22 Nisan 2026, Çarşamba
19:30
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

İmam efende her zaman olduğu gibi, yine camiye gelip mahfile oturmuştu. Gençlerde antrenman dönüşü camiye gelmişlerdi, imamın mahfilde oturduğunu görünce bu fırsatı değerlendirelim dediler. Allah’a iman ve teslim olma konusunda imamdan bilgi istediler.

İmam, gençlere şöyle dedi:

-Hayat yolu bir hattı müstakim üzere gitmez. Yani yaşam yolumuz daima bir düzlükte devam etmez. Bazen düz, bazen inişli, bazen de yokuşlu olur. İnsan önüne gelen dik yokuşları çıkar, bazen de inişlere geçer. Bazen insan kontrolünün ötesinde, gelişen olaylara tanık olur. Bazen de tutarsız hareketleri yüzünden yolunun kesildiğini müşahede eder.

O vakit insan Allah’a tevekkül eder, şu hayat yolculuğunda emniyetle hâdiselerin dağlar büyüklüğündeki dalgaları içinde seyran eder.

Bütün ağırlıklarını Kadir-i Mutlak'ın kudret eline teslim eder. Rahatla dünyadan geçer, kabirde istirahat eder. Sonra ebedi saadete girmek için cennete uçabilir. Demek iman teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül iki cihanın saadetini kazandırır.

Eğer tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i safilîne düşmesine yardım eder.

İnsan bu hayat yolculuğunda her an, her şeyin olabileceğini düşünerek hayatı kabullenmelidir. Asıl olan inişlerde de yokuşlarda da ümitle yürümek, hadiselerin üstesinden sabırla gelmeye çalışmaktır.

Gerçek iman sahipleri zorlu, sıkıntılı olaylarda, asla ümitsizliğe kapılmazlar. Aksine, karşılaştığı olaylara sabırla mukabele eder ve Allah’a olan teslimiyetleri daha da artar. Sabırla metanetle Allah’a şükretmenin huzur ve mutluluğunu yaşarlar.

Kur’an-ı Kerim, onların bu vasfını şöyle dile getiriyor:

“Onlar öyle kimselerdir ki halk kendilerine: “Düşmanlarınız olan insanlar size karşı ordular hazırladılar, aman onlardan kendinizi koruyun” dediklerinde, bu tehdit onların imanlarını artırmış ve “Hasbunallah ve ni’me’l-vekil” “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!” demişlerdir.”(1)

Gerçekten samimi olarak iman edenler, Kur’an-ı Kerim’de tarif edildiği gibi Allah’ı tanır, Allah’ın kimseye zulüm etmediğini bilir.

Konumuzla alakalı olarak Rabbimiz bir başka ayeti kerimede şöyle buyurur.

“Hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Sevip arzu ettiğiniz bir şey de sizin için şerli olur. Gerçeği Allah bilir, siz bilmezsiniz” (2)

İnanan insanlar başlarına gelen her olaya hemen itiraz etmez. Çünkü insan karenin dörtte dördünü göremediğinden o olayın içyüzünü de bilemez. Ama iyi veya kötü her olayda Allah’ın kendisini Rahmetiyle kuşattığını ve nimetleriyle taltif ettiğini bilir.

O vakit imanı kavi olan insanlar âşık Yunus’un dediği gibi der:

“Hoştur bana senden gelen

Ya hilat-ü yahut kefen,

Ya taze gül yahut diken.

Kahrın da hoş, lütfun da hoş.”

Rabbimiz, bir diğer ayeti kerimede de şöyle buyurur:

“İnsanlar iman ettik dedikten sonra, kendi hallerine bırakılacaklarını ve imtihana tâbi tutulmayacaklarını mı sanıyorlar”? “Biz elbette kendilerinden önce yaşamış olanları denedik. Allah şimdiki müminleri de imtihan edip iman iddiasında sadık olanlarla, samimiyetsiz olanları elbette bilecektir.(3)

Cenab-ı Hak elbette kimin samimi ve kimin de sahte Müslüman olduğunu bilir. Fakat insanlar bu durumu bilmezler. Bunun için hayatı onlara yaşattırır ve yanlış yapanlara da sonucuna katlanmalarının lazım geldiğini de söylemeyi ihmal etmez!

Yüce yaratıcımız, bir diğer ayeti kerimede de şöyle buyuruyor:

“Hanginiz daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur.”(4)

Bu nedenle iman sahipleri ne kadar büyük zorluklarla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, tam bir teslimiyet, olgunluk, itidal, metanet ve dirayet sergilerler.

İnsan, Allah tarafından kendisinin denendiği bilinciyle hareket ederse en hayırlı sonuca ulaşır.

İnsanlar karşılaştığı sıkıntı ve zorluklarda ümidini kaybederse, her şeyini kaybeder. Ama ümidini korursa, kaybettiklerini yine kazanabilir…

Burada size bir olay anlatayım:

-Adamın birisi, çalıştığı tarlasından evine gelirken, düşmanları gecenin karanlığından istifade ederek adamın önünü kesip dövmeye başlamışlar. Adam mücadele etmişse de sonuçta bayılıp düşmüş. Onlar da öldüğünü sanarak götürüp susuz bir kuyuya atmışlar. Kuyuya atılan adam, oraya düşmenin etkisiyle ayılır. Düşmanları, birisi görüp durumu ihbar eder diye üstüne toprak atmayı ihmal etmezler. Düşmanlarının her toprak atışlarında adam bir silkinir ve toprağın üstüne çıkar. Böylece kuyunun ağzına bir miktar yaklaşmış olur. Adamın düşmanları, bu kadar toprak yeter daha onun burada olduğunu kimse fark etmez diye düşünürler. Düşmanlarının gittiğini fark eden adam da, kolayca tırmanıp kuyudan çıkar. Eğer onlar o toprağı atmasalardı adamın kuyudan çıkması imkânsızdı. İlk bakışta üzerine atılan toprak, onun için şer gibi görünse de sonucu hayır olmuştur.

İnsanın başına gelen bela ve musibetler/de böyledir. Mühim olan onların altından silkinip kalmaktır. Hâdiselere şöyle bakmak lazımdır. Bu olaylardan benim Rabbimin haberi olmaması imkânsızdır! Öyleyse başına gelen her olay tesadüf sonucu değildir. Bir Hakîm-i Rahim tarafından tecrübe ediliyoruz diye düşünmek ve bakalım O’ ne yapmak istiyor deyip seyre geçmektir.

Sevgili gençler konumuzu Çetin Hocanın kulübümüzün bahçesinde yaptığı tavsiyelerden birkaç cümle söyleyip mevzuu sonlandıracağım.

O, orada şöyle demişti:

-Ben başıma gelen o kazadan sonra, çevremdeki yalancı dostlarımın beni kendi halime terk etmesiyle, ümidimi yitirmiştim. Ondan sonraki hayatım âdeta ruhum ölmüş, cesedim yaşıyor gibiydi. Allah razı olsun sizin bu imamınız sayesinde ben yeniden dünyaya gelmiş gibi oldum. Artık ümit varım. Başladığımız bu işi en ileri safhalara taşıyacağız. Şehrimizin birinci takımı olduğumuz gibi, belki herkes tarafından alkışlanan uluslararası büyük bir takım olma ümidiyle çalışacağız.

Kaynaklar:

(1) Âli İmran Suresi, 3/173

(2) Bakara Suresi, 2/216

(3) Ankebut Suresi, 29/2

(4) Mülk Suresi, 67/2

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı