Uzun süre düşünmüştüm gitmeli miyim diye. Yoksa içimdeki hasret biraz daha büyümeli miydi Çocukluğumu geçirdiğim yaylalara! Yaz tatili kısaldıkça içimdeki hasret derinleşti, bu hasreti bir yıl daha taşıyamayacağımı anlayınca yola çıktık. Yükü ağır, ancak vasıtası olmayan birinin yola çıktım demesi, sadece dile kolay gelirdi. Ağır bir imtihandan geçeceğimiz daha yola çıktığımızın ilk saatinde belli oldu. Peronda 3 saat ayakta otobüsün gelmesini bekledik. Ve 40 dakikalık Gebze yolu 6 saat sürdü. İstanbul trafiğini anlatmaya gerek yok! Her şeye rağmen moralimi bozmamıştım. Zahmetli işlerin sevabı çok olur diyordum çocuklara! Bereket versin hepsi en az benim kadar özlemişlerdi çocukluk günlerini, o yüzden ses çıkaran olmadı.
Köye yaklaştıkça bir an önce dağlara bakmak için sabırsızlanıyordum. Aman ya Rabbî ne kadar özlemişim! Bir tablo gibi duruyor işte yerli yerinde! Evin yolundayım nihayet! hayvan gübreleri yerlere saçılmış, ama önemi yok bunlar dekoru tamamlayan şeyler buralarda!
Annem olmalıydı şimdi. Bir sesimizi duyuversin çılgınlara dönerdi. Torunlarından birin kucaklayıp öbürüne koşarken görecektiniz onu! Bu yürek bu kadar sevgiyi nasıl taşır derdim kendi kendime! Ne sesi, ne sevgisi vardı sokakta. Suyu çekilmiş değirmen gibi sessiz evin kapısına yaklaştığım zaman ilk süprizle karşılaştım. Yıllarca kök atsın diye uğraştığım asmanın yarısı kurumuştu. Çardağı üzerine yıkılmış kalmıştı! Kara paslı kilide uzun süredir bir insan eli değmemişti anlaşılan!
Şimdi duygusallık zamanı değildi. Çocuklar evin iki yıllık tozunu alacak ben hemen asmanın çardağını düzeltecektim.
Minarede Ezan Sesi Vardı Cami Niçin Kapalıydı
Çocukluğumda her evde saat bulunmazdı. Akşamı sabahı ezan sesi ile öğrenirdik. Benim için dünya köyümüzün bulunduğu vadiyi çevreleyen dağlardan ibaretti. Bu tepelerin her birinden ezan sesi duyulurdu. Her şey gelir geçer ama ezan baki kalırdı. Mevsimler, insanlar hep değişir ama Ezan hep aynı kalırdı. Uzun süre imamlık yapan Kamil Hoca’nın sesine alışmıştım. O vefat ettikten sonra köyde yeni okunan ezanlara bir süre yabancılık çektim. Derken ezan okunmaya başladı. Vakit öğle, çocuklar evi temizlerken ben camiye gider gelirim diye düşündüm. O da ne:
“Cami kapalı!”
“Ezanı kim okudu öyleyse!”
“Müftülük Şehirden kablo çektirmiş. Seyitharun Camisinden okunan ezan burada tekrar ediliyormuş!”
Şaşırmıştım. Geri yerime oturdum! Her geldiğimde imamın ardındaki ihtiyarlardan bir ikisinin yer değiştirdiğini görürdüm. Ahirete giden bir iki ihtiyarın yerine başkaları gelirdi. Bu sefer bu hüznü yaşayamayacaktım demek!
Sonra aklıma geldi bir gün birisi çıkar camilerin kıble tarafına bir büyük ekran koyar merkezden naklen namaz ile işi bitirirler. Böylece imama de müftüye de ihtiyaç kalmamış olur!
Acaba olur mu?
