23 Nisan 2026, Perşembe
20:50
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Aktif imam Çetin Beyin evinden ayrıldıktan sonra gençleriyle birlikte camisine döndü. Abdestlerini tazeleyip caminin mahfiline geçtiler. Zaten namaz vakti de yaklaşmıştı.


Aktif imam ezan okunana kadar gençlerle bir sohbet başlatmak için, bugün ayın kaçıdır diye sordu?


Gençlerden biri, hocam bugün martın yirmi üçüdür, dedi.


Aktif imam:


-Yakın tarihimizde yirmi üç martta neler olmuştur?


Gençler bir şeyler söyleseler de, imam beklediği cevabı alamadı ve şöyle dedi:


-Bu gün yakın dönemin büyük İslam âlimlerinden, Üstad Bediüzzaman Said Nursi?nin elli ikinci vefat yıldönümüdür. Bu günlerde talebeleri onu dua ve hatimlerle anıyorlar. Gerçekten yirmi üç mart (1960) tarihinde, İslam âlemi çok büyük ve emsalsiz bir âlimini kaybetmiştir. Biz/de o güzide insanın ruhuna bir Fatiha üç ihlas gönderelim.


Gençler:


-Hocam bu zat kimdir hakkında bilgi verebilir misiniz?


Aktif İmam:


-Bu zatın yaşadığı dönemde, öyle karanlık günler olmuş ki, gündüzün karanlığı gecenin karanlığından bin defa daha karanlıktır. .......... Bütün konuşanlar susturulmuş, hatta minarelerde ezanlar da susturulmuştu. Konuşan bir tek zat var o da Üstad Bediüzzaman?dır.


O devrin gazetecilerinden Eşref Edip Fergan?ın Üstad Bediuzzamanla ilgili bir mülakatı var. Namazdan sonra onu size anlatırım dedi.


Namaz biter bitmez gençler imamın etrafını sardılar, o mülakatı anlatmasını istediler.


Aktif İmam konuşmasına şöyle başladı:


-Eşref Edip Ferkan, Hz. Üstadla olan makalesine şu ifadelerle başlamıştır:


..............


?Belki yirmi yedi, yirmi sekiz sene oldu Üstad'ı görmeyeli. Onu görmek, mübarek sîmasını doya doya seyretmek için her zaman gidip ziyaret etmek istediğim halde, meşguliyetten bir türlü vakit bulamadım. Fakat o kalplerde yaşadığı için, manevî varlığı ile daima beraberdik. Bu, gönüllerdeki iştiyakı bir dereceye kadar tatmin etmez miydi? Kendisini görüp kucaklaştığımız zaman, onun nuranî sîmasının verdiği zevk, maddî hasretin de ne kadar büyük olduğunu gösterdi.


Üstadla tanışmamız kırk seneyi geçti. O zamanlar hemen her gün idarehaneye gelir; Âkif'ler, Naim'ler, Ferîd'ler, İzmirli'lerle birlikte saatlerce tatlı tatlı musahabelerde bulunurduk. Üstad, kendine mahsus şivesiyle yüksek ilmî mes'elelerden konuşur; onun konuşmasındaki celadet ve şehamet, bizi de heyecanlandırırdı. Hârikulâde fıtrî bir zekâ, İlahî bir mevhibe. En mu'dil mes'elelerde, zekâsının kudret ve azameti kendisini gösterir. Daima işleyen ve düşünen bir kafa. Nakillerle pek meşgul değil. Onun rehberi yalnız Kur'an. Bütün feyiz ve zekâ kaynağı bu. Bütün o lem'alar, doğrudan doğruya bu kaynaktan nebean ediyor. Bir müçtehid, bir imam kadar re'y sahibi. Kalbi, bir sahabî kadar imanla dolu. Ruhunda, Hz. Ömer'in şehameti var. Yirminci asırda devr-i saadeti nefsinde yaşatan bir mü'min, bütün hedefi iman ve Kur'an.


İslâmın gayet-ül gayesi olan "Tevhid" ve "Allah'a İman" esası, onun ve Risale-i Nur'un en büyük umdesidir. Devr-i saadette, Müslümanlığın ilk kuruluş zamanlarında olsaydı, Hazret-i Peygamber, Kâ'be'deki putların parçalanması vazifesini ona verirdi. Şirk'e ve putperestliğe o derece düşmandır.


Mücahede ile, gönüllerde iman ve Kur'an hakikatlerini yerleştirmek için geçen uzun, bir asra yakın bir ömür. Fazilet ve şehametle geçen bir ömür. Harb meydanlarında, mücahidlerin önünde, kılınç elinde, dimdik ayakta düşmana saldıran bir kahraman. Esarette, düşman kumandanına karşı koyan bir kahraman. İ'dam sehpasında, düşman kumandanını düşündüren, insafa getiren bir kahraman...


Millet ve memleket için canını vermekten zerre kadar çekinmeyen bir fedai. Fitnenin, bozgunculuğun en müdhiş düşmanı. Milletin menfaati için, her türlü zulme, işkenceye tahammül ediyor. Ona zulmedenlere beddua bile etmez. Onu zindanlara atanlara, ancak salah ve iman temenni eder. Gaye uğrunda ölüm, onun için basit bir şeydir.?


Not: Devam edecek


ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı