22 Nisan 2026, Çarşamba
21:17
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

İnsan nice zamanlar hitabet ile anlatamadığını kitabet ile anlatır. Söyleyemediklerini, haykıramadıklarını kelimelerle dillendirmek ister. Yazılarını hiç kimse okumasa dahi kelimeler şahittir ya ona… Bu işte kendisine yeter. Birde o “tevhid yazarı” ise… Eş Şehid olana, her şeye ve herkese şahit olana inanıyorsa… O’nun kendisinin her şeyine; yazısına, hayatına, maddesine ve manasına, yani kendisinin her lahzasına şahit olduğuna inanıyorsa bu o kula yeter. Allah’ın kuluna şahit olmasından daha büyük bir şehadet var mı ki bu âlemde? Nitekim sahip olmak için değil de şahit olmak için geldiğimiz bu âlemde kendisine en fazla şahit olunan Eş Şehid değilse başka kim olabilir ki? Kim…

Allah’a şahit olmamak için çırpınan hastalıklı yüreklerin sahipleri… Acaba onların Allah’a şahit olamadıklarını, O’nu müşahade edemediklerini dillendiren gözleri ölümü de mi görmüyor? Yoksa sadece bakıyor ama görmüyor mu? Yoksa ölümü bakmaya bile değecek kadar değerli bulmuyor mu? O kul belki inanmıyor gayba, hakikatin asıl ve büyük tarafına fakat Rabbi yine de hitap ediyor ona. Hakikati inkârı ön yargı haline getirerek görmeyen kul Rabbine şöyle nida ediyor hakikatin diğer yüzü olan ahirette: “Rabbim, ben gören biriyken beni niçin kör olarak kaldırdın?"(20:125) Ve Rabbi şöyle cevap veriyor kuluna: “Sana mesajlarımız gelmişti de sen onları gözardı etmiştin; ve bugün de aynen öyle gözardı edileceksin!"(20:126) Tüm bunlara inanmıyor musun ey kul? O zaman tüm bunları sor büyük dedene. Hani seni kucağından hiç indirmeyen, hep masallar anlatan, seni çok seven, hiç yanından ayırmayan sevgili dedeciğine. Soramam mı diyorsun yoksa? Yoksa deden şu an yanında değil mi? O seni hiç yanından ayırmamıştı oysa ki… Peki sen onu neden terk ettin? Yoksa… Öldü mü? Gerçekten deden öldü mü? Hani hiç elini bırakmayan, seni sevgisiyle ta yüreğinden okşayan deden artık yok mu? Peki annen ve baban? Seni yetiştirmek için canlarıyla ve mallarıyla mücadele etmişlerdi. Adeta onların cihadı sendin, onlar hayatlarını sana adamışlardı. Artık onlarda mı yok? Yoksa… Hayır hayır onlarda mı göç ettiler El Baki olanın ebedi yurduna? Peki sen şimdi neden kıvranıyorsun hasta yatağında? Doktorlar çok mu hasta dediler senin için? Yoksa sende mi artık ebedi yurdun yolcususun? Artık yaşlandığını mı fark ettin aynaların karşısında? Hey sana sesleniyorum ihtiyar nefesin sahibi! Nefsini mi kaybettin yatağında? Neden ses vermiyorsun? Seni uyandırmaya çalışıyorum neden uyanmıyorsun? Hem ellerinde çok soğuk? Ne o yoksa üşüdün mü sıkı sıkıya saklandığın battaniyelerin altında? Hala ses vermiyorsun? Neden? Hayır! Şu an neden ağlaşıyorlar çocukların ve torunların? Yoksa sende mi başladığın yolculuğa? Gerçekten öldün mü? Bırakıyor musun bu toprakları? Dur nereye gidiyorsun? Sana daha Kıyamet suresini okuyacaktım? İnsan ölmeden önce nasıl ölürmüş onu anlatacaktım? Ne güzelde tasvir ediyordu Allah yatağında kıvranarak, acı çekerek ölen kulu? Acaba o Er Rahman olanın, hep merhametli, en merhametli, tek merhametli olanın azabını nasıl celbetmişti? Sana tüm bunları okuyacaktım ve sen de ağlayacaktın be ey kul? Rabbinin hitabını yüreğin titreyerek… Şimdi nereye gidiyorsun? Nereye…

Rüyasında birkaç gün önce ölen küçük yeğenini gören teyzenin ne gördüğünü anlatayım. Belki bir okuyan, hislenen ve gözyaşlarına boğulan olur? Kim bilir… Rüyasında yüzündeki sevincini, yüreğindeki mutluluğunu gördüğü yeğenine teyzenin ilk sorusu:  “Abdussamed! Ölmek nasıl bir şey?” Küçük çocuğun cevabı ise yürekleri titretecek kadar muhteşem: “Uykudan uyanmak gibi…” Ve tüm heyecanıyla devam eder cennetin minik müdavimi: “Biliyor musun teyze öldüğümde benim canım hiç acımadı. Hem annem bize Allah’ı hiç anlatamamış! O bana o kadar cömert davrandı ki… Anlatamam. O öyle cömert öyle merhametli ki… Ve buraları öyle güzel öyle güzel ki…”

Bu rüya insanın içini titretmez mi? Titretir, titretti de. Teyzem yıllar önce küçük yaşta ölen ağabeyimi rüyasında gördüğünü ve yaşadıklarını anlatınca içim titredi, imanım arttı. Ağlamak istedim, fakat utandım.

Ölmek… Hani şair diyor ya “Ölüm güzel olmasaydı hiç ölür müydü peygamber?” Düşünüyorum… Ve heyecanla soruyorum kalbime “Ey Abdullah! Ey Allah’ın kulu! Sana bu ismi verenlere rahmet etsin Allah! Ölüm nasıl bir şey? Ölüm… Ölüm mü? Uykudan uyanmak gibi…

…ariamoneva…

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı