23 Nisan 2026, Perşembe
00:52
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

Rabbimiz Kur’an-i Kerim’de buyuruyor ki: “Siz insanlar için dünyaya getirilmiş en hayırlı ümmetsiniz. Çünkü siz iyiliği emreder, kötülüğü de önlersiniz ve Allah’a inanırsınız.” (1)

Bu ayet-i Kerim’e de dört meseleye dikkat çekiliyor. Hz. Muhammed’in (asm) ümmeti, en hayırlı ümmet olarak dünyaya getirilmiştir. Ancak hayırlı ümmetin vasıflarını da yine Rabbimiz kendisi belirlemiştir.

Bu şartlar sırasıyla şöyledir:

-BİR: Hayırlı ümmet.

Kİ: Allah’a inanmış olmak.

-ÜÇ: İyiliği yaymak.

-DÖRT: Kötülüğü önlemeye çalışmaktır.

Bu ayeti kerimeyi aksi manasıyla ile ele aldığımızda ortaya çıkan sonuç şudur: Bu üç şartı yerine getirmeyen, hayırlı ümmet olma vasfına sahip olamaz.

Bu ayet-i kerime’nin sosyal hayata bakan binlerce yönü vardır. Bunlardan bir/de iyiliği anlatmak ve kötülüğü önlemek için, koşan insanların hizmetine açılan yollardır.

Konumuzla ilgili olarak Ebu Hüreyre’nin (ra) rivayet ettiği bir Hadis-i Şerifte, Allah Resulü (sav) buyurdu ki:

Bir adam yolda yürürken, yol üzerinde bir diken dalına rastladı. Onu alıp dışarı attı. Cenab-ı Hakk bu davranışından memnun kalarak, onu mağfiret etti.” (2)

Bu ayet ve şu Hadis bize şöyle bir mesaj veriyor: İslam dini teorik bir din değildir. İslam dini hem teorik hem de pratiği olan bir dindir. İnsan hayatının bütün safhalarında da söz sahibidir. İnsan inandım demekle yetinemez. Eğer Allah’ın kendine yüklediği bu görevlerde ihmallik ederse, hem dünyada hem de ahirette çok büyük zarar eder. Akıllı insan böyle bir zararı göze alamaz.

İyiliğin en basiti dahi böyle faziletli olursa, biraz zahmetli olanı nasıl olur düşünmek lazım.

İşte bu nedenle aşağıdaki yazıyı kaleme alıyorum.

Almanya’dan Türkiye’ye izine geliyorum. Edirne’yi geçip Çanakkale’ye doğru yol alırken, Eceabat’a yaklaştığım sırada uzaktan baktım, yol yol değil de sanki karpuz tarlası idi. İrili ufaklı moloz taşlarla doluydu. Kamyonlarla toprağı getirip yola sermişler. Ben o yörenin yabancısı olduğum için oralarda başka alternatif yollar varsa da ben bilmiyorum. Eğer bu yol trafiğe kapalıysa barikat konulması lazımdı. Demek trafiğe kapalı değil diye düşündüm. Anlatacağım bu konuyu yazarken aklıma temel fıkrası geldi.

Temel gemide kaptanlık yaparken yolu kaybetmiş. Pusulaya bakmış o da bozukmuş. Temel yolculara, geminin pusulası bozuk pusula getirin demiş. Yolcular da temele pusula getiremeyeceklerini söylemişler. Temel onlara şöyle demiş: “öyleyse kelime-i şahadet getirin.” Ben de benim açımdan yapacak bir şey olmadığından, kelime-i şahadet getirerek düştüm yola. Eceabat’a geldiğimde benden önce Eceabat’a gelen biriyle karşılaştım. Yolun vazıyetiyle ilgili bir şeyler söylemek istedim. Meğer Adam da o yoldan gelmiş. Bana  “sorma o yolda benim egzoz kırıldı. Akşam saatlerinde buraya geldim. Her taraf kapalıydı, bu vaziyette yola devam edemezdim. Mecburen otelde kaldım. Şimdi arabayı yaptırdım da vapuru bekliyorum” dedi. Bereket versin benim arabama bir şey olmamıştı.

Şimdi soruyorum yetkililere, üç bin kilometrelik yoldan yorgun argın gelen bu adama bu çileyi çektirenden hesap sorulmasın mı? Bu adamın masraflarını kim karşılayacak? Burada yoksa bir başka diyar var, orada bu hesap görülecektir. Ben (sedişehirhaber) sitesinden sorumlulara sesleniyorum, bu işi ahirete bırakmayın!

SORUMLULAR ŞÖYLE DİYEBİLİRLER:

Efendim bizim bu konuyla ilgili kanuni düzenlemelerimiz var. Zarara uğrayanlar uğradığı zararın trafikten tescilini yaptırsın ve ilgili mercilere müracaat edip masraflarını alsın. Haydi, masraflarını tahsil etti, ya çektiği manevi sıkıntılar ne olacak? Kaldı ki yanılmıyorsam olay Manisa Salihli’de oldu. Kadın mahkemeyi öldükten on yedi sene sonra kazanmıştı!

Bu adam bir sene boyunca çalışmış. Türkiye’ye mahkemeyle uğraşmak için değil, akraba, eş ve dostlarıyla görüşüp stres atmak için geliyor!

Bizim anlatmak istediğimiz asıl mesele, bu köhne yol yapımına son verecek yeni usullerin getirilmesidir.

Kırk senelik Almanya hayatımda böyle bir yol yapım çalışması görmedim!

Gerçi eskiye göre Türkiye’de çok büyük bir gelişme görüyorum, fakat yeterli bulmuyorum.

ALMANYA’DA BU İŞ NASILDIR?

Yol çalışmalarının olduğu yerlerde en az on beş yirmi kilometre önceden uyarı levhası konur. Sonra belli aralıklarla sürücü uyarılır, sürücü uyarı levhalarının birini görmezse mutlaka diğerini görür. Çünkü uyarı işareti trafik levhalarına bir başka renkte işaretlenir. Eğer yolcunun gideceği istikamete alternatif yollar varsa, o yolun en kısasını numarasıyla birlikte işaretleyip sürücü oraya yönlendirilir.

Seydişehir’e bağlı Akçalar kasabasından gevrekliye gidiyordum. Kanal yapım çalışmaları vardı. Allah’tan yol üstüne bir barikat koymuşlar. Ama inşaatın bulunduğu yere, otuz metre ya var ya da yok işte o kadar. Tahmin ediyorum sonra o barikatı da birisi aralamış. Ben de her halde yol çalışması sona ermiş dedim ve yola girdim. Baktım ki kanal çalışması bitmemiş. Gece olsaydı belki durumu fark edemeyerek kanalın içine düşecektik. Barikatın açılması ister bilinçli yapılsın ister bilinçsiz düpedüz bir tuzaktır. Konya’dan bana gelecek bir misafirim vardı. Telefon edip Akçalar yolundan gelirseniz, yol üzerinde kanal çalışmaları vardır dikkat edin diye uyardım.

ALMANYA’DA NASILDIR?

Eğer yapılacak yol şehir dışında ise ve tamir yapılması için, mutlaka halkın hizmetine kapatılacaksa, o yolun yakınında da başka bir yol yoksa halkın hizmetine kapatılan yolun yanı başından geçici bir yol yapılıp üstü asfaltlanır ve halkın hizmetine sunulur.

Bundan önceki yazımızı okuyan değerli okuyucularımdan bir kardeşimiz şöyle diyor:

“Kıstas yaptığınız ülkelerde seçilenler, seçenler ilgili veya ilgisiz insanlar popülist değiller aradaki fark budur. Maalesef belediyelerimiz bu işleri bilmiyorlar ve işi bilmediklerini de bilmiyorlar, daha da garip olanı budur.”

Evet: aziz okuyucum çok yerinde bir tespit yapmıştır. Bir üçüncüsünü de ben ilave edeyim, birde kendilerini bilirim sanıyorlar. Asıl garibin de garibi budur.

Ben Seydişehir’de inşaat halindeki yolun üzerinde bulunan dükkânların bir kısmını dolaşıp sohbet ettim. Doğrusu kendimin yazar çizer sınıfından olduğumu söyleme cesaretini gösteremedim. Çünkü adamlar filozof gibi konuşuyorlar. Fethullah Gülen hoca efendi bir sohbetinde şöyle demişti: “Kardeşim sen bana kazanla kâl vereceğine kepçeyle hâl ver.” Yani bana laf ebeliği yapma, icraat göster demektir. Ecdadımız da “İştir kişinin aynası lafa bakılmaz” demiş. İnsanlarda söylem çok, ama söylemi eyleme dökme noktasında maalesef sıfırdan aşağı da bir rakam yok ki onu vereyim. Bu nedenle onlardan sıfırı esirgemeyeceğim. Bu zaman söylemleri eyleme dönüştürmek zamanıdır. Yalınız eylem yapmak, cam çerçeve kırıp dökmek değildir.

Saygı değer okuyucularıma, Almanya’da söylemler nasıl eyleme dönüşür, gelecek yazımda onu anlatacağım.

Kaynaklar:

(1) Âli İmran Suresi, 3/110

(2) Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi Prof. İbrahim Canan, Hadis NO, (181), cilt 1, Sayfa 407, Akçağ Yayınları, Feza Gazetecilik A.Ş; İST:

 

İletişim:

([email protected])

Tel: 0049206612107

Tel: 00491784701970

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı