22 Nisan 2026, Çarşamba
17:54
23.07.2025
Manşet Altı Reklam

EYÜP SULTAN DİYARINDAN

HEMŞEHRİLERİMİN KANDİLLERİNİ TEBRİK EDERİM

Muhammed Aleyhisselamın getirdiği saadet-i ebediye müjdesi hemşehrilerime mübarek ve kutlu olsun!

 

Akşamları garip bir hüzün kaplar içimi, adını koyamadığım yıllarca. Sahipsiz kubbelerin kadim sakinleri güvercinlere takılırım bu saatlerde. Onlar da bu şehrin yabancısıdır benim gibi! Sabırsızlıkla akşamı beklerler alaca karanlıkta sır olmak için! Bu sırrı bilen bilir! Ne Eyüp Sultan’da, Ne Süleymaniye’de telaşla çırpınan kuşlar, bizim adını koyduğumuz canlılar değildir aslında.

Onlar aşk ülkesinin elçileridir birer birer.

Biri şemstir, biri mevlana, biri yunustur, diğeri geylan sultanı kim bilir daha niceleri…!

Her akşam dualarımızı, selamlarımızı sevgilinin diyarına taşırlar. Kutlu Ravza’ya giderler güvercin kanatlarıyla. Seher dualarında geri dönmek için bütün güvercinler akşamları karanlık basar basmaz sevgilinin köyüne giderler gibi!

Sonra ruhum kanatlanır serin servilerin, gece mavilerine karıştığı anlarda, ben de düşerim yaralı güvercinlerin peşine!

En sevgiliye dökülür bütün dertler, En sevgili ravzasında akşamla gelen kuşlardan ümmetinin selamını bekler.

 

 

 ***

Gün olur yola düşersen eğer

 

Ezan seslerinin gittiği yönde uzanır  aranır  en sevgiliye giden yollar!

Kandil gecelerinde sabahlayan mumların sönük ışıklarında aydınlanır yollar!

 Kubbelere emanet edilmiş salavatlara açılır yollar

                  Mecnunların  Leyla Leyla sesleriyle inler yollar

“Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl

Başını daştan daşa urup gezer avare su

Suya versin bağban gülzarı zahmet çekmesün

Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzare su

Dest-bûsi arzusuyla ölürsem dostlar

Guze eylen toprağım sunun anınla yâre su”[1]

Onun dergahına coşkun akar gider sular!

Feryadını dinleyen göçmen kuşlardan sor yolu! Baharı bekle ağaçlarda O’nun adına açan güllerden kokusunu öğren! Aşk dilini öğren tomurcukların sesinden, meyvelerin özünden öğren sözündeki tatlılığı.

Seherde arşa yükselen gözyaşlarından kır çiçeklerine düşen şebnemlere aç kalbini!

Dağlarda inleyen seslere karış! Mağaralarda öğren aşkın yolunu. Hira’da yaktığı nurdan bu yana bütün mağaralar tanır O’nu.

Bağrı yanık pınarlara gönlünü ver. Aynı dili konuşur onlar, O rahmet pınarının sırları akar oluklarından. Hasret taşınmaz olunca kalplerde, coşkulu bir feryada dönüşür acı, sessiz gecelerde.

Sonra Gül Devrinin öncüsü alır götürür seni!

***

Çalabilseydim kapını “ey iki cihanın efendisi, ebedî sadetin habercisi

sosuz rahmeti keşfeden şerefli elçi

gökler ve yerler sultanının dellalı

ilahî isimlerde tecelli eden rahmetin habercisi

hilkat ağacının nurlu meyvesi

Ey nebiler sultanı, Hakk’ın parlak delili

hakikat kaynağı, hidayet güneşi, saadet vesilesi”

Düşebilseydim çöllerine hicret eder gibi, Tebük’ten döner gibi!

Bir yüzünü görseydim ! bir “"Şu sîmada yalan yok, şu yüzde hile olamaz!"” diyebilseydim..

 

***

“Ey ruhların sultanı, akılların rehberi, kalplerin sevgilisi!

vahşi bir çölde akılları, ruhları, kalpleri, nefisleri fethetmiş

inatçı kavimlere nur vermiş elçi!

medeni milletlere üstad etmiş kavmini”

Dönebilseydim bir akşam senin köyüne yorgun develerin peşinde ey en sevgili!

 

***

“Davasının ulviyetine yaraşır bir eda var

hakikata uygun pek yüce bir sada var,

ne korku ne terddüt ne telaş

gücünü haktan alan aldatmaz bir nida var

lisanında ötelerden haber var”

Goncalara adını fısıldayan saba rüzgarını işitebilseydim bir, “ey eba Türab! kalk” der gibi

***

Ey Arz üstünde durup, Arş-ı A‘zam’a el kaldıran zat

kainatın övüncü, insanlığın şerefi, varlık incisi

Bir seher vaktinde duana el kaldırıp "evet yâ Rabbena ver, biz de istiyoruz" diyebilseydim kapına sığınan garipler ve yetimler gibi!

***

 Söz Sultanına yüce bir söz yaraşır,

 “en güzel kelimeler O’na yükselir” ancak!

O’na güzel sözle sığınır kaçkınlar!

Af diyenler, yardım isteyenler

 en güzel sözlerle gelirler ona Ka‘b b. Züheyr gibi

“Muhakkak ki Rasulullah Allah’ın nuruyla

 hidayete ulaşılan keskin kılıçlardan bir kılıçtır”

dediği zaman

Yüce bir bağışlanma eseri olan cübbesi atılır üzerine!

 

 

***

Bir de Yahya Nazîm’i dilenirken gör o kapıda

 

Meddah olunca halık-ı arz u semâ sana

İns ü melek ne vechile kılsın senâ sana

Levlak hıtbesiyle olundu nidâ sana

Şah-ı Rusulsün oldu asker enbiyâ sana

Arzeyleyip bu beytile halim şehâ sana

Oldum kapında kase elinde bir geda sana

 

Bin cân olaydı kâşki ben dil-şikestede

Tâ her biriyle bin kez olaydım fedâ sana

 

(Seni medhe durunca  arz ve semanın Halikı

“Sen olmasaydın bu cihanı yaratmazdım”

 diyen Allah’a  karşı

İnsanlar ve melekler nasıl övsün peygamberini

Rasullere şah oldun nebiler askerlerin

bu beyitle sana halimi arz etmeye geldim

şimdi elinde tas kapında bir dilenciyim senin

 

Bin can olaydı keşke şu gönlü kırık tende

Her biriyle bin kere kurban olaydı sana keşke)

 

 

***

Cömertlikte nisan yağmurlarına benzeyen sevgilinin kapısında

 

Gül devrine müşteri olmanız duasıyla bütün hemşehrilerim için  Muhammed Aleyhisselamın getirdiği saadet-i ebediye müjdesi mübarek ve kutlu olsun!

 

Ramazan Balcı

 

Eyüp Sultan Diyarından

 



[1]Fuzulî Su Kasidesi

ICERIK_ARASI Reklam Alanı
Etiketler: #yazilar
SOL1 Reklam Alanı

YAZARIN DİĞER MAKALELERİ

Mobil Üst Reklam
ALT1 Reklam Alanı