluluğa (yani felaha) ulaşabilelim... Ve Rabbim bizleri müfsid ve müflis olanlardan değilde müflih olanlardan kılsın...