EYÜP SULTAN DİYARINDAN
HEMŞEHRİLERİMİN KANDİLLERİNİ TEBRİK EDERİM
Muhammed Aleyhisselamın getirdiği saadet-i ebediye müjdesi hemşehrilerime mübarek ve kutlu olsun!
Akşamları garip bir hüzün kaplar içimi, adını koyamadığım yıllarca. Sahipsiz kubbelerin kadim sakinleri güvercinlere takılırım bu saatlerde. Onlar da bu şehrin yabancısıdır benim gibi! Sabırsızlıkla akşamı beklerler alaca karanlıkta sır olmak için! Bu sırrı bilen bilir! Ne Eyüp Sultan’da, Ne Süleymaniye’de telaşla çırpınan kuşlar, bizim adını koyduğumuz canlılar değildir aslında.
Onlar aşk ülkesinin elçileridir birer birer.
Biri şemstir, biri mevlana, biri yunustur, diğeri geylan sultanı kim bilir daha niceleri…!
Her akşam dualarımızı, selamlarımızı sevgilinin diyarına taşırlar. Kutlu Ravza’ya giderler güvercin kanatlarıyla. Seher dualarında geri dönmek için bütün güvercinler akşamları karanlık basar basmaz sevgilinin köyüne giderler gibi!
Sonra ruhum kanatlanır serin servilerin, gece mavilerine karıştığı anlarda, ben de düşerim yaralı güvercinlerin peşine!
En sevgiliye dökülür bütün dertler, En sevgili ravzasında akşamla gelen kuşlardan ümmetinin selamını bekler.
***
Gün olur yola düşersen eğer
Ezan seslerinin gittiği yönde uzanır aranır en sevgiliye giden yollar!
Kandil gecelerinde sabahlayan mumların sönük ışıklarında aydınlanır yollar!
Kubbelere emanet edilmiş salavatlara açılır yollar
Mecnunların Leyla Leyla sesleriyle inler yollar
“Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl
Başını daştan daşa urup gezer avare su
Suya versin bağban gülzarı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzare su
Dest-bûsi arzusuyla ölürsem dostlar
Guze eylen toprağım sunun anınla yâre su”[1]
Onun dergahına coşkun akar gider sular!
Feryadını dinleyen göçmen kuşlardan sor yolu! Baharı bekle ağaçlarda O’nun adına açan güllerden kokusunu öğren! Aşk dilini öğren tomurcukların sesinden, meyvelerin özünden öğren sözündeki tatlılığı.
Seherde arşa yükselen gözyaşlarından kır çiçeklerine düşen şebnemlere aç kalbini!
Dağlarda inleyen seslere karış! Mağaralarda öğren aşkın yolunu. Hira’da yaktığı nurdan bu yana bütün mağaralar tanır O’nu.
Bağrı yanık pınarlara gönlünü ver. Aynı dili konuşur onlar, O rahmet pınarının sırları akar oluklarından. Hasret taşınmaz olunca kalplerde, coşkulu bir feryada dönüşür acı, sessiz gecelerde.
Sonra Gül Devrinin öncüsü alır götürür seni!
***
Çalabilseydim kapını “ey iki cihanın efendisi, ebedî sadetin habercisi
sosuz rahmeti keşfeden şerefli elçi
gökler ve yerler sultanının dellalı
ilahî isimlerde tecelli eden rahmetin habercisi
hilkat ağacının nurlu meyvesi
Ey nebiler sultanı, Hakk’ın parlak delili
hakikat kaynağı, hidayet güneşi, saadet vesilesi”
Düşebilseydim çöllerine hicret eder gibi, Tebük’ten döner gibi!
Bir yüzünü görseydim ! bir “"Şu sîmada yalan yok, şu yüzde hile olamaz!"” diyebilseydim..
***
“Ey ruhların sultanı, akılların rehberi, kalplerin sevgilisi!
vahşi bir çölde akılları, ruhları, kalpleri, nefisleri fethetmiş
inatçı kavimlere nur vermiş elçi!
medeni milletlere üstad etmiş kavmini”
Dönebilseydim bir akşam senin köyüne yorgun develerin peşinde ey en sevgili!
***
“Davasının ulviyetine yaraşır bir eda var
hakikata uygun pek yüce bir sada var,
ne korku ne terddüt ne telaş
gücünü haktan alan aldatmaz bir nida var
lisanında ötelerden haber var”
Goncalara adını fısıldayan saba rüzgarını işitebilseydim bir, “ey eba Türab! kalk” der gibi
***
Ey Arz üstünde durup, Arş-ı A‘zam’a el kaldıran zat
kainatın övüncü, insanlığın şerefi, varlık incisi
Bir seher vaktinde duana el kaldırıp "evet yâ Rabbena ver, biz de istiyoruz" diyebilseydim kapına sığınan garipler ve yetimler gibi!
***
Söz Sultanına yüce bir söz yaraşır,
“en güzel kelimeler O’na yükselir” ancak!
O’na güzel sözle sığınır kaçkınlar!
Af diyenler, yardım isteyenler
en güzel sözlerle gelirler ona Ka‘b b. Züheyr gibi
“Muhakkak ki Rasulullah Allah’ın nuruyla
hidayete ulaşılan keskin kılıçlardan bir kılıçtır”
dediği zaman
Yüce bir bağışlanma eseri olan cübbesi atılır üzerine!
***
Bir de Yahya Nazîm’i dilenirken gör o kapıda
Meddah olunca halık-ı arz u semâ sana
İns ü melek ne vechile kılsın senâ sana
Levlak hıtbesiyle olundu nidâ sana
Şah-ı Rusulsün oldu asker enbiyâ sana
Arzeyleyip bu beytile halim şehâ sana
Oldum kapında kase elinde bir geda sana
Bin cân olaydı kâşki ben dil-şikestede
Tâ her biriyle bin kez olaydım fedâ sana
(Seni medhe durunca arz ve semanın Halikı
“Sen olmasaydın bu cihanı yaratmazdım”
diyen Allah’a karşı
İnsanlar ve melekler nasıl övsün peygamberini
Rasullere şah oldun nebiler askerlerin
bu beyitle sana halimi arz etmeye geldim
şimdi elinde tas kapında bir dilenciyim senin
Bin can olaydı keşke şu gönlü kırık tende
Her biriyle bin kere kurban olaydı sana keşke)
***
Cömertlikte nisan yağmurlarına benzeyen sevgilinin kapısında
Gül devrine müşteri olmanız duasıyla bütün hemşehrilerim için Muhammed Aleyhisselamın getirdiği saadet-i ebediye müjdesi mübarek ve kutlu olsun!
Ramazan Balcı
Eyüp Sultan Diyarından