Konya Ezan Sesine Hasret
Üç gün hasret gidermek için yeter, 10 gün iyi bir tatil için yeterli, daha fazlası yeni problemleri beraberinde getiriyor. Biz işi biraz uzun tutmuşuz anlaşılan! Konya’ya gittim! Kenar semtlerden birinde bir akraba ziyaretindeyim. Vakit yine öğle, yakında bir camiden ezan başladı. İkinci kelime derken diğer bir camiden tekrar eden aynı ezan yankılandı. İkisi birbirini boğuyor, cümleler anlaşılmıyordu. Ezan bitti yeni bir ezan duyar mıyım diye beklemem boşunaydı. Beklentimi anlayan ev sahibi izah etti. Merkezî ezan okunuyor hepsi bu kadar.
İçerlemiştim. Bir süre sonra evden ayrıldım ama aklım ezandaydı. Lise ve üniversite tahsilimi Konya’da yapmıştım. Ezanla ilgili pek çok hatıram vardı. Yatılı okurduk. Yurtta öğle yemeğini yedikten sonra yarım saat vaktimiz kalırdı. Bu sürede ya namaz kılacağız ya da Alaaddin Tepesi’nin etrafında bir tur atacağız. Gençlik hevesi var, okulun eli sopalı idaresi var! Teneffüslerden birinde kılarız diye bir tevil yapar, sokağa düşerdim. Okulun hemen yanındaki Camide okulun en parlak öğrencisi Müezzin Bekir ezana başlardı. Yanık ve uzun perdeli sesine ilgisiz kalmak mümkün değildi. Onun camisini hızla geçerdim. Ama Konya da ezan sesinden kurtulmak mümkün değildi, o bitmeden öbürü başlardı. Canım daha vakit var nasılsa der biraz daha yürürdüm! Ama olmuyor işte, öbür tarafta bir ezan daha yeni başladı. Bu vicdan kavgası sürerken bakarsın İplikci Camisi’nin önüne gelmişim “ bak Ramazan derdim kendi kendime “ şu merdivenden aşağı iniver, bu ezanlardan kurtulamazsın! Namazını kıl rahat et” bu serüven çok zaman böyle biterdi.
Bu hayallere dalmışken Mevlana Meydanına gelmişim. Yürüyorum Şerafeddin Camisi önüne geldiğimde ikindi ezanı başladı, koca meydanda kısık sesle yalnız bir ezan sesi duyuldu. İçim dolmuştu. Eski günlerin hatırına İplikçi Camisine kadar devam ettim. Merdivenler yine önüme çıkıverdi.
Selçuklu döneminden beri Anadolu’nun maneviyat başkentini kim ezansız bırakmıştı böyle! Derdimi kime anlatacaktım! Buna ne denir bilmem ama, izine çıkmadan birkaç gün önce bir tevafuk yaşamıştım. Asistan arkadaşım odama geldi. “Hocam Bu Fatih Sultan Mehmed’in Fatih Camisi için bıraktığı vakfiye, eğer müsaid iseniz bu vakfiyenin günlük dile çevrilmesi gerekiyor. Yetkililerin ricası var”
Hay hay dedim. Bir iki gün içinde çeviririz. Vakfiyede en çok dikkatimi çeken husus şuydu: Fatih, 12 müezzin tayin etmiş, bunların dört minarede 5 vakit ezanı birlikte okumaları emrini vermişti. Yani ecdadımız bu toprakları ezan sesi ile Müslüman etmişti.
Bu halde akşamı bekleyemezdim. En Sevgilinin Bahçesi diye çevirdiğim siyerin dua cümlelerinden biri şöyleydi ”Allah’ım akşam vakti gurbet ehli gariplerin gönlüne düşen hüzün hürmetine…” Akşamın hüznüne bir de bu ezan mahrumiyeti eklenirse dayanamam diye düşündüm. Eski dostlarımdan hiç biri ile görüşemeden köye geri döndüm!
Kara Yolları Köklerimle İlgili Bağların Birkaçını Daha Kesti
Dedem Mehmed Ağa’ydı. Kendince, kendi ölçüsünde biz iz bırakıp gitmişti. Onu tanıyanlardan kime rastlasam, bir dizi iyilik öyküsünü dinlemek zorunda kalırdım. İnsanlar vefa duygularını dile getirme zorunluluğu hissediyorlar diye sabırla dinlerdim çoğu zaman!
