23 Nisan 2026, Perşembe
04:23
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Âdem ATALAY

Seydişehir'imizin çınar yaşındaki büyüklerinden müfettiş Mehmet Ali Ongül merhum ile çok sohbet ederdik. Kendisi çok hassas mizaçlı ve idraki yüksek, üstelik şairdi de. Son zamanlarında ihtiyarlığın verdiği halet-i ruhiye içerisinde yalnızlık hisseder, sık sık buluşmamızı isterdi. "Gel evladım Hafız Efendi gel, biz bu toplumda akran-ı yetim olduk" derdi. Yine bir sohbet esnasında Seyyid  Harun Veli Hazretleri mevzu olunca bana kendisinden evvelki kuşaklardan aktarda gelen şu bilgiyi nakletti:

Seyyid Harun Veli Hazretleri, camiyi yaptırırken taşlarını Mortaş'tan yani bugünkü madenin olduğu yerden getirilmesini istermiş. Seyyid Veli Hazretleri, veli gözlüğüyle o gün madenin keşfini işaret ederek kerametini izhar ediyordu.

ÜZGÜN AYRILAN MAHMUT ESAT EFENDİ

1871 yılında belediyelik olan kazamızın dünya çapında tanınan, bilim dünyamıza 26 tane eser kazandıran kadastro bilimini tedvin ve sistem haline getiren kadaster olan, devletler hukukunu yazan, emsali bilim adamlarınca takdir edilen merhum hemşehrimiz Mahmut Esat Efendi, ömrünün bir kısmını da doğduğu şehrine hizmet etmek düşüncesiyle Belediye başkanlığına adaylığını koyar. O günün Seydişehir halkından bazıları Mahmut Esat Efendi'nin karşısına ümmi derecede cahil Kısrağın Hüseyin Efendi diye bir zatı rakip olarak çıkarırlar. Bu adamı Belediye Başkanı olarak kazandırırlar. Bu hazin manzara karşısında Mahmut Esat Efendi, üzgün olarak şehrimizden ayrılırken dostlarına şöyle seslenir:

"Belediyesi var, narh-ı yok, motoru var, çarkı yok Dört cahil oturmuş, birbirinden farkı yok."

Gerçekten de bu olaydan üzülmemek mümkün değil. Yöre olarak söylenecek söz şudur: Haset, hakikatlere köstek aymazlığından bir kurtulabilsek.

 

MAHMUT ESAT BEYİ’İN ŞEYHÜL İSLAM OLMASINI KİM ÖNLEDİ.

Sebil’ür Reşad’da yayınlanan İslam’da teşkilatı siyasi adlı kitap’da Sultan Reşad’a  kimin Şeyhülislamlığa  getirilmesini istersiniz.”  Musa Kazım efendinin  tekrar Şeyhül İslamlığa getirilmesini isteyenlere; “Musa Kazım’ın Farmason olduğuna  dair Saray’a pek çok kağıtlar  geldiğinden, o olmaz”der..  Sultan Reşat’ın bu sözünün üzerine İstanbul’un ilmiye sınıfı Mahmut Esad Efendi’nin Şeyhülislamlığa gelmesini teklif ederler. Bu teklifi  yapanlar   ise  İstanbul’ un  önde  gelen ilmiye sınıfı ve   Mahmut  Esad   bey’in  daha iyi tanıyan kişilerdir..Fakat  farmason  ve Türk  düşmanı  olan Said Paşa  İttihatçılarla müzakere ederek yine   kendisi gibi  farmason  olan  Musa  Kazım’ı görevine  devam etmesini sağlar. Seydişehir’in yetiştirdiği ilim erbabı Kadester Mahmut Esad Efendi’nin Şeyhülislamlığı engellenmiş olur.

 SAİD PAŞA KİMDİR.

 Tarihçi Mehmet arif bey’in 93 harbi ile “ başımıza gelenler” kitabında sayfa 464 da Sait paşanın  Türk olmadığını  hem mısırlılara  hem de  Avrupalılara  anlatarak   bunu ispat etmek için  mısırda Türklerin devlet  idaresine gelmesini yasaklamıştır.  Sait paşa türlerden nefretini şu şekilde açıklar: (vücudumdaki  hangi  damarda  türk  kanının dolaştığını  bilirsem  kerpetenle  söker  atarım)

Bu bilgiyi aynı Kitap’da dipnot olarak   Nihat Yazar beyden bir vesika  olarak alınmıştır,Aynı zamanda beyaz Türkler kitabında  yaralanılmıştır.

SİGARA DÜŞMANİ RAMAZAN EFENDİ (ÖZ)

Bu zat-ı muhterem merhum haklı durumlarda tavizsiz bir duruş sergiler, gerektiğinde öfke yüklü olduğunu belirtirdi. Nitekim karşısında sigara içen birisini gördüğünde tepkisini ortaya koyarak "İçmeyin şu mel'unu, Firavun'un pisliğini" derdi. En iyi meziyetlerinden birisi güzel Kur'an okuyanı sever sayar, evinde misafir ederdi.

