Öğretmenlik mesleği kutsal bir meslek olmasına rağmen son günlerde öğretmenlere karşı yapılan yargısız infazlar sonucunda meslektaşlarımızın başına her gün bir olay geldiğini sosyal medya aracılı ile öğreniyoruz. Bu olaylar üzüntü vericidir. Eğitim ordusunun neferlerine destek olmak onların moral ve motivasyonlarını artırmak hepimizin görevi olmalıdır. Toplumu oluşturan bireyleri şekillendiren bu usta ellere saygı duymak ve onları sadece 24 Kasımlarda hatırlamamak gerektiğini düşünüyorum. Günümüzde icra ettiğimiz bu mesleği tartışma konusu yapan yaklaşımları hoş görmemiz mümkün değildir. Tabiî ki mesleği icra edenlerin kendilerini geliştirmesi için eğitim ortamları hazırlanmalı ve onlara bu ortamlara katılımlarının sağlanması için teşvik edici yaklaşımların benimsetilmesi gerekir. Öğrenmenin yaşı yoktur. Öğrenen ve öğreten bir toplum olmak için ise biraz merak ve cesaret gerektiğini herkes bilir. Ama kimse elini taşın altına koymak istemez. Koyan insanları da önce arkadaşları dışlar sonra bildik laf peşinden gelir. Bu ülkeyi sen mi kurtaracaksın!
Evet, ben kurtaracağım kardeşim. Bu ülke için, bu ülkenin çocuklarının geleceği için hayalleri olmayan hiç ama hiç kimse öğretmenlik yapmamalı. Bu ülkenin kurtuluşu bizim elimizde. Ona buna kızarak gelecek nesillerin yetişmesini engelleyici bir tavır alamayız. Buna hakkımız yok. Etrafımızda olan olaylara duyarsız kalamayız. Sosyal medya ile birlikte günlük hayatımıza giren olumsuz örnekler ve haberler moralimizi bozmuyor diyemeyiz. Ama olayları sebep sonuç ilişkisine göre değerlendirmeliyiz. Bir tarafta okulda darp edilen yönetici ve öğretmen arkadaşımıza sahip çıkmalı, öte tarafta üzerine okulda lavoba düşen Efe BOZ’UN acısını paylaşabilmeliyiz. Efelerin okulda başına bir şey gelmemesi için gerekli önlemleri almayanların yakasına hep beraber yapışabilmeliyiz. Bu yüzden meşakkatli bir işimiz var. Sorumluluk isteyen bir işimiz var. Ama devletimizin bize sunduğu imkânlarla da gelecek nesilleri yetiştirmek gibi ulvi bir görevimiz var.Mazeret üretmeden çalışmalı, her işte mazereti olanların kayığına binmemeli ve onlara açık denizde dümensiz kayıklarında iyi yolculuklar dilemeliyiz. İşte sevgili okurlar bizim meslek böyle. Dışarıdan baktığınız zaman ya bunlar akşama kadar çocuklarla oyun oynuyorlar. Ne iş yapıyorlar ki zaten on beş saat çalışıyorlar gibi laflara maruz kalan bu meslek mensupları kendilerine bu sözleri söyleyenlere yine muhabbetle bakarlar ama onları neden iyi bir vatandaş olarak yetiştiremedikleri için de kendi kendilerine biraz hayıflanırlar.
24 Kasımlarda günün anlam ve önemi; Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN millet mektepleri başöğretmenliğinin kabul edilişinin yıl dönümü olarak kutlanmasından kaynaklanmaktadır. Ama son yıllarda mesleğimizin onuruyla o kadar oynandı ki ben bir eğitimci olarak bu günün anlamını yitirdiği kanısındayım. Öğretmenlere zoraki kendi günlerinin kutlatılması bu günün tatil gününe denk geldiği bir zamanda bile insanların salonlara zoraki toplatılması, gerçekten günü anlam ve öneminden uzaklaştırıp insanların moralini bozduğunu bizzat gözlemliyorum. Öğretmenlerimiz; cefakârdır, onurludur. Verilen görevi her türlü şartta yerine getirir. Ama biraz da kendisine değer verildiğini görmek, hissetmek ister. Bu beklentisinde de haksızda sayılmaz.
Her şeye rağmen biz yine de günün anlam ve önemine binaen, ebediyete intikal eden vefakâr öğretmenlerimize Allahtan rahmet diliyor, halen ülkemizin zor tabiat şartlarında görev yapan saygıdeğer öğretmenlerimizin gününü kutluyor, sevdikleriyle sağlıklı ve mutlu bir ömür geçirmelerini Yüce Mevla’mdan temenni ediyorum.