Sarı sarı küçük bir çocuktum! Beni güz çiftlerine beraber götürürlerdi. Dedem ara sıra dilinden düşürmediği türküsünü keser bana: “Ulen sarı! ben ölürsem sen benim tarlalarımı satarsın” diye çıkışır sonra türküsüne geri dönerdi.
Yeşil ördek gibi daldım göllere
Sen düşürdün beni dilden dillere
Ağla gözlerim ağla gülemem gayri
Yiğitler içine giremem gayri
Çocukluk gözlerine bakardım ağlıyor mu diye, gerçekten ağlardı! Türkülerin içi boşalmamıştı o zamanlar. Ya da mü’min insanların dilinde olan ile, kalbinde olan aynıydı.
Bunları niye anlatıyorum. Dönüşüme iki gün kala Kara Yolları Genel Müdürlüğü adına bir mektup geldi. Daha önce dedemin benim satmamdan korktuğu tarlaların bir kısmını almışlardı. Üzüldük ama memleketimiz yola kavuşacak diye kendimizi teselli ettik. Yeni bir furya ile kalan giden birkaç parça daha kamulaştırılacakmış. İznim bittiği için kendim kalamazdım. Biraderi vekil bırakıp geri döndüm.
Pazarlık için gelen Kara Yolları ekibi evlere şenlik bir uygulama yapmış.
Nehrin karında, yol kıyısında kendiliğinden sulanan, bir ailenin geçimi iyi kötü sağlayacak bir tarlaya gülünç ve bir o kadar insafsız bir değer biçmiş! Bu durumu kendilerinin verdiği adresten sordum bir cevap alamadım. Adı geçen maili kamu hukukunu ilgilendirdiği için buraya alayım:
ramazan balcı [email protected]
17 Eylül (6 gün önce)
Kime: bol03
14 . 09.2012 tarihinde Karacaören köyü Seydişşehir Konya adresinde kamulaştırma görüşmeleri yapılmıştır. adıma katılan kanuni temsilcim:
a) kanunun açık hükmüne ve davet mektubunuzda belirtilmesine rağmen hiç bir pazarlık yapılmadığı
b) kamulaştırma bedeli hakkında yeterli bilgilendirme yapılmadığı
c) mahkemeye gitseniz de sonuç değişmez denilerek hak sahiplerinin etki altına alındığını, ifade etmiştir.
bu tespitlere göre aşağıdaki sorularımın cevaplandırılması gerekmektedir:
niçin pazarlık yapmadınız?
yeterli bilgilendirme niçin yapılmadı?
ayrıca adıma kayıtlı 696-01 yol kontrol kesim nolu 51-463.25-61/085.95 Karacaören 135 ada 7 parsel;Karacaören 116 ada 1 parsel;Karacaören 135 ada 1 parsel;Karacaören 129 ada 1 parsel
taşınmazlara re'sen tayin ettiğiniz m2 birim fiyatlarını ve hangi usule göre tesbit ettiğinizi tarafıma bildiriniz. konuyu basına yada yetkili mercilere taşınmadan önce doğru bilgilendirmenin önemini takdir edeceğinizi umuyorum.
Ya Sonra
Yol uzayınca dertler artar. Dertlerim ve hüzünlerim artmış bir halde geri döndüm. Üstelik sorumsuz birinin sokağa bıraktığı bir it yavruma saldırdı. Günlerce onunla uğraştım. Dedemin türküsü kaç zamandır yetimdi. Göz yaşlarında köklerimizin böyle kesileceğini bilen bir sır var mıydı bilmiyorum. Aynen bir daha böyle bir seyahate çıkma gücünü bulup bulamayacağımı bilmediğim gibi.
Aziz dostlar sizleri üzdüğümü biliyorum. Ne var ki bunlar çoğunuzun - en azından bizim neslin- ortak acıları. Bir yerlerde bulunsun istedim. Selam ve dua ile Ramazan Balcı