Hacı Abdullah Efendi'yi hayatında gördüğünü söylerdi. Hacı Abdullah Efendi, çarşıya çıkışında yüzüne perde çekermiş. Bunun yorumlaması evliyaların sır perdesi ihlâl edilmeyip ihlâsına mani olmasın diye keşif ehli böyle tedbirler alırlardı. Bu olaya zahiri gözle bakmamak lazımdır, dediğimde bana katılırdı.

Ramazan Efendi, bana Hacı Abdullah Efendi'nin şu sözünü de nakletti: Dört tekerlekli at arabalarını görünce şu tespiti yapardı. Arabanın ön tekerlekleri arka tekerleklerinden küçük olduğu için "Eyvah! Küçük kafalı insanlar iş başına geçecek" diyerek gelecek kuşaklara gönderme yapıyormuş.

Bir de latifesini anlattı: Komşusunun bir kız çocuğu dünyaya gelmiş, isim koydurmak için Hacı Abdullah Efendi'ye gider. Hacı Abdullah Efendi, "Maşallah Maşallah ömürlü olsun" deyip ismini koyunca çocuk sahibine "Evinin damına bir sancak dikmişsin." dermiş. Adamın üst üste dört beş kız çocuğu olunca komşusu yine isim koydurmaya gelince "Maşallah hayırlı, ömürlü olsun" deyince adamcağız "Şeyh Efendi, damımda sancak dikecek yer kalmadı" deyivermiş. Şeyh Efendi ise tebessüm etmiş.

GAZNEFERLERİN ALİ EFENDİ

Kazamızın yaşlı çınarlarından Gazneferlerin Ali Efendi merhum, Arasta içerisindeki dükkânında esnaf büyükleriyle bir çay sohbetinde şu olayı anlattı:

1923 veya 1924'lerde Seydişehir'e ilk defa bir Bakan geliyor. Bu Bakan o günün Münakalât Bakanı bugünün ise Ulaştırma Bakanı yanında Antalya Milletvekili Rasih Kaplan Akseki istikametinden Seydişehir'e geleceklerim bir telgrafla Hasan Baran'a bildirirler. Biz bu telgrafı alınca heyecanlandık. Zira Bakanı nasıl misafir edeceğiz telaşı içerisinde istişareye koyulduk. Sebebi ise bizim evlerimiz Bakan ağırlamaya müsait değildi. En iyi Hasan Baran'ın evi, bizim evlerden düzgün, orada misafir ederiz diyerek anlaştık.

Ulaştırma Bakanı ile Rasih Kaplan, şehrimize teşrif ettiler. Bugünkü çarşı ortasında yeni yapılan Belediye binalarının bulunduğu yerde iki katlı binanın balkonundan bizlere şöyle hitap etti: "Sayın Seydişehirliler! Size bir müjde veriyorum. Abdülhamit'in Eğirdir kazasına kadar getirdiği tren istasyonunu biz devam ettirerek Beyşehir-Seydişehir'den geçirerek Bozkır May boğazından Çumra'ya ulaştıracağız."

Bakanın bu vaadinden şunu anlıyoruz; Maden'in keşfi merhum Abdülhamit tarafından biliniyordu.

BİR HATIRA DA SADİ IRMAKTAN

Seydiharun Camii'nde görevliyken günlerden bir gün eski Belediye Başkanlarımızdan Nevzat Akbaş Bey'in Sadi Irmak'in camiyi ziyaret edeceğini söyleyerek anahtarını getirmemi istediler. Camiye gittim, Sadi Bey'e "hoş geldiniz efemdim" dedikten sonra kapıyı açtım. Sadi Bey, camiye girdiler, doğruca vaaz kürsüsüne yöneldiler ve şu tarihi olayı anlattılar:

Yunanlılar Anadolu'yu işgal edip Konya'ya kadar gelmekte olduğu şayiaları yayılmıştı. Ben o zaman on veya on iki yaşlarında falandım. İşte bu kürsüde bir vaiz efendi şöyle söylüyordu: "Muhterem cemaat korkmayın! Yunanlılar buraları ve yurdumuzu işgal edemeyecektir. Zira şu ayet bize bu müjdeyi veriyor." Biz bu Kur'an'ı indirdik, muhafızı da biziz". Bu ayetin lafzını okudu.

Sadi Bey, bundan sonra caminin sağ tarafındaki mezarlara yöneldi. Mezarın birindeki kitabeyi okuyunca "İşte benim üstazım" dedi. Bu kitabeleri Nevzat Bey, metruk halde oradan buradan toparlayıp buraya koydurduğunu söyledi.

Bundan sonra Sadi Bey'den söz istedim. "Efendim malum âlileriniz memleketimizde kışlar çok şiddetli geçiyor, lütfedip camimize kalorifer (ısıtıcı) yaptırılmasına delâlet buyurunuz" dedim. Bana "Vakıflar bu işlerle uğraşmıyor mu?" dedi. Başbakanlık ve Senato Başkanlığı yapmış bir Seydişehir büyüğünün bu sözü söylemesine çok üzüldüm.

 Önemli Uyarı:Âdem Atalay’a ait yazılar kendisinden izin almadan yazılı ve internet ortamında kullanılamaz.

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı