Bu yaz öğretmenler için özellikle de sınıf öğretmenleri için biraz sıcak geçiyor. Okulların 4+4+4 olarak yeniden düzenlenmesiyle beraber bir takım yapısal sorunlar karşımıza çıktı. Bu sorunların çözümü mümkünken ortak akıl harekete geçemediğinden dolayı içinden çıkılamaz bir hal aldı. Bu da eğitim camiasının olmazsa olmazı olan öğretmenlerimizin moralini bozdu.Kamuoyunda öğretmenlik mesleğine ilişkin herkes ama ağzı olan herkes konuşmaya başladı.Bir anda öğretmenlik mesleğine ilişkin toplumsal algı “ öğretmenlerin yeterince çalışmadığı, işlerini iyi yapmadıkları, OECD raporlarına dayanılarak yıl boyunca fazla devamsızlık yaptıkları” yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.Haliyle bu haksız eleştirilere başta eğitim sendikaları (!) olmak üzere, öğretmen camiasının tepki göstermesine neden oldu.
Milli Eğitim Bakanlığında alanda çalışan öğretmelerin moralinin yüksek olması, gelecekle ilgili kaygılarının olmaması gerekir.1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda amaçlar kısmında belirtilen hedefleri gerçekleştirmek için alanda çalışan öğretmenlerin yeterliliğinin tartışılması için kapsamlı bir araştırma yapılması ve bu araştırma sonuçlarına göre öğretmenlerin yeterliliğinin tartışılması gerekir. Elde veri olmadan işkembe’yi kübradan atarak tüm öğretmenleri aynı kefeye koyarak, yeterliliklerinin tartışılması son derece yanlış olmaktadır. Bu tartışmalar olacaktır. Ama bu öğretmenlere karşı topyekun bir suçlamaya dönüşmemeli, süreç içerisinde yeterli performansı gösteremeyen öğretmenleri, merkezi ve yerelde veya uzaktan eğitimle hizmet içi eğitim kurslarıyla bu eksiklerinin giderilmesi yolu seçilmelidir. Bu yol seçilirken de geçmişten günümüze kadar kamuoyunda oluşan olumlu öğretmen algısı da zedelenmemelidir.
Okulların dönüşümü ile birlikte oluşan norm fazlası öğretmenlerin özelliklede sınıf öğretmenlerinin kendi durumlarına ilişkin kaygılarının artmasına neden olmuştur. Bu kaygılar oluşmadan bu sorun çözülemez miydi? Elbette ki çözülürdü. Sadece dönüştürülen okulların öğretmen kadrosu diğer okul ile ilişkilendirilseydi sorun büyümeden çözülecekti.1997 yılında ilkokul ve ortaokulların birleştirilmesiyle oluşturulan ilköğretim okullarında öğretmenlerin birleştirilen okulun normuyla ilişkilendirilmesi sağlanarak öğretmenlerin mağduriyetinin önüne geçilmişti. Ama 2012 yılında okullar tekrar ilkokul ve ortaokul olarak belirlenirken öğretmenlerin durumu hiç, ama hiç düşünülmedi. Hâlbuki 4+4+4 kapsamında dönüştürülen okullara öğretmen normları aktarılsaydı, öğretmenler aktarıldığı okulda norm fazlası konuma gelseydi bu duruma hiçbir öğretmenin itirazı olmayacaktı. Ama mevcut düzenlemeyle okulun; ilkokula dönüştürülmesiyle branş öğretmenlerinin, ortaokula dönüştürülmesiyle de sınıf öğretmenlerinin mağduriyeti ortaya çıkmıştır. Öğretmenler açısından oluşan bu mağduriyetin giderilmemesi ya da bu norm fazlası öğretmenlerin durumlarının açıklığa kavuşturulmaması gelecek eğitim öğretim yılının da öğretmenlerin performansına olumsuz olarak yansıması kaçınılmazdır. Kamuoyunda mesleği acımasızca tartışılan, her konuda kendini yalnız hisseden, kendisiyle ilgili yasal düzenlemelerde söz hakkı olmayan bir meslek grubunun performansının yüksek olmasını bekleyemezsiniz. Çünkü bu meslek moral mesleğidir. Bu moralin yüksek olması için öncelikle öğretmenlerin moralini yükseltecek, gönlünü alacak açıklamaların yapılması ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın ivedilikle dönüştürülen okullarda norm kadrolara yönelik çalışmasını başlatması gerekmektedir. Norm kadro sorunu çözülmediği ilkokullarda; kademeli geçiş sürecinde öğrencilerin öğretmenlerinin her yıl değişeceği anlamına gelecek olduğunu düşündüğümüzde, bu durumun yine öğrencilerimizin zararına olacağını öngörüp sorunu okullar açılmadan öğretmenler açısından çözmeliyiz. Bunun en pratik yolu da dönüştürülen okullara öğretmenlerin branşlarına göre; ilkokullara sınıf öğretmenlerinin ortaokullara branş öğretmenlerinin normlarının aktarılmasıdır. Bu nedenle norm kadro ile ilgili sorun Milli Eğitim Bakanlığı’nca acilen çözülmeli öğretmenler bu konuda rahatlatılmalıdır.


